Bazen, gazeteciliğin günlük stresinden kurtulmak ve rahatlamak için kelime oyunu oynuyorum.
Özellikle, “tembellik günüm” olan cumartesi, evde iken…
Cep telefonunda, sistemin karşınıza çıkardığı rakiple, 80 harfi kullanarak ve yüksek puanlı kelimeler yazmaya çalışarak oynadığınız bir oyun.
Ortalama yirmi bin kişi sürekli “online” yani canlı olarak oyunda olduğu için çoğunuz zaten biliyorsunuzdur.
Sohbet bölümü de var.
Ama bendeniz kelimelere konsantre olduğumdan dolayı sohbeti sevmem.
Bir gün, bir rakiple sessizce oynadık.
Kazandım.
Tekrar oyun teklifi gönderdi.
Kazandım.
Bir daha oyun teklifi geldi.
Kazandım.
Mesaj geldi:
- Kimsin oğlum sen? Mesleğin ne? Sinemacı mısın?
Cevap vermedim.
Tekrar oyun teklifi…
Bu kez oynamaktan çok konuşmaya başladı:
- Bu oyunu hastanedeyken telefonuma Türkmen Güzeli kurdu. Vakit geçireyim diye… Sadece oynarım, kimseyle muhatap olmam. Ama senin hem oyunda kullandığın isim -nik mi diyorlar ne haltsa- hem de yazdığın kelimeler ilgimi çekti. Diyafram, frame, piksel… Bunları sinemacılardan başkası bilmez be oğlum.
- Gazeteciyim, dedim. Oyunda kullandığım isim yani “Uçurtma Avcısı”, Afgan asıllı Amerikalı bir yazarın beni çok etkileyen kitabının ismi.
- Ay delinin zoruna bak, biliyorum, bilmez miyim! Filmi de çekildi. Çok manyak bir şey hakkaten… Bir kitabı daha vardı yine ağlatan bi şi… Du bakiyim, neydi neydi?..
- Bin Muhteşem Güneş…
- Hah, o! Meryem’in dramını nasıl da unuttum. Yaşlılık… Neyse, iyi oynuyorsun bu oyunu… Başarı yüzden doksana çıkmış zaten. Bu yüzdeyi başka kimsede görmedim.
- Sağ olun.
- Dediğim gibi, benim Türkmen bakıcı, canımın içi Gozel Yazyyeva oyalanmam için telefonuma indirdi, ben de müptelası oldum.
- Evet, ben de çoktandır oynuyorum. Hem zihin açıyor hem yeni kelimeler öğreniyorsun.
- Hangi gazetedesin?
- Yok, özel hayata dair ne sorarım ne cevaplarım.
- Ay tamam, sormadık.
Kazandım.
Cumartesi günüydü.