“Yalanmış anladım başka sevgiler...”

Sesli Dinle
A -
A +

Annesi, arkasından kapıyı tam kapatırken bir cümle söyledi, çocuk anlamadı. Eliyle kapıyı tuttu, kapanmasına engel oldu:
- Ne dedin anne?
- Yok oğlum bir şey, “Tevekkeltü alallah” dedim.
- Yani?
- Dua ettim oğlum, git hadi.

 

Delikanlı, babasından gizli, annesinden haberli, "yılın maçına" gidiyordu. Büyük derbi Kadıköy'de oynanacaktı.
Medya, heyecanı iyice körüklemiş, hatta yabancı bir internet sitesi  "dünyada haftanın maçı" diye yazmıştı. 
Valiliğin açıklamasına göre bu derbiye rakip seyirci gidemeyecekti. Ama Kartal sevdalısı delikanlıyı (Agâh, 22 yaşında, üniversite öğrencisi) kimse durduramazdı!
Daha riskli olanı şuydu; delikanlı, montunun ve kazağının altına siyah beyaz forma giymişti. Derbiyi kazanacaklardı ve dönüşte, İstanbul yakasına geçer geçmez kazak ile formanın yerini değiştirecekti.

 

Agâh Eminönü'ndeki hengâmeden sıyrılıp kendisini vapura attığında derin bir nefes aldı. Ama vapurda çok miktarda ateşli Fenerli vardı. 
Vapur iskeleden demir aldıktan sonra manevrasını tamamladığında, Agâh'ın bulunduğu açık bölüm sert bir rüzgârla sarsıldı ve Fenerli bir delikanlının başlığı kafasından uçup yere düştü. Agâh eğilip, ayaklarının dibine gelen başlığı yerden alarak sahibine verdi.
Yere eğildiği bu iki saniye içinde hayatına mal olacak bir hata yaptığını bilmiyordu. 
Çünkü başlığı almaya eğildiğinde, arka sırada oturan iki kişi, “iflah olmaz” iki Fenerli, Agâh'ın bel kısmında montunu altından ortaya çıkan siyah beyaz formayı görmüştü!
Çatık gözlerle birbirlerine baktılar. Ve "Evet, ben de gördüm" anlamında birbirlerine kafa salladılar.
Gençlerden biri (Himmet, 23 yaşında, Kapalıçarşı'da işçi, Boğaz Köprüsü'nden iki kez indirilen Galatasaray bayrağı eylemine katılmıştı) arkadaşının kulağına eğildi:
- Döveceğiz bunu…
Arkadaşı kafasıyla onayladı: 
- Hele bi' karşıya geçelim.
- Stada yakın bir yerde, bizimkilerin arasında vuralım.

 

Vapur, oğul veren arı kovanı gibi içindekileri sahile döktüğünde Himmet ile arkadaşı (Necip, 24 yaşında, yetiştirme yurdunda şoför) kol kola girip, Beşiktaşlı Agâh'ı bir metreden takibe başladılar.
Vızır vızır işleyen caddeyi karşıya geçtiler. Birkaç adım sonra Necip, Himmet'e dedi ki:
- Gel şu camide derbi için dua edelim. Namaz kılalım. Namaz kılmayı biliyor musun?
- Olum herif kaybolacak. 
Necip dudağını ısırarak düşündü bir süre: 
- Evet… O da var… Ne yapsak…
Himmet:
- Zaten ben namazı bilmiyorum.
Karar vermelerine gerek kalmadı, çünkü Agâh camiye yöneldi. 

 

İki Fenerli şadırvanda ihtiyar bir adamdan "kopya çekerek" abdest alıp Osman Ağa Camii'nin sofasına girdiler. Necip kısık sesle:
- Aslında ben de namazı bilmiyorum, dedi.
İki arkadaş alınlarında, kulaklarında abdestten kalan yaşları elleri ile silerken birbirlerine baktılar, "Şimdi ne yapacağız?" gibilerinden… 
O sırada orada bulunan orta yaşlı, biraz kilolu, secdeye iniş kalkışlarında sol ayağını arkaya doğru kıvıran engelli bir adam sünnet namazı bitirip farz için ayağa kalktı; gözleriyle gençleri taradı. Kendisi gibi sünnet namazını bitirmiş olan Agâh'a dedi ki:
- Oğlum sen imam ol da cemaatle kılalım, daha sevap.
Beşiktaşlı Agâh öne geçti, adam arkasında durdu, namaza başladılar.
İki Fenerli arkadaş Himmet ile Necip birbirlerine baktılar, kafalarıyla onay işareti yaparak engelli adamın yanında namaza durdular. 
İmam Agâh önde “Allahü ekber” dedikçe hepsi birlikte eğilip kalkmaya başladı. 
Dört rekâtın sonunda Agâh selam vererek namazı bitirdi; -namaz esnasında onlara katılan iki kişi ile birlikte- beş kişilik cemaatine doğru dönüp, ellerini kaldırdı ve kısık ama duyulan bir sesle dua etti:
- Allah'ım günahlarımızı affet. Memleketimizi yeni virüslerden, yeni depremlerden, yeni sellerden, yeni beladan koru. Bizi doğru yoldan ayırma. Savaştan, kavgadan uzak tut. Barış ve birlik içinde bulundur. Âmin.
Beşiktaş taraftarı Agâh önde, Fenerbahçe taraftarı Himmet ile Necip arkada, cami avlusundan çıkıp alt yola döndüler. Boğa heykeline doğru yaklaşırlarken Fenerli Necip, Beşiktaşlı Agâh'ın kolundan tutup sertçe sokak arasına çekti; kavgaya hazırlanır gibi paltosunu çıkarmaya başladı. 
Agâh, iki dakikalığına gördüğü iki kişinin deminden beri arkasında, tabanlarına basacak mesafede yürümesinden tedirgin olmuştu; ara sokağa sürüklenmesinden hepten korktu. Zaten Kadıköy'de kendisini güvensiz hissediyordu.
- Çıkar şu montunu, dedi Necip.
Agâh karşı koyamadı, sebebini bilmeden montunu çıkarırken, korkulu gözlerle:
- Ne oldu ki!.. diye sordu.
Himmet sadece seyrediyordu. Necip kaşlarını çattı:
- Daha ne olacak?!.
Ve Agâh'ın elinden sert bir hareketle montu çekip aldı. Paltoyu uzattı:
- Forman görünüyor! Giy şunu! Ve dönünceye kadar yanımızdan ayrılma. Başın derde girecek!

 

Agâh, takımının kaybettiği ama kendisinin iki yeni dost kazandığı maçtan eve döndüğünde annesini mutfakta buldu: 
- Sen sabah ne demiştin anne beni uğurlarken?
Annesi merdaneyi bıraktı, gözlerini tavana dikti. Hatırlamakta zorlandı. Sonra birden tebessüm etti:
- Haa o mu? “Tevekkeltü alallah” dedim.
- Ne demek yani?
- Dua işte oğlum. "Seni Allah'ın korumasına havale ettim" gibi bir şey… Niye soruyorsun?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.