Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek "Vatandaşımız hayat pahalılığından şikâyette haklı. Enflasyon özellikle sabit ve dar gelirlileri vurur. Vatandaşımız müsterih olsun, köklü bir çözüm peşindeyiz. Bu sene enflasyonu yüzde 30'un altına çekmeyi ve gelecek sene ise tek hanelere doğru indirmeyi planlıyoruz” dedi.
Evet olay tek kelime ile enflasyon değil hayat pahalılığı… Ocakta TÜFE yüzde 5,03 yıllık bazda yüzde 42,12 arttı. Ancak çarşı pazardaki fiyatlar, bunun yaklaşık iki katı yükseldi. Yani halkın sürekli tüketim maddeleri olan gıda harcamaları cep yakıyor. Et, süt, yumurta, bakliyat, sebze, meyve fiyatları karşısında sabit gelirli vatandaş büyük sıkıntı içinde. Enflasyon ile pahalılık, fiyat artışı, fakirlik kavramları birbirlerine karışır. Enflasyon, parasal artışın, mal ve hizmet arzındaki büyümeden daha hızlı artmasıdır. (2 ekmek üretiliyor. Buna karşılık piyasada 2 birim para var. Her bir ekmek 1 birim paraya satılır. 2 ekmek üretilirken, piyasada 3 para birimi varsa, her bir ekmek 1,5 para birimiyle alıcı bulur. İşte bu kabaca enflasyondur. Tersi bir durum ortaya çıkarsa, piyasada 2 birim para var iken, ekmek üretimi 2’den 4’e çıkmış olsa, bu defa ekmek üretenler ya her bir ekmeğini 1/2 para birimine satmaya razı olur. Ya da satamaz.)
Pahalılık, kişinin gelirinin, fiyat artışlarının gerisinde kalmasıdır. Pahalılık görecelidir. Gelirini fiyat artışlarından daha çok artıran için (enflasyon da olsa, fiyatlar da yükselse) pahalılık yoktur. (Kişinin geliri 1.000 lira. Ayakkabı 1.000 lira. Bir yıl sonra ayakkabı 1.500 lira oluyor. Kişinin geliri 1.000 lirada kalıyorsa o kişi için ayakkabı pahalanmıştır. Ama kişinin geliri 2.000 lira olmuşsa, ayakkabının 1.500 liraya satılmasına rağmen, pahalılık yoktur. Fiyatlar mutlaka enflasyonla artmaz. Girdi fiyatı yükselir. Üretim teknolojisi değişir, model değişir, bir malın fiyatı artar. Kuraklık olur, ürün yetişmez, fiyatlar artar. Talep yoğunlaşır, fiyat artar. Satıcılar çok defa fiyatlar düşmesin diye ürünleri stoklar. Piyasaya verdiği miktarı azaltır, böylece fiyatların yüksek kalmasını sağlar. Bunlara ne derseniz deyin, zihniyet bu. Genel anlamda fakirlik, ülkenin millî gelirinin (ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal-katma değerinin) nüfus artışının gerisinde kalmasıdır. Nüfus binde 3,4 artarken, ülkede millî gelir büyümesi yüzde 5,7 olmuşsa o ülkede halk fakirleşmemiş zenginleşmiştir.
Merkez Bankasının verilerine göre, Türk halkı geleneksel olarak finansal olmayan varlıklara özellikle altın ve konuta yöneliyor. 2024 yılı itibarıyla hanehalkının toplam finansal varlık stoku 505 milyar dolar seviyesindeyken, kiradaki konutların değeri 701 milyar dolar, yastık altındaki altın birikimlerinin tahminî değeri ise 311 milyar dolar olmuş… Ama gelir dağılımına bakıldığında en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 0,6 puan azalarak yüzde 48,1 oldu. En düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun aldığı pay ise 0,2 puan artarak yüzde 6,3 oldu. Ayrıca bu grubun geliri asgari ücret düzeyinde kaldı. İşte bu dağılım halkın büyük bölümünün pahalılık altında ezildiğini gösteriyor. Enflasyonun da, pahalılığın da, fiyat artışlarının da, fakirliğin de ilacı üretmektir. Üretim parasal büyüklükten daha hızlı artırılırsa, bolluk olur. Arz talebin üzerine çıkacağından (talep enflasyonu olmaz) Ama üretim de artsa bunu halka yansıtmıyorlar, stokta tutuyorlar. Ne yapmalı? Kesin çözüm: Dar gelirlinin ücretleri arttırılmalı, Ticaret Bakanlığı ana gıda maddelerindeki fiyatları NARHA bağlayarak en az 8 ay süreyle sabitlemeli. Ne uyarıdan ne kontrolden ne para cezasından anlamayanlar başka türlü yola gelmez.
Necmettin Batırel'in önceki yazıları...
Nüfus 3gelir 5 artmışsa ancak aradaki fark yüzde 5 in elinde toplanmışsa halk yerinde saymıştır,ancak durum böyle değilde aradaki 2 farka ilave bir miktar emme basma tulumba gibi zenginlerin cebine aktarılıyorsa bu halkın fakirleşmesi demek ve bu ülkede olanda bu