Yıldızı parlayan adam!

A -
A +

Bizi şımartmayın!" diyordu, Kadköy'deki Lazio zaferi sonrası kendisini ayakta alkışlayan medya mensuplarına, yıldızı parlayan adam!

Oysa, "Nasıl buraya geldik, hiç düşündünüz mü?" diye sormalıydı. 
..Ve, ilginçtir, ilk defa "tebessüm" ediyordu.
Gayri ihtiyari, "Böyle daha güzel!" deyivermişim gözünün içine bakarak Aykut Kocaman'a.
Bir an boş boş baktı ve sonra o "soğuk duruş"a geçti; ne kadar da itici.
Hani, içerde biz alıştık ama ya dışarısı?
Diyeceğim şu, yıldızı parlayan adamın yüzü güleç olmalıdır.
Çünkü yüzler kalbin aynasıdır!


Nerede altıncı?
Sistemden beslenenler sistemi eleştiremezlermiş!
Soruyorlar; "F.Bahçe mi, G.Saray mı hangisi şampiyon olacak?"
Ne cevap vereyim güneşi gördüğünde eriyen kartopu gibi bir hiçin hikayesini mi anlatayım.
Hayır, iki takımlı yarışa keşke 4 - 5 kulübümüz daha katılabilmiş olsaydı da o yüksek rekabetin heyecanı son haftaya kadar sürseydi?
Ama ne mümkün? Hasretiz. 
Kanaatim, F.Bahçe'nin şampiyonluğa daha yakın olduğu, gerekçeleri bende saklı. 
Düşünün; Katar'a gitmeyenler, 'yıldız' adı altında Türkiye'ye geliyor.
Yönetim anlayışımız, 'Ben yaptım oldu'dan öte gidemiyor.
Amigoların 'Büyük Başkan' tezahüratları yönetenlerin başını döndürüyor. Kulüpleri borç sarmalının içinde. Sonra, dosyaları FIFA'da olup da Avrupa'da yarışma ve transfer yasağı getirilen kulüplerimizin sayısı o kadar çok ki...
Sahi Kocaelispor, A.Gücü, Göztepe, Malatyaspor, Vanspor'un geldikleri yere bakın.
Sahi var mı böyle bir çiftlik dünyanın bir başka ülkesinde? 
Neymiş; "Şampiyon hangisi olur"muş!
Ahh!.. 1, 2, 3, 4; F.Bahçe, G.Saray, Beşiktaş, Trabzonspor ve zorlayarak  5.si Bursaspor, var mı şampiyon olan altıncı bir takım, hayır ama olmalı. 
Dönme dolap gibi aynı dairenin etrafında dolaşmaktan başımız döndü, yeter artık. 

Stratejik işbirliği 
En güçlü kim?
Flamalar, film şeridi gibi; Real Madrid, Barcelona, Juventus, M.United değil özlemini duyduğum. 
Onlarla yarışacak bizim kulüplerimiz, bizim insanımız.
Fakat? Onlar da Okyanus'ta yarışmak yerine vizyonsuzluk yüzünden dereyi geçemiyor.
Yazık.
Rekabet; sadece rakibe 'üstünlük sağlamak' değil sürdürebilir gelişimi, büyümeyi, toplam kaliteyi artırmayı amaçlar.
Aksi takdirde bizdeki renk körüne döner ki, bu fanatizmi körüklemekten kaos, kriz ve holiganizmden öte bir işe yaramaz. 
Oysa 'spor' kısıtlı değerlerle tarif edilemeyecek kadar büyük manalar içerir. 
Ne gibi mi, sadece 'yarışmak' değildir spor; yarışırken temsil, tanıtım, diplomasi, iktisat, çevre, kültür - sanat alanında gelişimi esas almaktır. 
Dahası; kulüpler, ülkeler, insanlar arasında kaynaşmayı ön gören ve birbirinin varlığından güç alacak ortak stratejiler geliştirmeyi amaçlayan sosyalleşme vasıtasıdır. 
Peki, stratejik işbirliğinden ne anlamalıyız? 
Altyapısı gelişmiş ülkelerin birikiminden yararlanmak mı, öyleyse...
Şimdi niçin anlatıyorum ki bunları?
Malum, ufukta bir F.Bahçe - G.Saray derbisi var ya. 
Üzülerek müşahade ediyorum ki, bazı marijinaller sanki bu derbi bir daha hiç oynanmayacakmış gibi anlamsız bir ruh haline kaptırmışlar kendini de onun için. 
Halbuki, bunun ne o kulüplere ne taraftara ne de ülke futboluna bir faydası olur. 

MIHLAMA
Ne olacak şimdi? 
Gözümüzü, kulağımızı, ağzımızı kapattık.
Derin bir sessizlik.
Peki niçin?
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.