Uyuşturucuyla Mücadele Bakanlığı!

A -
A +

Türkiye öylesine bir suç ve suçlular bataklığına doğru gidiyor ki anlamak mümkün değil. Asırlarca dünyaya ahlak dersi vermiş bir milletin evlatlarının acınası hâlini neredeyse film şeridi gibi izlemeye başladık. Birkaç yıldır TV’lerde aile programlarında ortaya çıkarılan bir kısım vakalar aile kurumumuzun büyük bir çatlak yaşadığını gösteriyordu. Şimdi ise her gün görmekte olduğumuz hadiseler, insanın kanını donduracak cinsten olmaya, günlerce insanımızı meşgul etmeye ve psikolojisini mahvetmeye başladı.

 

AB Konseyi'nin dikte ettiği ülkemizde FETÖ projesi olarak devreye sokulan İstanbul Sözleşmesi’nin etkileri birkaç yıl içinde büyüdü. Sözleşme üç yıl önce kaldırıldı ise de 6284 No.lu kanunla etkileri aralıksız sürmeye devam etti. "İstanbul Sözleşmesi ve 6284 No.lu kanun yaşatır" tezi kadar, çürük, mesnetsiz ve tam tersi tezahür eden bir slogan görülmedi...

 

Toplumsal şiddette sadece kadını esas alan, kadının beyanını mutlak doğru olarak kabul eden bu zihniyet aile içine fesat bulaştırmaya devam etti.

 

Düşünün. Geçtiğimiz hafta Semih Çelik adında bir şahıs iki kızı hunharca öldürerek intihar etti.

 

Haklı olarak sosyal medyada bu kişi lanetle anılırken niceleri de anne ve babayı suçladılar. Oysa kızların uzun bir süredir çeşitli aralıklarla o gençle birlikte oldukları çeşitli beyanlarla ortaya çıktı. Hatta aileler bunun önünü alabilmek uğruna mücadele de vermişler.

 

Peki anne ve baba kızlarına, şayet biraz sert davransalar, kızlar da "ailemiz bizi istediğimiz kişilerle görüşmeye mâni oluyor, bize şiddet uyguluyor" diye sosyal mecralarına servis etselerdi neler olurdu bir düşününüz!

 

Bu defa tam tersi bir şekilde sosyal medya ana babayı lince tabi tutardı. Katil kişi en sempatik hâliyle gösterilebilirdi.

 

Anne babalara "çocuklarınıza nasihat dahi edemezsiniz!" diye şartı bulunan İstanbul Sözleşmesi, fırsattan istifade ile şu anda muhalefetin yine baş gündeminde yerini almaya başladı. Cumhurbaşkanına yeniden kabul ettirebilmek için ciddi bir çalışmanın içerisine girecekler.

 

Oysa İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı tarafından yırtılmasına rağmen etkinliğini yitirmedi. Zaten onun uygulaması olarak duran 6284 No.lu kanun durduğu müddetçe de etkisi ortadan kalkmaz!

 

Bu durumu İstanbul Sözleşmesini getirmek için tekrar çağrıda bulunan Özgür Özel de dile getirmiş ve konuşmasında bu durumu, “İstanbul Sözleşmesi fiilen kalkmış değildir” sözüyle ifade etmiştir. Demek ki İstanbul Sözleşmesi öldürmeye devam ediyor! 6284 No.lu kanun olduğu müddetçe de devam edecektir.

 

Anne babaların elleri bağlı durumdadır. Mahkemelere göre suç ve suçlunun cezası nedir kimse anlamamaktadır. Defalarca suç işlemiş kişiler halkın arasında ölüm makinası gibi gezmektedir. Aileler yalnız başına kalmaktadır. Uyuşturucu ile mücadele maalesef gittikçe zayıflamaktadır. Uyuşturucu kullanma yaşı gittikçe düşmektedir.

