Anadolu’nun ücra, hem de epey ücra bir köyünde ilkokul eğitimini almasına, sonrasında ise yatılı fakir öğrenci yurtlarında büyümesine rağmen, erken yaşta adım attığı medya dünyasında hızla yükseldi.
Çeşitli kademelerinde çalıştığı bir medya grubunun kültür ve sanat yönetmenliğine getirildiğinde artık şöhreti bütün yurt sathına yayılmıştı.
Piyasaya çıkmış üç kitabı, grubun televizyon, gazete, dergilerinde yayınlanmış program ve yazıları, artan tecrübesiyle kültür dünyasının fenomenleri arasına girmişti.
Sekreterinin yanında uzun boylu, bıyıklı, yaşına göre fit sayılabilecek vücudu ile tebessüm eden bir adam belirdi.
Adamın elinde bir kitap vardı.
Kültür sanat yönetmeni “Eyvah” dedi içinden; “Yine deli saçması yazılarını kitap yapmış, kendini yazar sanan biri benden haber yayınlamamı isteyecek.”
Müdür, sekreterin misafiri tanıtmasına fırsat vermeden:
- Hayır hayır, şimdi acil işim var, kimseyle görüşemem, dışarı çıkacağım, randevum var, dedi.
Koltuğunun yanındaki seyyar elbise askısından ceketini alıp giymeye koyuldu.
Tam bu sırada iri yarı misafir, sanki arkadan bacaklarına kalın bir sopa ile vurulmuş gibi sendeledi, önce dizlerinin üstüne düştü, sonra yerdeki zemine kapaklandı.
Misafirin elinde tuttuğu kitap fırladı, masanın altına kaydı, müdürün koltuğunun ayaklarına takılıp durdu.
Sekreter çığlık atarak dışarı kaçtı.
Kültür sanat yönetmeni ne yapacağını şaşırdı; önce telaşla kendi koltuğunu devirerek yere düşen misafire koştu, sonra geri çekilip telefona seğirtti.
- Aloo… Ben Murat Ünlü… Revir mi? Bir doktor ya da hemşire gönderin, çok acil! Birisi bayıldı odamda!
Tekrar adama döndü. Ellerini kâh telaşla ovuşturarak kâh beline koyarak çaresizce adamın etrafında dolaştı.
Bir erkek hemşire (ya da ‘hemşir’ mi demeli) elinde tansiyon aletiyle içeri girdi.
O, baygın hasta ile ilgilenirken kültür sanat yönetmeni nefeslenmek için koltuğunu düzeltip oturdu.
O sırada bir şeyi çiğnediğini fark etti, ayağının altındaki kitabı gördü.
Ve buldu.
Yazar, kitabın ilk sayfasına, “Seninle iftihar ediyorum sevgili öğrencim, oğlum, Murat’ım. (ALİ RIZA BULUT)” diye yazıp, imza atmıştı.
Otuz beş yıl önce, on yaşında yetim kaldığında kendisine babalık eden, ilkokulun tamamını elinde okuduğu ve en sevdiği öğretmeniydi yerde yatan...