Cahil kalan halkın vebalini hiç mi düşünmüyorsunuz?

A -
A +
Feridun Ağabey; geçen hafta TRT BELGESEL’de çok manidar bir belgesel izledim. Belgeselde konu olarak mezarlarının üzerine ölen kişinin dünya hayatındaki işiyle ilgili olarak bir alet edevat vb. bırakmalarıydı. Eğer kişi berber ve terzi ise mezarın üstüne makas bırakıyorlar. Yok ölen kişi çocuksa mezarın üstüne bir bebek bırakıyorlar vb. Spiker yöre halkına “bu uygulamaya neden ihtiyaç duymaktasınız?” diye sorduğunda, yöre sakinleri “Ölen yakınlarımız ikinci hayatında bu işlerle uğraşacaklar, diye bu uygulamayı yapmaktayız” demekteler. Spiker daha sonra bunun hangi inançtan geldiğini sorduğunda din adamları bunun Şamanizm’den geldiğini söylüyorlar. Konu önemli diye düşündüğümden bugün bunu sizinle paylaşmayı düşündüm... Bir toplum İslamiyet’ten uzaklaştıkça o toplumda batıl inançlar ve hurafeler artıyor. Bakınız bu toplum asırlarca İslamiyet’in sancaktarlığını yapmıştır. Fakat bu hâlde bile bugünlerde hâlâ hurafe ve batıl inançların devam ettirilmesi neyin göstergesidir? Bakınız günümüz Türk toplumunda öyle inançlar var ki insanın şaşırmaması mümkün değildir. Bir bakıyorsunuz “iki bayram arasında düğün olmaz” demeler ya da kara kedi göründüğünde uğursuzluk olarak değerlendirenler, ya da bir baykuş göründüğünde uğursuzluk addetmeler vb. gibi İslamiyet’te yeri olmayan pek çok batıl inançlar…
Halkımızın zayıf bilgi ve inancından faydalanmak isteyen bazı insanlar da medyumluk adı altında gelecekten haber vermeye başlamaktadır. Durum o kadar vahim ki bu meslekle uğraşanların kapılarında uzun kuyruklar oluştuğunu gazete ve haber programlarından öğrenmekteyiz. Fakat bu insanlara giden insanlarımız ne acıdır ki gaybı yani geleceği Allah’tan başka kimse bilemeyeceğini bilmeyecek kadar dinden uzak kalmışlar. O hâlde günümüzde ekranlarda din adına çıkıp sunucuların oyuncağı hâline gelen birçok din adamına soruyorum: Bunca insan cahillik denizinde boğulurken siz oraya din adamı olarak çıkıp da dinle alakasız konuları anlatırken bunun vebalini hiç mi düşünmüyorsunuz?
         Nizamettin Bekar-Trabzon
 
 
Bağ-Kur’luların emekli olması istenmiyor mu?
 
Feridun Ağabey, 7 Kasım 2016’da Bağcılar’da bulunan BAĞ-KUR’a gittim. Oraya kredi ile emekli olabilmek maksadıyla müracaatımı yaptım ve bunun neticesinde bana verilen resmî yazıda şu bilgiler vardı: “Prim borcunuzu yeniden yapılandırmanız amacıyla verdiğiniz taahhütname ekinde ibraz ettiğiniz bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda talep ettiğiniz bilgiler yazımız altında belirtilmiştir. Bilgi edinmenizi rica ederim.
4(b) Bağ-Kur 6736 yapılandırma tahsilatı (Sorgu Türü 17 TİPİ 4030) 8.065,26/ 4(b) Bağ/Kur G.D. EK 19/Geçici 17 Tahsilatı / Geçici 63 tahsilanı (Sorgu Türü 17 Tahsilat 4007) 113.548,30 / 4(b) Bağ-Kur Prim Tahsilatı (Tahsilat Sorgu Türü 17 Tahsilat Tipi 4007) 2.935,15 / Toplam Borç 124.548,71 lira.
Ben bunu görünce şaşırdım. Bir buçuk sene önceki İHYA’daki borcumun 35.000 lira tuttuğunu, şimdi bu kadar niye fazla geldiğini sorduğumda asgari ücretin artışı sebebiyle böyle olduğunu söylediler. Bu kadar farkın gelmesi acaba biz Bağ-Kur'luların hiç emekli olmaması için mi? Çünkü bu kadar miktarı nereden bulup da nasıl ödeyelim? Lütfen biz Bağ-Kur'lulara devletimizin sahip çıkmasını ve bizlere ödeme kolaylığı sağlanmasını istiyoruz.
             Özkan Cobuloğlu-İstanbul
 
 
O annenin hâline çok üzüldüm
 
Sayın Feridun Ağabey, Türkiye gazetesinin 7 Nisan 2016 tarihli nüshasında 3. Sayfada okuduğum bir habere çok üzüldüm.  Denizli Honaz ilçesinde oturan bir anne oğluna terlik atıyor. O terlik "silah" sayılıyor ve anne hakkında kamu davası açılıyor. Buna çok üzüldüm. Sevgili Peygamberimiz “cennet annenin ayakları altındadır” buyururken bu nasıl evlatlıktır ki annesini şikâyet ediyor. Gençlerde çocuklarda bu hassasiyet kalmadı hiç olmazsa devlet, anneleri koruyacak bir kanun çıkarsın.
           Mehmet Aydın-Divriği/Sivas
 
 
Çok ilginç anılarım var anlatacak
 
1974 yılından itibaren Almanya’nın Bayern eyaletinin Kempten/Allgäu şehrinin Heising köyünde yaşadım. Orada benimle ilgili bölge insanının sanki "olağanüstü" bir insanmışım gibi bazı yakıştırmaları oldu. Çok acayiplikler yaşadım. 1997’de Türkiye’ye dönüş yaptım. Samsun’da bir tatil köyünde elektriği, suyu, tuvaleti, tavanı olmayan bir bahçede bir barakada cebimde on kuruş param bile olmadan fakir ve gariban kimsesiz olarak yaşamaya çalışıyorum. Benimle görüşecek gazeteci olursa anlatacak çok enteresan anılarım var...
          İbrahim Çağlayan-Samsun
 
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.