Aile hekimliği tarifinde şunlar yazılıdır: Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri verir. Yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda hizmet vermekle yükümlüdür. Gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti verir. Tam gün esasına göre çalışır. Aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiplerden oluşur.
Ve ayrıca Sağlık Bakanlığı her fırsatta der ki: "İsteyen vatandaşlar randevu almadan da Aile Hekimine müracaat edebilir. Yani muayene olabilmek için randevu almak zorunlu değil. Ayakta tedavi olmak için başvuran hastaların muayenesi yapılacak. Acil olarak gelen hastalara ise her zamanki gibi öncelik verilecek. Aile Hekimi izinli olan bir hasta, doktoruna vekâlet eden bir başka Aile Hekimine başvurarak muayene olabilecek.”
Bu açıklamalara rağmen birçok ASM ve TSM’lerde randevusuz hastalar, “randevunuz yok” denilerek görevliler tarafından kapılardan çevrilmektedir. ASM’lerden geri döndürülen hastalar randevu şartı olmadığını dile getirdiğinde doktor ve diğer çalışanlar tarafından “çok bilme, git şikâyet et” denilerek bir kez de sözlü tacizle karşılaşmaktalar.
Sağlık Bakanlığının ya aile hekimleri için randevu uygulamasına son vermelerini ya da randevusuz hastalara bakmayanların şikâyeti hâlinde bunlara gereken müeyyidenin uygulanmasını istiyoruz.
Erol Kara-İstanbul
Gecekondu mahallesinde çocuk olmak
Feridun Ağabey duygularımı aşağıda şu satırlara döktüm. Köşenizde yer verirseniz bizim gibi garibanları sevindirirsiniz:
Gecekondu mahallesinde çocuk olmaktır,
Aşağı yukarı arkadaşlarınla aynı elbiseleri giyer,
Bütün bir mahalle aynı hayatı yaşarsın…
Herkes ne kadarsa sen de o kadarsın,
Birbirlerine benzer evlerde oturur,
Yıkık dökük yollarda aynı çamura basarsın.
Yokluk yoksullukla denktir.
Herkes ne kadar varsa sen de o kadar varsın…
Zor olanı mı?
Siteler arasında kalmış gecekonduda çocuk olmaktır.
Hiçbir şeye hiç kimseye ayak uyduramazsın.
“Çocuklar çiçek” derler ama;
Sen o mahallenin çiçeklerinden farklı açarsın!
Sabah güneşiyle birlikte doğar, birlikte canlanırsın,
Etrafındakiler cıvıl cıvıl rengârenktir,
Sen onlara bakar, solarsın.
Solma çocuk, solma!
Unutma ki her çiçek ne kadar baharsa sen de o kadar baharsın.
Osman Ercan-Elazığ
Altı evladı olan anne huzurevinde
İyi günler Feridun Ağabey; yedinci sınıflara "İslam’da Yaşlılara Saygı" konusunu proje ödevi olarak verdim. Kızlarımdan iki tanesi Trabzon huzurevine gitti. Orada kadın erkek yaklaşık üç yüz civarında yaşlımız yaşamakta. Kızlarımız hangi yaşlımızın yanına gitse oracıkta ağlamaya başlıyorlarmış. Onlarca hayattan bir tanesini vereyim. Kızlarımız bir yaşlı annemizin yanına gittiklerinde yaşlı annemiz hemen ağlamaya başlamış ve “evladım, benim altı tane evladım oldu. Onları okuttuk evlendirdik ve iş güç sahibi yaptık. Babaları öldükten sonra beni buraya attılar ve torunlarımı bile şimdilerde bana göstermiyorlar” demiş.
Diğer birçok şehirlerdeki huzurevleri de hemen hemen aynı profilde yaşlıları konuk etmekte.
Çağ atlıyoruz diyorlar! Evet çağ atlıyoruz ama bu çağ, maziden ve dinimizden gelen mükemmel değerleri -Allah muhafaza etsin- terk ederek olmaktadır.
Şu unutulmamalıdır ki güzel dinimiz anne ve baba hakkı üzerinde çokça durmaktadır. Sevgili Peygamberimizin de anne ve baba hakkı üzerinde nice hadisi şerifleri vardır.
Bir kimse gelip “Ya Resulallah, kime iyilikte bulunayım” diye sorunca Peygamber efendimiz tam üç kere “annene iyilikte bulun!” buyurmuştur. Dördüncü gelişinde “babana iyilikte bulun” diye buyurmuşlardır.
Evlatlar olarak anne ve babamıza, çocukken onlar bizi nasıl bakıp sahiplenmişler ise biz de yaşlandıklarında öyle sahiplenmeliyiz...
Gümrükte, altı aydan önce izin niye yok?
"Çifte vatandaşım ve emekliyim. Bulgaristan’dan araba almak istiyorum. Fakat gümrükten izin vermiyorlar. Altı ay Bulgaristan’da kalmamı istiyorlar. Giriş çıkışların iki yıl olduğunu bizzat Sayın Başbakan söylemişti. Bu altı ay bekleme uygulaması hakkında Gümrük Genel Müdürlüğünden bilgi rica ediyorum.”
Dursun Coşar