O. Henry’nin ünlü öyküsünün bir benzeri İstanbul’da yaşandı.
***
Derya ile Gökhan, Bahçelievler Yetiştirme Yurdunda on sekiz yaşına gelince evlendirildi. İkisinin de Allah'tan ve devletten başka kimsesi yoktu. Ailelerini bilmiyorlardı.
Şube müdürünün gayreti ve gönüllülerin küçük fedakârlıklarıyla yapılan düğünden sonra, Yenibosna’da kiralık bir eve yerleşti genç çift.
Spot piyasasından ikinci el eşya ile döşenmiş evdeki mutlu hayat, Gökhan’ın erkek kuaföründe iş bulmasıyla tam rayına oturdu.
Derya’nın çalışmaya hevesi, cesareti, birikimi ve niyeti yoktu. Evinin ve eşinin kadını olacaktı.
***
Gökhan, o ay, düğünde biriken küçük para ile eşya taksitlerini ödedi. Biraz zorlanarak, hatta ekmek parası hariç, neredeyse cebindeki son lirayı da kullanarak eşine düğün hediyesi niyetine bir kolye satın aldı.
“İşe de yürüyerek giderim bir süre” diye düşündü.
Kolye altından bir D harfiydi.
- Zincir alacak param kalmadı, demişti mahcup bir gülüşle eşine.
- Yapma hayatım, üzme beni. Buna da gerek yoktu. Takmam şart değil ki, çekmecede durur. Fedakârlığın yeter, diye cevaplamıştı Derya.
H H H
Evliliğin ikinci ayında Gökhan iki taksitle bir bisiklet satın aldı.
Çünkü iş yeri evine yaklaşık iki kilometre mesafedeydi, yürümek zor oluyordu. Toplu taşıma için zaman ve para harcamaktan daha “ergonomik” gelmişti.
- Çok iyi düşünmüşsün, dedi Derya parmaklarını yeni bisikletin gidonu üzerinde gezdirerek, hem mantıklı hem sağlıklı… Güle güle kullan.
***
Aradan bir sene geçmiş, evliliklerinin yıl dönümü gelip çatmıştı.
O sabah Gökhan’ı işe uğurlayan Derya huzursuzca dolanıyordu odanın içinde… Hayır, huzursuzluğu beş aylık hamilelikle ilgili değildi. O gün, yani evlilik yıl dönümlerinde eşi için bir şey yapamamaktan dolayı kıvranıyordu.
Bir süre pencereden parkta bir oyun aletinden diğerine koşan masum çocukları seyretti. Sonra ana caddenin karşısındaki sıralı dükkânları taradı gözleri. Telefon şirketi, elbise mağazası, restoran, kuyumcu, kırtasiye… gözleri geri döndü, kuyumcuda sabitlendi.
Sonra çekmeceden altın D harfini çıkardı, aynanın karşısına geçti, boğazına tuttu, kafasını sağa eğerek daha bir beğeni ile baktı.
Sonra derin bir nefes alıp, D’yi kutuya koydu, evden çıktı.
***
Her akşam olduğu gibi Gökhan zili çaldı, Derya sevgiyle kapıyı açtı, küçük sarılma faslından sonra hanımefendimiz mutfağa, beyefendimiz de musluğa gitti.
- Ay ay ay, benim güzel karım et mi pişiriyor? Allah’ım bu ne hoş koku!
Derya gülen bir yüzle tavadan kafasını kaldırıp, dudaklarıyla kocasına öpücük işareti yaptı.
- Eti nereden, nasıl aldın hayatım? Eve nasıl getirdin? Artık et alan birinin yanında iki güvenlik görevlisi olmalı.
- Hele sen bi' sofraya otur, anlatacağım.
Gökhan zaten oturmuştu.
Derya:
- Bugün günlerden ne, diye sordu.
- Salı…
Derya yalancı bir kızgınlıkla boynunu büktü:
- Bak şimdi! Onu demiyorum. Bizim için ne?
- Hiç anlamadım.
- Yapma Gökhan! Bir yıl önce bugünü hatırlıyor musun?
- Aaaa… O gün bu gün müydü yahu? Eyvah eyvah.
Derya’nın bu özel akşamın tadını kaçırmaya hiç niyeti yoktu:
- Olsun. Ben hatırladım. İşte bu ziyafetin sebebi de o zaten, evlilik yıl dönümümüz. Hatta sürpriz bu kadar da değil.
- Başka ne var? Çok merak ettim şimdi.
- Yemekten sonra…
- Sabırsızım biliyorsun.
- Peki…
Özenli makyajının kocası tarafından fark edilmesi için sağ işaret parmağıyla yanağındaki saçları kulağının arkasına toplayarak mutfaktan çıktı.
Güleç bir yüzle döndüğünde elinde büyük bir kutu vardı. Eşinin meraklı bakışları arasında kutudan önce bisikletçi kaskı, sonra sırasıyla parmaksız eldiven, suluk, polarize güneş gözlüğü çıkardı.
- Çekmecede boş boş duran bir harfi ne yapayım? Önümüz kış, kocama yakışır, dedi tebessümle.
Suratına yerleşmiş şaşkınlığı, eşinin beklediği mutluluğa çevirmesi epey zor oldu Gökhan’ın.
Bir yandan bu fedakârlık ve çabayı gülen bir yüzle cevaplamak istiyordu. Bir yandan da evlilik yıl dönümleri için bisikletini satıp, D harfi için altın bir zincir aldığını nasıl söyleyeceğini.
Cebinden çıkardığı kırmızı kutuyu masaya koydu ve şöyle dedi:
- Seni bana getiren o harika günün yıl dönümünü nasıl unuturum derin gözlüm? Bu da benim hediyem. Bisikleti sattım.
Karısının yaşayacağı mahcubiyeti görmemek için yüzüne bakmadı:
- Haydi bi' tanem, yemeğimizi soğutmayalım, dedi tebessümle...