 

Ana muhalefet partisi lideri uyuşturucu ile mücadele için alkolün ucuzlamasını isteyecek kadar rotayı kaybetmiştir. Sarhoş bir insanın bütün kötülüklere açık olacağını hiç hesap etmemektedir!

 

Evet ortaya çıkan bir cinayeti aylarca konuşurken bataklığın gittikçe önü alınamaz bir tarzda büyüdüğünün farkına varamaz olduk maalesef.

 

 

Alkol ve uyuşturucu bataklığı

 

 

Kesinlikle görülüyor ki ülkemiz gittikçe bir alkol ve uyuşturucu bataklığına doğru gitmektedir. Bu bataklığı akıl ve bilimin ışığında, millî ve manevi değerlerimizden aldığımız ilhamla ve bilge isimlerin tavsiyeleri ile acilen kurutma çarelerini aramak mecburiyetindeyiz.

 

Millî Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet ve Aile Bakanlıkları müştereken bu konuda çalışma başlatmalı ve acil eylem planları hazırlamalıdır. Gün geçmiyor ki yeni bir kötü haber almayalım. Bebeklerimiz, kızlarımız, kadınlarımız alkol ve uyuşturucunun etkisinde kalan canavarların vahşice işlediği cinayetlere kurban gidiyor. Bu gidişe artık dur denilmelidir.

 

Bağımlılık gibi yaygın bir sorun ile mücadelede başarı, ancak birlikte vereceğimiz bir çalışma ile mümkün olacaktır. Bu işin içine toplumun ne kadar geniş kesimini katabilirsek, o kadar başarılı oluruz…

 

Uyuşturucu belası beraberinde hırsızlık, taciz, tecavüz, gasp, yaralama, cinayet, fuhuş vb. birçok problemi beraberinde getirmektedir. Öyleyse bu probleme getireceğimiz çözümlerle başka birçok alanda pozitif sonuçlar elde edeceğiz.

 

Şurası muhakkak ki bu tip problemlerde öncelik eğitim olmalıdır. Eğitim ise sadece okullarda değil ailelerde de verilmelidir. Özellikle sıkıntı yaşayan yardım isteyen aileler ile derhal ilgilenilmelidir. Çözüm konusunda yol gösterilmelidir.

 

Dolayısıyla bu gittikçe büyüyen ve önü alınamayan bataklık ancak disiplinli bir eğitim ve takibat ile kurutulabilir. Aksi hâlde çok meselede olduğu gibi sadece günü kurtarmış oluruz. Aslında bu konuda günü kurtarma devri de geçmiş bulunmaktadır. Yangın büyüdükçe nasıl önü alınamaz bir hâle geliyorsa burada da sonuç her gün daha beter olacaktır.

 

Bunlarla nasıl mücadele edilir diye kafa yorarken İzzet Durak Bey’in “Uyuşturucuyla Mücadele Bakanlığı” adlı bir kitabı elime geçti.

 

Kendisini tanımam. Kim diye kısa bir araştırma yaptım. Halen hâkimlik mesleğine devam eden bir hukukçu olduğunu öğrendim. “Suç Öncesi ve Sonrası Suçlu Psikolojisi”, “Dolandırılmanın Dayanılmaz Hafifliği” gibi dikkat çekici kitapları yanında, daha birçok eseri var.

 

 

Terör örgütlerinin en büyük silahı

 

 

İzzet Bey uyuşturucuyu, Türk gençliğini hedef alan terör örgütlerinin en büyük silahlarından biri olarak belirtirken bütün ailelerin bu tehdidin altında olduğunu vurgulamış ve şöyle demiştir:

 

