“Bu kanunlar artık değişmelidir!”

A -
A +
Feridun Ağabey, devletin çağdaşlaşmaya dönük sürekli kendini yenilediği, anayasada bile değişikliğe gitmek istediği bir dönemden geçiyoruz. Teknolojinin zirvesi yaşanıyor. E-devlet denilen uygulama toplumda iyiden iyiye kullanılıyor. Bankalar bile müşterilerini bireysel ve ticari olarak internet bankacılığına yönlendiriyor.
Bunca teknolojik gelişmişliğe rağmen bazı kurumlarımızın hak ve sorumluluklarını müşterisine yüklemenin ne anlamı kalmıştır. Derdimi birkaç başlıkta söylemek istiyorum.
Birincisi: Elektrik su doğalgaz, cep telefonu, internet ve uydu yayın vb. gibi faturaların dijital ortamlarda ödenebildiği hâlde insanlara matbu evrak ile belgelemek üzere saklanması niçin mecbur bırakılıyor? Her şeyin dijital ortamda gerçekleşebildiği bir dönemde müşterinin fatura biriktirmesi mantıklı mıdır?
İkincisi, bir müşteri ister haklı olsun ister haksız olsun kuruma itiraz etme hakkına niçin doğrudan sahip olmuyor. Niçin kurum kendi yanlışlığı da olsa önce faturayı öde sonra itiraz et gibi hoyrat ve ceberut bir tavır takınıyor? Her ay 70 lira gelen faturası bir anda 5 bin lira gelen bir müşterinin bu faturasında anormallik olduğunu anlamak çok mu zor?
Üçüncüsü: Bir yakınımda yaşadığım gibi kurum emekli olduğunu hesap edip kişiyi emekli yaptıktan nice zaman sonra “yanlış hesaplamışız” diyerek emekliliğini iptal ediyor. Bu emekli, emekli olduğu için yeni bir düzen kurmuş iken bu düzeninin alt üst olması onun suçu mu da o cezalandırılmış oluyor. Yanlışlık var ise kurumun kendisi niye bu sorumluluğu almıyor? Bu ve benzer konularda artık vatandaşın lehine olabilecek ve vatandaşın bireysel olarak kendini saygın bulacağı düzenlemelere gidilmelidir. Bu kanunlar artık değiştirilmelidir.
          Adnan Düzgün Alp-İzmir
 
 
Ekranlardaki gürültü kirliliğine son
 
Feridun Ağabey, önce belirtmeliyim ki televizyonda ha bire evlenme ve evlendirme türü programlar âdeta bütün evleri çöpçatan kahvesine dönüştürmüş durumda. Biraz dikkat edildiğinde çoğunun oraya rol icabı çıktığını anlamak zor değil. Eskiden bir söz vardı, sokakta başlayan evliliklerin çoğu sokakta biter diye. Ben de aynı duyguyla “televizyon programında evlilik mi olur?” diyerek bu konudaki şaşkınlığımı dile getirmek istiyorum. Ama şikâyetim dizi filmlerdeki fon müzikleri hakkında. Denemek isteyen varsa ekrana bakmadan sadece dizilerden çıkan müzik sesine bir kulak versin. Bakalım ne kadar dayanabilecek? Ne kadar berbat ne kadar bunaltıcı, ne kadar kulak tırmalayıcı olduğunu görecektir. Ekrana bakarken görünen çehreler ve olaylar sebebiyle müziğin gürültüsü ikinci planda kalsa da esasında insanın sinir sistemini altüst edecek derecede bir gürültü kirliliği yayınlanıyor. İnsanlar evde birbiriyle bu sebeple mi kavga ediyor diye düşünür oldum inanın. Öte yandan her dizide bağırma çağırma, öfke, el kaldırma, hakaret, birbirine silah çekme… Bir de üstüne üstlük mafya özentisi diziler… Şöyle normal olarak birbirine medeni ölçülerde konuşan bir insan tipine artık rastlamak hayal oldu… Bari şu fon müziği denilen gürültü kirliliğine bir çekidüzen verilsin. Saygılarımla...
       Suzan Kullukçu-İstanbul
 
 
Sonu yok paketlerde bu berbat yolculuğun!..
 
Feridun Ağabey, otobüs durakları caddeler ve meydanlar, kapalı bulunmayan her yer duman altında. Bir tel sigara var herkesin parmak ucunda. Yanıp durur hepsi inceden ince. Bir biri çekip üfler, biri bitince... O parmaklar sanki etten bir maşa. Sigara tutmaya ayarlı sanki!.. Her biri alışmış hep birer birer, toplayın yekûnu bir millet eder. Her biri bir içici, her biri tüketici... Sağa bak bir tutan el, sola bak bir tutan el; öne bak arkaya bak her taraf tel tel... Yanıyor memleketin parmak ucunda servet, yanıyor memleketin ciğeri tek tek. Hiçbiri bilmiyor içerken diğerini, hiçbiri görmüyor ne kadar içtiğini. Ya Rabbi bu ne büyük bir tüketim sahası, içiyor da içiyor, zengini fukarası. Kadın erkek demiyor sigara tellenirken, cebinde son kuruşu olsa bile verirken. Hem parası gidiyor, rızkı çoluk çocuğun, hem sonu yok paketlerde bu berbat yolculuğun. Bu sigara içimde bir acı nefret benim, içene canım feda, acı benim dert benim. Ben kurtardım çok şükür parmağımı zehirden. Rabbim dileyeni de kurtarıver tez elden.
            Muhsin Altınay-Şirinevler
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.