2002 yılının Mayıs ayının son günü Güney Kore’ye gittik.
Türkiye, 48 yıl aradan sonra Dünya Kupası finallerine katılıyordu ve siyasiler, federasyon başkan ve üyeleri, bütün süper lig teknik direktörleri, Kore gazileri ve gazeteciler, kalabalık bir ekiple “ikinci vatanımızdaydık.”
Otelimiz başkent Seul’deydi.
En heyecanla gittiğim seyahat buydu.
Sebebi var.
Kore, çocukluğumdan itibaren ilgi alanımdı. Savaşın her detayını ezberlemiştim.
Öncelikle birkaç rakamla canınızı sıkacağım ama toplamda iyi bir öykü vadediyorum, söz!
Sadece biraz sabır...
25 Haziran 1950’den 27 Temmuz 1953’e kadar süren Kuzey ve Güney Kore arasındaki savaşa Türk Silahlı Kuvvetleri de Birleşmiş Milletler askeri olarak katıldı.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 1. Türk Tugayında 259 subay, 395 astsubay, 4.414 erbaş ve er, 18 askerî memur, 4 sivil memurdan oluşan 5.090 kişi vardı.
Tugay, İskenderun’dan hareket edip deniz yoluyla yaklaşık bir ay sonra Güney Kore’nin Busan şehrine ulaştı.
Savaşın başından Temmuz 1953'teki ateşkese kadar, toplam 14.936 Türk askeri Kore'de dönüşümlü olarak görev aldı.
Bunların 721'i hayatını kaybetti, 2.147'si yaralandı, 175'i kayboldu, 234'ü esir düştü.
Nokta.
2002 yılının Mayıs ayının son günü Güney Kore’ye gittik.
Otelimiz başkent Seul’deydi.
En heyecanla gittiğim dış seyahat buydu.
Kore’ye varışımızın ikinci günü cumaydı ve millî takım futbolcularıyla birlikte Seul Merkez Cami'ye namaza gittik.
Yaşlı imam hutbenin sonunda her milletten kalabalık cemaate İngilizce olarak şöyle dedi:
“Yarım asır önce Türk kardeşlerimiz bizi kurtarmak için buraya geldiler. Bir kısmı geri dönemedi, şehit oldu. Hâlen bu topraktalar.
Bugün Türk Millî Takımı futbolcuları burada, aramızda bulunuyor. Onların başarısı için hep birlikte dua etmek görevimiz.”
(Kore’de dünya üçüncüsü olmamızda o duaların etkisi var mıydı, bilmiyorum.)
Ertesi gün, yani 3 Haziran 2002 günü, başkent Seul’den, Brezilya ile ilk maçımızı oynayacağımız Ulsan’a gidecektik.
Ama ondan önce, çok önemli bir ziyaret programımız vardı.
Ulsan’ın hemen bitişiğindeki Busan şehrindeki Türk şehitliğinin önünde durduk.
Şehitlikten içeri girdiğimiz zaman ayaklarım titriyor, hızlı hızlı atan kalbim bir el tarafından sıkılıyordu.
Dışarıdan gelen bir insanın, morgdaki bir yakınının cenazesine yaklaşması gibi bir duyguydu bu.
Meyilli araziye yayılmış Türk şehitliğinin üçüncü sırasının ortalarında buldum onu.
Mezar taşını okur okumaz bayılmamak için oturdum.
Gözlerimden akan sicim gibi yaşa, dudaklarımın ve dua için açılmış ellerimin titremesine engel olamıyordum.
1952 yılında, Erzurum Taş Ambarlar’da askerlik görevini yaparken, bölüğünde çekilen kurada Kore’ye gitme görevi çıkan üç kişiden biri olan, doğumuma sadece iki ay kalmışken buralara gelen ve tam 50 yaşımda “tanıştığım” babamdı toprağın altındaki...

02
Kıymetli babanıza cenab Allah rahmet eylesin şehitliği mübarek olsun dereleri âlâ olsun çok etkilendim bu hatıra değil hayatınıza anlam kazandïran şerefli bir babanın mirasıdır mübarek olsun sadık söztutan bey hürmetlerimle
Tüm şehitlerimizin mekanları Cennet olsun, Rabbim taksiratlarını affeylesin, kabirleri nurlu olsun inşallah.