Galatlar kurmuş, orijinal ismin Grekçe karşılığı GEMİ ÇAPASI. Peki deniz olmayan Ankara ve deniz çapası ne alaka derseniz kentin kurucuları olan Galatlar, Pontus Kralı MİTHRADATES’in yanında savaşmış. MİTHRADATES, Galatlara hediye olarak, değerli topraklar ve savaşta ganimet olarak ele geçirilen bir gemi çapası hediye etmiş, rivayet bu. Peki Ankara’yı nasıl bilirsiniz? Bu soruya genel olarak BAŞKENT, ANITKABİR, ODTÜ, DÜZEN, İNTİZAM ve AVM’ler denilebilir. Ankara’yı ve kültürünü tarihinden mimarisine, mutfağına çok derin bilmeyiz nedense... Ama (başkent olana kadar) çok küçük nüfusuyla bir kasabadan ibaret, insan merak ediyor, nasıl başkentte dönüşmüş. Diğer taraftan Ankara, Türkiye’nin başkenti olmanın ötesinde, zengin bir kültürel mirasa ev sahipliği yapar. Bu mirasın önemli bir parçası da Ankara’nın yöresel mutfağıdır. Ankara’nın yöresel yemekleri, bu şehrin gastronomik zenginliğine bir pencere açar. Ankara’nın sokaklarında, pazarlarında ve geleneksel mekânlarında saklı kalmış tatlar ile hikâyeler keşfedilmeyi bekliyor.
KUZU ETİ OLMAZSA OLMAZLARDAN
Ankara’nın mutfağı, sadece bir yemek kültürünü değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir tarihin ve çeşitli kültürlerin izlerini taşıyor. Gastronomik mirası, şehrin geçmişinden günümüze uzanan zengin bir lezzet hikâyesini anlatır. Ankara, Türkiye’nin kalbinde yer alan bir şehir olmasının ötesinde, binlerce yıllık derin bir tarihe ve zengin bir kültürel geçmişe sahip. İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olan bu şehir, zaman içinde farklı medeniyetlerin izlerini barındırmıştır. Hititlerden Frigyalılara, Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar, Ankara’nın toprakları birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu tarihî doku, Ankara’da gastronomik mirasın temelini oluştururken şehrin çeşitli kültürlerden etkilenmiş olması, yemek kültüründe de çeşitliliğe yol açmış. Ankara’nın geleneksel mutfağında, et ağırlıklı yemekler öne çıkar. Kuzu eti, Ankara’nın en sevilen ve bolca tüketilen malzemelerinden biridir. KUZU TANDIRI, ANKARA KEBABI ve TESTİ KEBABI gibi yöresel lezzetler, şehrin mutfak kültürünün temel taşlarıdır. Bununla birlikte, sebzelerin de önemli bir yeri vardır. Ankara’nın verimli toprakları, taze ve lezzetli sebzelerin yetişmesine imkân tanır ve bu sebzeler birçok yemeğin ana malzemesini oluşturur. Mantı, içli köfte, Ankara yaprağı sarması gibi yöresel lezzetler, şehrin mutfak kültürünün vazgeçilmezlerindendir.
HER LEZZETİN YERİ AYRI
Ankara mutfağında her bir yemek, geçmişten günümüze taşınan mirasın bir parçasıdır. Ankara’nın kültürel kimliğinin bir yansıması olarak görülmelidir. Ankara’nın gastronomik haritasında parıldayan bir yıldız olan ANKARA TAVA, şehrin zengin yemek geleneğinin bir sembolü hâline gelmiştir. Efelek dolması, bu lezzet yolculuğunda sıkça karşınıza çıkacak bir başka özel lezzettir. Soğuk kış günlerinde içi ısıtan, yazın serinleten bir lezzet arıyorsanız, Ankara’nın inci tanelerinden biri olan İNCEĞİZ ÇORBASI denenmesi gereken lezzetlerdendir. Ankara simidi, şehrin en ikonik atıştırmalıklardan biridir. Ankara’nın tatlı dünyasında bir yudumda kendinizi bulacağınız iki özel lezzet var: Yaygın adıyla lokma olarak bildiğimiz BIRTLAK ve KAVUN TATLISI. Ankara’nın yaz aylarında öne çıkan tatlısı KAVUN TATLISI, mevsimin taze ve tatlı kavunlarının şerbetle buluşmasıyla oluşur. Ankara’nın kış mevsimindeki vazgeçilmez tatlıları arasında salep ve boza başı çeker. Salep, sıcak ve yoğun aromasıyla soğuk kış günlerinde içimiyle sıcaklık ve huzur sunar. Özellikle çarşıların, sokakların ışıkları altında yürürken, bir bardak salebin sıcaklığı sizi içine alır ve içinizi ısıtır. Boza ise tatlılık ve kıvamıyla kış akşamlarının vazgeçilmez içeceğidir. Kısaca Ankara, gereksiz bir övgü ya da yergi içermeden, iyisiyle kötüsüyle bizim başkentimiz. Ülkemiz buradan yönetiliyor ve kurucumuz ulu önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK burada edebî uykusunda.
Ankara farklı bir şehir… Kendine has sokakları, caddeleri, insanları ile elbette ülkemiz için anlamı çok büyük. “Bende tarçın sende ıhlamur kokusu, yürürüz başkentin sokaklarında” demiş şair… Bu arada şarkıları türküleri çok severim kendimce de söylerim. Ankara için yazılmış çok güzel bir şarkı var “ÖNCE BİRAZ GÜLECEK, KALBE ÜMİT KATACAK. SÖZ VERECEK, GELMEYECEK, HEP SENİ ALDATACAK. SEV DİYECEK, SEVMEYECEK BELKİ DE AĞLATACAK. HER GELEN AĞLADI KALBİNİ DAĞLADI ANKARA KIZLARINA…” Israrla belirtmek isterim medeniyet kelimesinin kökeninde bilinen en net gerçek yeme ve içme kültürü vardır. ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ Paleolitik Çağ’dan başlayarak, klasik devirler kısmı denilen bölüme kadar Anadolu’daki bütün medeniyetlerden izler taşır. Aslında bu müzeyi gezmek kısa bir Anadolu turu olarak bile düşünülebilir. Sevgi ve sağlıkla...
Adnan Şahin'in önceki yazıları...