Çok taze daha...
Ramazanın ilk cuma günüydü.
Hava soğuktu ve hafiften yağmur atıştırıyordu.
Genç aktör, bir yakınını ziyaret için gittiği Cerrahpaşa’da, "vakit sıkıştırınca" cuma namazı için hastanenin bahçesindeki Çavuşzade Camii'ne girdi.
Mimar Sinan tarafından 480 sene önce yapılmış “butik”, sevimli, tarihî bir camiydi.
Caminin içinde ön saflardan birine oturunca, karşısındaki pencereden bahçedeki sarıklı, fesli, sağa sola eğilmiş eski mezar taşları gözüne ilişti.
"Arkamızdaki hastane odalarında şifa, önümüzdeki mezarlarda dua bekleyen insanlar... Ve iki tarafa da yakın bizler... Koğuş ve mezar... Hepimizi bekliyor" diye düşündü.
İmam hutbede –dinî konu kalmamış gibi- Orman Haftası hakkında konuşmaya başladı.
Caminin kapısındaki kâğıtta cep telefonunun üstüne kırmızı çarpı işareti konmuş, bir de altına "Lütfen telefonunuzu kapatın" yazılmıştı ama topu topu elli, altmış kişilik cemaatin orasından burasından telefon melodileri yükseliyordu arada bir...
Kimi Galatasaray kimi "Nanayda" kimi "Kurtlar Vadisi cendere müziği" çalıyordu.
Tarihî caminin duvarlarındaki kalem işi süslemeler, hat sanatının inceliklerinin sergilendiği panolar, mihrap ve minber işçiliği, sanat zevkinin harika örnekleriydi.
Ama okuma yazma bilmeyen bir çocuğun, ünlü bir Picasso tablosunu tükenmez kalemle rastgele karalaması gibi, bütün bu zarafetin orasından burasından klima, floresan, hoparlör kabloları geçiyordu.
"Bir öksürük bile bu küçük camide saniyelerce yankı yapıyor, hoparlöre ne gerek var?" diye düşündü aktör.
İmamın, dondurma yalar gibi bir eliyle yapıştığı ve konuşurken dudaklarını değdirdiği mikrofondan çıkan yüksek ses duvarları titretiyordu.
"…le alle küm tezekkerûûûûn."
İmam hutbeyi bitirince bir anons yaptı:
- Muhterem cemaat, Cerrahpaşa'nın bahçesindeki diğer cami Şah Sultan’ın imamı dün kalp krizi geçirdi. Bizim müezzinimiz de onun yerine cuma namazını kıldırmaya gitti. Müezzinimiz taksitle şofben almış. Kendisini bu taksitlerinden kurtaralım inşallah, Allah yardımlarınızı kabul etsin.
Genç aktör, cuma ve bayram namazlarından sonra imamların para istemesini oldum olası hazmedemiyordu.
Camilerin tamir ve bakımına ayrılmış bir bütçe olmadığını, dolayısı ile mecburen cemaatten para toplandığını öğrendiğinde daha çok üzülmüştü.
Aktör, cemaatin dağılması için, biraz da ağırdan alarak uzunca dua etti.
Tek başına kaldığı camiden çıktığında, bahçede imamın sinirle kendi kendine söylendiğini duydu.
Hoca'nın başına kötü bir şey geldiği anlaşılıyordu.
- Hayırdır Hoca'm, geçmiş olsun, dedi.
İmam, soru sahibine öfke ile döndü, hıncını ondan alacakmış gibi. Sonra yutkundu:
- Kardeşim, müezzin yok; cemaatten birisine para toplama işini verdim. Herif milletten parayı toplamış, çekip gitmiş! Böyle hırsızlık böyle arsızlık olur mu?!.