Sana kız mız yok!

Sesli Dinle
A -
A +

Dul kadın Fadime, köye ikinci eş olarak gelmişti. 

 

Yeni kocası yaşlı bir adamdı; Macit Dayı… 
Pardon pardon, ikinci eş derken, adamın birincisi eşi vefat ettiği için ikinci eş. 

 

Fadime’nin de ilk eşi yıllar önce ölmüştü. İki tarafı birden tanıyan biri, bu gecikmiş, mecbur kalınmış “evin içinde bir ses olsun” evliliğine aracılık etmişti.

 

Fadime’nin evlilik çağında bir oğlu da beraber gelmişti annesiyle. Macit Dayı'nın çocuğu olmamıştı; anne kontenjanından gelen bu üvey oğlu memnuniyetle kabul etti.

 

- Ölmeden önce Tolga’nın mürüvvetini görmek istiyorum.

 

Macit Dayı bu cümleyi karısı Fadime’ye söylediğinde evliliklerinin birinci yılı yeni dolmuştu.

 

Ve, ihtiyar baba, loş tandır damında bunu söylerken Tolga’nın içeri girdiğini fark etmemişti. İki taraf da o cümle hiç kurulmamış gibi davrandı.

 

Konuyu bu defa Fadime açtı, o akşam odalarına çekildikleri zaman.
- Evlilik işi iyi olur aslında. Ben de yavaş yavaş takatten düşüyorum, dedi. 
- Kimi isteyebiliriz peki?
- Binali Hocanın kızı Şengül’ü.
- Maşallah sen adayını bulmuşsun bile. Bugün mü düşündün?
- Oğlana sordum.
- Aa, onu mu istiyormuş?
- Evet; “ya o, ya hiç” diyor.
- Allah Allah… Yapacak bir şey yok o zaman; Binali hafta sonları köye geliyor, gidip isteriz. Bugün günlerden ne?
- Bugün pazartesi, beş gün var.

 

Binali Hoca, Erzurum Şeker Fabrikasından aldığı emekli ikramiyesiyle, Gürcükapı’da bir apartmanın bodrum katında kuru yemiş imalathanesi açmıştı. İmalathane dediğimiz, toptancıdan alınan kuru yemişlerin küçük paketlere doldurulup yapıştırılmasından, nohutların kavrularak leblebi hâline getirilip paketlenmesinden ibaret… 
İki yapıştırma, bir kavurma makinesi, imalathane sorumlusu ve sekiz işçi…
Hafta sonları köye gelen Binali Hoca (İmam Hatip mezunu olduğu ve imamın olmadığı zamanlarda cemaate namaz kıldırdığı için bu sıfatı almıştı), o hafta sonu Şengül’ü istemeye gelen aileyi eli boş gönderdi. 
Gerekçesi anlaşılır bir şeydi:

 

- Bu çocuğun işi gücü yok. Benim kızım bile tek başına tarlayı, çayırı idare ediyor, demişti Macit Dayı'ya.
Tolga ertesi gün köyden ayrılmıştı.

 

Şengül’ün Erzurum’da liseyi bitirdiği yıl ailenin hayatı fırtınaya tutuldu. Hem annesi hem köydeki dede ve ninesi aynı yıl içinde arka arkaya vefat etti. Mal bölüşümü sonrası kendilerine kalan araziler için köye taşındılar. Daha doğrusu baba Erzurum’da kuru yemiş işini yürüttüğü için Şengül köyde kaldı. Alt katında amcalarının oturduğu iki katlı evin üst katında tek başına yaşıyordu. Baba hafta sonları geliyordu.

 

Ailedeki gizli kalp krizi riski Binali’yi tek başına yaşadığı imalathanenin üstünde yani giriş kattaki dairesinde yakaladı. Bir sabah ölü buldular.
Cenazesi Erzurum’dan getirilip köy mezarlığına defnedildi.

 

Bu şok olaydan iki hafta sonra Şengül bir telgraf aldı, şöyle yazıyordu:
“Babanızın dükkânını teslim almanız için sizi bekliyoruz. Yarınki treni karşılamak için istasyonda olacağım. İmalathane Sorumlusu.”
- Yapacak bir şey yok, git ve prosedürü tamamla, dedi amcası. Yarın ben seni Soğanlı’ya, tren istasyonuna götürürüm.

 

Şengül Erzurum Garına indiğinde gözleri sağı solu taramaya, kendisine yaklaşacak birini aramaya başladı.
Türk filmlerinin şefkatli ihtiyarlarından Hulusi Kentmen’e benzeyen iri yapılı ve bıyıklı biri yaklaştı. 
Ama tam yanından teğet geçip gitti.
Birkaç “olağan şüpheli”yi gözleriyle takip etti ama hiçbiri oralı olmadı. 
Yolcular dağılmış, istasyonda neredeyse kimse kalmamıştı. Umutsuzluk ve sinirle soluna döndüğünde onu gördü. Aa, bu yüzü tanıyordu. 
- Sen?!
Genç sırıttı: 
- Evet, ben.
- Bir senedir neredeydin sen? Burada mı yaşıyorsun? Çalışıyor musun bir yerde?
- Evet, bir sene önce köyden ayrılırken sana bir pusula vermiştim, hatırlıyor musun?
- Kelimesi kelimesine… “Geçen hafta Erzurum’da sinemaya gittim. Yeni bir film gelmişti, adı Kibar Feyzo. Orada Kemal Sunal’ın söylediğini ben de sana söylüyorum, başlık parası biriktirip geleceğim.”
Tolga memnuniyetle tebessüm etti:
- Evet, aynen böyleydi.
- Ee, iş buldun mu bari, parayı biriktirdin mi?
- Biriktirdiğim paranın senin başlık paran için yeterli olup olamayacağına ve bundan sonraki dönemde patronum olarak bana kaç lira maaş vereceğine bağlı.
- Nasıl?
- Senin işletmenin sorumlusu benim Şengül. Gel şuradan faytona binip gidelim, dükkân çok yakın buraya…

 

Binali Hoca gelecekteki damadına iş bulmuş, Şengül’e sürpriz hazırlanmıştı ama kızının şu an içten içe yaşadığı mutluluğu görmek için ömrü vefa etmemişti.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.