Duygularımızla değil aklımızla hareket etmesini bilmeliyiz

A -
A +

Günümüzün rahatsızlıklarından birisi de başkalarını eleştirmek, hatalarını aramak, söylemek. Bu çok büyük bir "meziyet" hâlini aldı! Peki başkalarını eleştirmeden önce acaba biz ne durumdayız? Vicdanen kendimizi rahat ve huzurlu hissedebiliyor muyuz? Aslında başkalarını eleştirmeden önce şöyle bir kendimizi gözden geçirmemiz gerekmez mi? Evet insan eleştirilmek değil, beğenilmek ve değerli olmak ister. Ama gerçeklerle de yüzleşmek gerekiyor. O hâlde meşgul olduğumuz ve geçimimizi temin ettiğimiz işimiz her neyse en güzel şekilde, zamanında ve tam olarak yapabiliyor muyuz? İçimiz huzurlu oluyor mu? Çevremize “güvenilir, emin insandır” imajı verebiliyor muyuz? “Ben” değil “biz” söz ve davranışını benimsediğimizi, bencil olmadığımızı hissettirebiliyor muyuz? “Ne söylerse doğru söyler, yalandan uzak duran kişiliğe sahiptir” dedirtebiliyor muyuz?

 

Çevremize ve insanlığa karşı bu anlamda duyarlı mıyız? Duygularıyla değil aklıyla hareket etmesini bilen kişiliğe sahip miyiz? İrademize sahip çıkıp kötülüklerden çirkinliklerden uzak durabiliyor muyuz? Nezaket kurallarına ve ahlaki değerlere karşı ne kadar hassasız? Her günün sonunda empati yaparak yaşadığımız olayları değerlendirebiliyor muyuz? Olaylara karşı bakış açımızı objektif olarak değerlendirebiliyor muyuz? Hatalarımızı kabul edip özür dileyebilme erdemini gösterebiliyor muyuz? Ön yargılarımızı yıkıp gerçekleri görebilme özgürlüğüne ve akla sahip miyiz? Söylemlerimizle yaptıklarımızın çelişkili olduğu durumları fark edip tutarlı olmak için çabalıyor muyuz? Sabit fikirlerimizi kırıp yeniliğe ve gerçeğe yönelebiliyor muyuz? Kendi irademizle karar verebilme cesaretini gösterebiliyor muyuz?

 

Sözün özü; öncelikle kendimizi sorgulayabilmek için hayatı, olayları doğru algılayabilecek objektif bir bakış açısına sahip miyiz?

 

     Nurettin Bozan-Eskişehir

 

 

İnsanları neye göre değerlendirmeli?

 

 

Televizyondaki açık oturumlarda çeşitli sosyal konular konuşulurken laf genellikle insanların etnik kökenlerine gelir ve yorumlar bu zeminde yapılır. Bu yorumlarda siyah, beyaz, batılı, doğulu, Asyalı, Avrupalı vb. gibi sözler sarf edilir ve insanlar bu mefhumlar üzerinden bir sınıflandırmaya tâbi tutularak söz konusu mesele anlaşılmaya ve çözülmeye çalışılır. Gerçekten çok rahatsız edici bir durum değil mi? Yani insanların arasında böyle bir konunun olması ve insanların ırklarının bir parametre olarak ele alınması hayret verici bir durum. Açıkçası böyle şeyler söz konusu olmak bir yana dursun akıllara bile gelmemeli.

 

Bir insan ele alındığında onun ırkı ile neden ilgilenilsin? Onun ırkının bilgisi bize neyi verecek? Hiçbir şey! Eğer ki bir insanın hakkında bir hüküm vermek ihtiyacı duyulursa o insanın düşüncelerine, inancına ve ahlakına odaklanılmalıdır. Çünkü o insanı, o insan yapan bu saydıklarımdır. Eti, kemiği ve rengi değildir. Zaten İslamiyet’in emri de bu doğrultudadır. Allahü teâlâ insanların şekillerine değil kalplerine bakar. Hâl böyle iken Müslümanın takındığı tavır da bu yönde olur. Irka ehemmiyet vermez. İnsanlara inançlarına, düşüncelerine ve en mühimi yaptıklarına göre değer biçer ve onları bunlar üzerinden yorumlar.

 

Diğer yandan insanlar arasında sınıflandırma yapılırken etnik kökenleri baz almak gerçekçi olmaktan da uzak bir şey. İnsanların tamamına yakını kendini inandığı doğrulara göre tanımlar ve böyle insanların olduğu gruba aidiyet hissi duyar. İsterse bunlar farklı milletten olsunlar. Bir şey fark etmez. Tersi durumda da aynı şey geçerlidir ki insan kendisiyle aynı şeylere inanmayan insanlara karşı bir birliktelik hissetmez. İsterse bunlar aynı ırktan olsunlar. Irkı geçelim ana-baba bir kardeş olsalar bile yine durum böyledir...

 

Sözün özü eğer insanlar bir tanımlamaya tâbi tutulacak ise bu tanımlama insanların soylarına göre değil inanç ve tefekkür dünyalarına göre yapılmalıdır.

 

     Özcan Emir

 

 

Kısa Kısa...

 

 

“İstanbul’dan ismini mahfuz tutan değerli okuyucumuz, derdinizin niçin yayınlanmadığı konusunda arz edelim ki burada amacımız okuyucularımızın bu köşe aracılığıyla yanlış yapan veya yaptığı düşünülen kurum ve kuruluşları eleştirmesi değil, kurum ile okuyucu arasında çözüm bekleyen bir durum var ise ona aracı olmaya çalışmaktır. Siz gönderdiğiniz yazınızda kurum ile sorun yaşayıp kurumdan ayrılmaya karar vererek konuyu kapatmışsınız. Çözüm bekleyen bir süreciniz yok. Bu bakımdan bizi anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyoruz. Saygılarımızla efendim.” F.A.

 

     ***

 

Mailinde isim yazmadan düşüncesini bizimle paylaşan değerli okuyucumuza, iyi niyetiniz ve düşünceleriniz için teşekkür ederiz. İsminizin mahfuz olmasına saygı duyarız. Ancak yazınızın gazetede yayınlanabilmesi veya ismini yazdığınız okuyucumuzla paylaşılabilmesi için gerektiğinde bizim sizinle iletişim kurabileceğimiz isim ve iletişim bilgilerinizin olması gerekmektedir. Saygılarımızla. F.A.

 

     ***

 

Kocaeli’den yazan saygıdeğer okuyucumuz, bu köşede yayınlanan derdinizin sonuca ulaşmasına ve rahata kavuşmanıza sevindik. Paylaşımınızın daha sonra size üzüntü verecek şekilde art niyetli kimseler tarafından paylaşılmaması adına talebiniz üzere paylaşımı da sosyal medyadan kaldırdık. Saygılarımızla. F.A.

 

 

 

Anlat Derdini Feridun Ağabey'de önceki yazılar...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.