“Kızımı istiyorlar, ne dersin?”

A -
A +

14 Kasım 1995 günü İsveç’e gittik.
O dönem bizde spor yazıları yazan Beşiktaşlı eski bir yönetici ile birlikte.
Stockholm’de, Baltık Denizi 
kıyısında, İsveç kadar eski Grand Hotel’e yerleştik.
Seyahatimizin sebebi, İsveç ile yapacağımız millî maçtı.
● ● ●
Otelde, yataklarımızın baş ucundaki etajerin üzerine hediye kartpostallar bırakılmıştı. Stockholm Grand Hotel manzaralı bu kartlar için “Sevdiklerinize gönderebilirsiniz. Lobide posta kutumuz var” notu düşülmüştü.
Yönetici abimiz:
- A, güzel jest. Ben kızıma göndereyim, dedi.
Kızına çok düşkündü. O zaman cep telefonları yeni çıkmıştı. İkide bir tuğla kalınlığındaki telefonun antenini açıp evini arıyor, kesik kesik, bağıra çağıra da olsa kızıyla konuşuyordu.
Kızı Siyasal Bilgiler Fakültesi ikinci sınıftaydı.
Etajerin üzerinde tükenmez kalem vardı ama üşenmedi, kalkıp ceket cebinden dolma kalemini çıkardı, yatağın üzerine oturup özenle yazdı, sonra da bana seslendirdi:
“Benim en özel Duygu’m, 
İnşallah bu güzel şehri ve bu tarihî oteli sen de görürsün.”
- Güzel olmuş, dedim.
● ● ●
Ertesi gün Rasunda Stadı'nda Avrupa Şampiyonası eleme gurubu son maçına çıktık. Finallere gidebilmek için yenilmemek yetecekti. İsveç ile 2-2 berabere kaldık ve bir ilki başardık. Artık biz de, hep televizyondan izlediğimiz Avrupa Şampiyonası finallerine katılmaya hak kazanmıştık!
● ● ●
Aradan neredeyse iki yıl geçmişti.
İsveç’e birlikte gittiğimiz gazetemize yorumlar yazan eski yönetici aradı:
- Gazetede misin?
- Evet abi.
- Sana gelmek istiyorum. Bir şey sormam lazım.
- Tabii abi, buyurun.
Niye telefonda sormadığını anlamam için beklemem gerekti.
● ● ●
Elinde lüks bir pastanenin afili paketi ile çıkageldi. Envaiçeşit şekerli, tuzlu kurabiyeleri servisteki arkadaşlara dağıttık.
Odanın kapısını kapatıp, masanın karşısındaki koltuğa oturunca ciddi bir mesele olduğunu anladım.
- Kızımı biliyorsun, dedi.
- Düğününe gelemedik ama inşallah hep mutlu olur abi.
- Âmin, inşallah. 
Ben ciddi konuyu geciktirmek için araya soru sıkıştırıyorum:
- Damattan memnun musun?
- Çok iyi... Biliyorsun Duygu’nun Siyasal’dan arkadaşı zaten. Birbirlerini iyi tanıyorlar. Çocuk da çok başarılı ve kaliteli.
- Bir yastıkta kocasınlar, huzurlu ve sağlıklı olsunlar, sana torun versinler.
Sesini kıstı:
- Sana soracağım şey şu: Süleyman Abi çağırdı. (Beşiktaş’ın efsane başkanı Süleyman Seba’yı kastediyor.) Dedi ki, “Senin damatla kızı Teşkilat’a almak istiyoruz.” 
- Eee?
- Senin fikrini sormaya geldim. Ne diyorsun?
- Valla abi, devlet hizmetidir. Bence bir ayrıcalık.
- Ben de bir yandan olumlu bakıyorum, bir yandan olaylı, hareketli bir meslek gibime geliyor, endişe ediyorum. İstişare edeyim dedim.
- Bence olur yani, hayırlı olur inşallah.
- Âmin, âmin...
● ● ●
Bu konuşmamızdan yaklaşık bir buçuk ay sonra o yönetici telefonla aradı:
- Bizim kızla damat o malum işe başladı.
- Aa, hayırlı olsun abi. Nerede, Ankara’da mı?
- Hayır, yurt dışı görevlendirme yaptılar. Dışişleri Bakanlığı emrinde, elçilik memurları olarak.
- Süper. Hangi elçilik?
- İsveç, Stockholm.
- Tekrar hayırlı olsun abi.
- Âmin, sağ olasın.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.