“Toplumdaki genel kanı uyuşturucunun ‘sadece belli bir kesimin sorunu, benim çocuğum bulaşmaz’ şeklinde. Uyuşturucu, 'Ya çok zengin ya da bölünmüş ailelerin çocuklarının bulaştığı bir sorun' diye düşünülür. Oysa bu illetin sınıf ayrımı yoktur... Çocuk ilk hedef... Çocuk ilk bilgilerini aile içinde alıyor. Sonrasında okul ve öğretmen çok önemli. Polise gelindiğinde ise epey geç kalınmış olabiliyor. .. Geçimlerini uyuşturucu satarak sağlayanlar, kazançlarının devamı için gençleri uyuşturucuya alıştırmaya çalışırlar. Önceleri parasız verdikleri maddeyi, alışkanlık başladığında parayla satarlar. Para bulamayan genç, biraz uyuşturucu karşılığında istenilen her şeyi yapmak zorundadır artık... Maddeye yönelen çocuklarda ya da gençlerde ayrıca ‘acıma duygusunun az olduğunu’ görüyoruz. Acıma duygusu az olan 'ben merkezci' kişiler daha büyük risk taşıyorlar. Sadece kendi çıkarını düşünen kişiler, başkalarının üzülmesini önemsemezler..."

 

Kitapta nasıl başladılar sualinin de onlarca çeşidi var. Bunlardan çarpıcı iki tanesi şu şekildedir:

 

“Bir kız arkadaşım esrarı, bir kız arkadaşım extacy’yi, bir başkası da bonzai’yi denetmişti. Kurtulmak istiyor, kurtulamıyordum. İntihar etmeyi düşünüyor, ona da cesaret edemiyordum. Her gece yalvarıyordum Allah’a ‘al canımı’ diye. Babam benim yüzümden kalp krizi geçirdi. Sekiz sene boyunca ailemi ne kadar üzdüğümü hiç düşünmedim. Çünkü uyuşturucu vicdanımı da öldürmüştü...”

 

“Sorunlu geçen ergenlik dönemimin ardından psikiyatri uzmanına giderek ilaç kullanmaya başladım. Daha sonra üniversitede uyuşturucu madde ile tanıştım. Madde kullanımına başlarken, diğerleri gibi olmadığıma, kendimi kontrol edebileceğime inanıyordum. Ama çok yanılmışım. Hiç kimse uyuşturucu karşısında kendisini kontrol edemez. Kontrol aşaması başlayana kadardır. Bulaştıktan sonra irade olmaz...”

 

Bu konuda daha pek çok eserin olduğunu biliyorum. Ancak hem hukukçu hem de hâkimlik mesleğinde bulunan sayın İzzet Durak Bey’in eseri, uyuşturucu ile mücadelede çok önemli bir yol gösterici olacaktır. Başta bakanlık yetkilileri olmak üzere milletimize uyuşturucu konusunda uyarıcı olan bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Yine bu eser Millî Eğitim Bakanlığımızın eğitim müfredatında yer alması gereken başyapıtlardan olmalıdır.

 

Bataklığı ancak eğitimle kurutabiliriz. Bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri avlamak canlarımızı kurtarmaya yetmeyecektir.

 

Açıkçası yaşamak ve yaşatmak için uyuşturucuyla mücadele devletimizin birinci vazifesi olmalıdır. Gençliği kaybetmek ülkemizin geleceğini yok etmektir.

 

 

TEFEKKÜR

 

 

Kapılma dehrin iğfâlâtına ahlâk bahsinde

 

Sana ol fende vicdânın yeter üstâd lâzımsa

 

                                                         Ziyâ Paşa

 

(Ahlak konusunda zamanın ayartmalarına kapılma

 

Sana o sanatta vicdanın yeter, üstat lazımsa.)

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
ibrahim ethem MARAŞLI11 Ekim 2024 13:54

değerli Hocam Uyuşturucu bence bir BEKA meselesidir,Milli eğitim bi an önce eğitim müfradatına ,uyuşturucu ve alkolle mucadele nasıl yapılır değerli hocalarımızın kitaplarından çocuklarımızı ilkokuldan itibaren zararlarından bilgilendirmek lazım geçte olsa kalan sağlar bizim gençliğimizindir,Allah y

Yalınız Efe11 Ekim 2024 09:54

Yöneticilerimizin gerekli tedbirleri alması lazım idi.