Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın başlamasının üzerinden tam üç yıl geçti. Başından itibaren AB ülkeleri Ukrayna’nın yanında yer aldılar. ABD Başkanı Biden da AB ülkelerine ve Ukrayna’ya çok güçlü bir destek verdi. Rusya’nın yaptırımlar yüzünden diz çökmesi ve silah desteği verilen Ukrayna’nın cephede zafer kazanması umuluyordu. Bilhassa İngiltere ve Fransa Ukrayna’nın zaferinden o kadar eminlerdi ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın barış diplomasisini bile sabote ettiler. Dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Türkiye’nin Rusya’yla bir araya getirdiği Ukrayna’yı müzakere masasından nasıl kaldırdıklarını hatıratında tafsilatıyla anlatıyor.
İşler Avrupalıların planladığı gibi gitmedi. ABD Başkanı Trump’ın yaptığı yeni açıklamalara bakılırsa, Ukrayna’ya verilen yüz milyarlarca dolarlık yardımın en az yarısı amaçları dışında kullanılmış. Başka bir deyişle birileri söz konusu paraları “buharlaştırmış”. Rusya karşısında çok büyük kayıplar vermesine rağmen Ukrayna cephede bir başarı kazanmaya muvaffak olamadı. Üç yıllık süreçte Rusya adım adım Çin’e yaklaştı. Yani jeopolitik dengeler açısından bakıldığında, Transatlantik ittifakın Rusya karşısındaki pervasız duruşu, Çin’in stratejik gücünü artırmasına yol açtı.
Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla üç yıllık hesap tepetaklak oldu. Başkan Trump, sadece Ukrayna’ya desteği kesmekle kalmıyor; Zelensky’yi “seçimden kaçan bir diktatör” ve “vasat bir komedyen” olarak nitelendiriyor. Dahası, Ukrayna’ya verilen yardımların hesabını soruyor. “Paramızı geri istiyoruz” diyor. Ukrayna’da bulunan nadir element madenlerinin ABD tarafından işletilmesini teklif ediyor.
Geçtiğimiz hafta yapılan G-7 Zirvesi’nden önce ABD ve Rusya dışişleri bakanları Riyad’da görüştüler. Bu toplantının Trump-Putin zirve toplantısına bir hazırlık mahiyetinde olduğu anlaşılıyor. G-7 sonuç bildirgesinde “Rusya’nın saldırgan olarak nitelendirilmesine” ABD’nin karşı çıkması, Ukrayna’nın Washington tarafından tamamen terk edildiğinin en son göstergesi oldu...
Bugün Almanya’da seçim var. Aşırı sağcı AfD’nin oylarını yükselteceği görülüyor. Ama muhtemelen iktidar olamayacak. Almanya önümüzdeki günlerde hükûmet kurma işleriyle uğraşacak. Almanlar içeriye odaklanmışlarken, Fransa ve İngiltere liderleri önümüzdeki günlerde Trump’la görüşmek için ABD’ye gidecekler. “ABD olmasa da biz Ukrayna’nın yanında dururuz” minvalinde üst perdeden açıklamalar yapmış olsalar da; ne İngiltere’nin ne de Fransa’nın ABD olmadan Ukrayna’nın yükünü sırtlamaya mecali var. Dahası, Trump’ın son salvolarından sonra Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin de ülkesinde daha fazla kalamayacağı, kendisini destekleyen Avrupa ülkelerinden birine sığınmak için diplomatik temaslarda bulunduğu şeklinde yorumlar Batı basınında yer almaya başladı. Muhtemelen bu haftaki görüşmelerinde ABD, İngiltere ve Fransa, Rusya ile nasıl bir barış yapılacağını ve Ukrayna’nın akıbetini ele alacaklar. Avrupalılar Trump’ın Ukrayna’nın zenginliklerinin tamamından tek başına faydalanmasını istemiyorlar. “Biz de çok para yatırdık bu işe. Gelin birlikte paylaşalım” hesabındalar. Ukrayna’nın kazanması ya da kaybetmesi, kaç sivilin bu savaşta hayatlarını kaybettiği, ülkenin yeniden inşası için ne kadar kaynağa ihtiyaç duyulduğu gibi hususlar çok da gündemlerinde değil.
Diğer yandan, Rusya’dan tehdit algıladıklarını söyleyen AB’nin doğu sınırındaki ülkeler çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Baltık ülkeleri ve Polonya sağlam ve kararlı bir birliktelik sergileyemeyen, söylemleri ile eylemleri birbirini tutmayan Batı Avrupalı “müttefikleri” karşısında hayal kırıklığı yaşıyorlar. Sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın tamamında aşırı sağcı ve Avrupa Birliği karşıtı siyasi hareketler güç kazanıyor. Brexit sonrasında AB’nin ana itici gücü olarak Almanya ve Fransa rol oynuyorlardı. Önce pandemi esnasında birlik içi dayanışma ruhuna aykırı tutumları ardından da Ukrayna krizindeki dirayetsizlikleri bu iki ülkenin AB içi liderliğinin yoğun şekilde sorgulanmasına yol açtı.
ABD ile AB’nin dış politikada, savunma politikalarında ve ticari ilişkiler konusunda yaşadıkları problemleri çözememeleri durumda hem AB’nin hem NATO’nun hem de birçok AB üyesi ülkenin hükûmetlerinin onulmaz yaralar alması kuvvetle muhtemeldir.
Prof. Dr. Çağrı Erhan'ın önceki yazıları...
Mükemmel bir tespit Ne diyelim beter olsunlar birbirlerini yesinler Sömürgeci kan emiciler