* Osmanlılar adaleti devletin vazgeçilmez unsuru gördüler...
* En meşhur Osmanlı hükümdarlarından biri Kanuni diye anılageldi...
* Rölyefi yıllardır Amerikan Kongre Binası’nda asılı durmakta...
Ülkeler adalet ile ayakta durur. Hukuk ise adaletin tecellisi için vasıtadır. Adaletsiz devletler, dindar görünseler bile yaşayamazlar.
Türklerin hukuk tarihi, İslâmiyet’e girişlerinden evvel ve sonra olmak üzere iki büyük devreye ayrılır. Her iki devre de birbirinden esaslı şekilde farklıdır.
İslâmiyet’ten sonraki Türk hukuku da asırlar süren klasik devir ile Tanzimat devri olmak üzere iki devreye ayrılır.
Nihayet cumhuriyetle beraber Türkler bambaşka bir hukuk sistemine dâhil olmuştur.
Eski Türklerde hukukun kaynağı töre idi. Halk arasında çok eskiden beri beğenilip yapılagelen işlerdi. Törenin önünde herkes eğilirdi. Töreye muhalif düşen hakanlar tahtlarını, hatta hayatlarını kaybederlerdi.
Törenin daima doğru ve adaletli olanı emrettiği herkesçe baştan kabul edilmişti. Öyle ki, Türk töresi milletin yüzlerce yıllık hayat tecrübesinden süzülmüş kaidelerden ibaretti.
Senede bir kere bütün boy beylerinin toplandığı bahar meclisinde icap ederse töreyle ilave yapılır veya değiştirilebilirdi.
Orhun Kitabelerindeki ifadeler parlak bir millet şuurunun alâmetidir. Hakan, kendisini halktan birisi gibi görüp tebaasına hesap vermektedir. Ayrıca tebaasını hatalarından dolayı bir baba gibi ikaz etmektedir.
Eski Türklerdeki cezaların şahsiliği gibi prensipler hayranlık uyandırıcıdır. Uygurlardan kalma yüzlerce hukuki vesika parlak bir hukuk sisteminin varlığına delalet eder.
Türkler Müslüman olduktan sonra bu dinin icabı olan hukuk kaidelerini de samimiyetle kabul ettiler. Eski hukuklarından da buna aykırı olmayan bazı âdetler ve telakkiler, Türk siyasi ve sosyal hayatında varlığını devam ettirdi.
Karahanlılar zamanından itibaren Türkler arasında veya Türk hâkimiyeti altında büyük hukukşinaslar yetişti. Hukuka büyük hizmet ettiler.
Türkler, adaleti, devletin vazgeçilmez unsuru olarak gördüler. Hukuka boyun eğdiler. Hükümdarın bile değiştiremeyeceği bu kaidelerin varlığı gerek yerli halk gerekse ecnebiler için her zaman bir teminat olmuştur.
Gerçi hükümdar, şer’î hukukun bilerek boşluk bıraktığı sahalarda kanunnamelerle idari ve cezai tanzimler yapabilirdi. Buna örfî hukuk denir ve şer’î hukuka aykırı olamaz.
İslamiyetin delili olan Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şerifler, her zaman adaleti emreder, haksızlığı kötüler. Bu son semavi din, daha evvelki semavi dinlerde olduğu gibi cemiyeti tanzim ve adaleti temin için bir hukuk nizamı getirmiş, âlimler bu hukuku sistemleştirmiştir.
Atlas Okyanusu kıyısından Çin içlerine kadar geniş bir coğrafyada çeşitli versiyonlarıyla tatbik edilen muazzam bir külliyat hâline gelmiştir. Sicilya ve Endülüs yoluyla başka milletlerin hukukuna tesir icra etmiştir.
Osmanlılar bu hususta emsali hemen her devletten daha ileriye gitmiştir. Osmanlılara en garazkâr ecnebiler bile, hukuk sistemini ve adalet mekanizmasını hayranlıklarını dile getirirler.
En meşhur hükümdarlarından birinin lakabı Kanuni’dir. Sadece kanun yaptığı için değil, adalete hürmetinden dolayı bu lakabı almıştır. Amerikan Kongre Binası’nda dünya çapındaki hukuk adamlarıyla beraber rölyefi asılıdır.
XIX. asır başlarından itibaren ecnebilerle ticari ve diplomatik temaslar arttı. Türklerin tatbik ettiği muazzam ve girift hukuk sistemini ecnebilerin öğrenmesi kolay değildi.
Bu sebeple hukuk hayatında ıslahata girişildi. Avrupalıların da anlayabileceği türden kanunlar yapıldı ve yeni mahkemeler kuruldu. Buna hukuk tarihinde Tanzimat devri denir. Tanzimat nizamdan gelir ki kanunlaştırma demektir.
Bir asır kadar devam eden bu devirde, Avrupa şeklen örnek alınmış olsa da öz itibariyle şer’î prensipler Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar muhafaza edilmiştir.
Bu devirde Osmanlı hâkimiyeti dışındaki Türkler ise Rusya, Çin ve İngiltere’nin müstemleke ağına düşmüştür. Ancak kendi kültürlerini ve hukuklarını tatbik hususunda bunlara mahdut bir otonomi tanınmıştır.
Tarihin gelmiş geçmiş en mühim dönüm noktalarından biri olan, hatta dünyanın çehresini değiştiren I. Cihan Harbi ardından imzalanan anlaşmalardan biri de Lozan Muahedesi’dir. Altı asırlık Osmanlı İmparatorluğu tarihe gömülmüş, üzerinde irili ufaklı devletler kurulmuştur.
Bunlardan biri olan Türkiye, Lozan müzakereleri esnasında galipler tarafından ciddi bir empoze ile karşı karşıya kalmıştır. Gerek azınlıkların himayesi gerekse ecnebi imtiyazlarının teminat altına alınması için şer’î hukukun ve halifeliğin kaldırılması hususundaki baskılara delegeler boyun eğmiştir.
Ankara, Avrupa hukukunu toptan iktibas etmiştir. Böylece Türklerin İslamiyete girişlerinden beri tatbik ettikleri bin yıllık şer’î hukuk ananesi tarihe karışmıştır.
İl gider, töre kalır. Kaşgarlı Mahmud
Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin töreni kim yıkabilir? Bilge Kağan
Bir topluluğa olan düşmanlığınız sizi adaletten alıkoymasın. Kur'ân-ı kerim
Bir saat adalet, bin saatlik ibadetten hayırlıdır. Hazret-i Muhammed
Adalet mülkün temelidir. Hazret-i Ömer
Suçlunun cezalandırılmasında sipahi ve köylü, bey ve halk, zengin ve fakir müşterektir. Kanuni Sultan Süleyman
Yokdürür zulme rızamız, adle biz mailleriz/Gözleriz Hakkın rızasın, emrine kailleriz. Sultan III. Mehmed
Şeriatin kestiği parmak acımaz. Türk atasözü
Kâdı ola davacı vü muhzır dahi şâhid/Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet? Ziya Paşa
Beraat-i zimmet (masumluk) asıldır. Mecelle
Büsbütün yeni kanunlar vücuda getirerek eski hukukî esasları temelinden sökmek teşebbüsündeyiz. Mustafa Kemal
Cumhuriyet hükûmetinin hukuk inkılabı, Orta Doğu tarihinde İslâmiyet’in zuhurundan bu yana en dikkat çekici hadiselerdendir. Kont Ostrorog
Türk Hukuk Tarihi kitabım neşredildi. Türklerin binlerce yıllık hukuk macerasını merak edenlere hitap eder. (Arı Sanat Yayınevi)