Gencecik çocuklar mı hatalı yoksa onlardan beklediği ve umduğu başarıyı bulamayan aileler mi? Acaba çocuklarımızdan çok fazla başarı mı bekliyoruz? Onların ruh hâlini ne kadar anlıyoruz? Sevinçlerine üzüntülerine ne kadar ortak olabiliyoruz? Onlara ne kadar anlayış gösterebiliyoruz? Elbette ki her çocuk teşekkür veya takdir alacak diye bir şey yok. Bu zaten mümkün de değil. “Mutlaka başarılı olacaksın!” diye onları şartlandırıp baskı altına alırsak en büyük hatayı yapmış olmaz mıyız? Herkesin vücut yapısı ruh hâli, kapasitesi aynı değil ki. Allah insanları farklı yaratmış, değişik kabiliyet ve özellikler bahşetmiş. Herkesin yeteneği farklıdır. Belki bazen çocuklarımızın yeteneklerinin ve kapasitelerinin üzerinde başarılar bekliyor, yüksek hedefler koyabiliyoruz, böyle şartlandırıyoruz. Çocuklarımızda beklediğimiz başarıyı elde edemeyince böyle nahoş olaylar meydana gelebiliyor. “Her çocuk her konuda mutlaka başarılı olur” diye bir şey yok ki. Bazı çocuklar matematikte, bazı çocuklar tarihte bazı çocuklar Türkçede başarılı olabiliyor. Derslerde başarılı olamayan çocuk için de başarısız denilemez. Çünkü derslerin dışında başka bir yeteneği varsa ve biz onu bilemiyorsak o zaman o çocuğa haksızlık etmiş olmaz mıyız? Onlardan beklediğimiz başarıyı bulmak yerine onların başarabileceği alanı anlamaya çalışmak asıl büyüklüktür. Çocuk bizim beklediğimiz alanda başarılı olamayınca “sonum ne olacak, ailem bana nasıl davranacak? diye strese girer. Sonunda çok üzücü olaylar meydana gelebilir.
Aslan Torun-Em. Sağ-Yazar
Benim bu işe aklım ermiyor
“Feridun Ağabey, ülkemizde kadınların çalışması için ne fedakârlıklar yapıyoruz. Mesela; evlenme izni, hamilelik izni, doğum izni, süt izni, aşırı stres ve yorgunluktan dolayı çokça doktor rapor izni, senelik, mazeret ve nakillerde yol izni veriyoruz. Ayrıca; evlerdeki bakıcılar için sigorta-prim giderlerini, iş yerlerindeki kreş masraflarını, servis, yemek harcamalarını karşılıyoruz. Şimdi de bebek-çocuk bakan yaşlı büyükannelere de ücret vereceğiz. Tabii ki bu da çok hayırlı bir hizmettir. Pekâlâ, büyükannesi olmayanlar ne olacak? Eğer çocuğa hala-teyze bakıyorsa bunlara da bir ücret vermek gerekmez mi?
Şimdi soruyorum: Kadınlar, bazı işlerin haricinde çalışmasa, bütün bu giderler de evinde çocuğuna bakan anneye verilse, yüzlerce iş bulamadığından evlenemeyen genç erkek evlenip bunlar da iş ve eş sahibi olsa daha mantıklı olmaz mı? Bu işe bir türlü aklım ermiyor!..”
Numan Aydoğan Ünal-İstanbul
Sütte tekelleşmeye izin verilmesin!..
“Feridun Ağabey, hayli zamandır sokak sütü diyerek bize kapıdan süt getiren sütçümüzle uğraşanlar sonunda zaferlerine kavuşacak gibi. Ama ben bir vatandaş olarak benim sütçümden süt almama bir şekilde engel olanlara hakkımı helal etmiyorum. Benim sağlığımı filan düşündüklerine de inanmıyorum. Benim sağlığımı düşünselerdi her biri kanserojen madde içeren nice hazır gıdanın üretimini ve tüketimini yasaklarlardı. Onların reklamlarını ballandırarak anlatıp da çoluk çocuğumu yaz kış kendi glikoz, şeker, früktoz dolu gıdalarını içmeye zorlamazlardı. Onların derdi beş altı ineği olup da süt satarak nafakasını çıkartan üreticinin piyasadan çekilmesi ve kurdukları süt tesislerinde ürettikleri sütlere her birimizi müşteri yapmak. Ben devletimden ricada bulunuyorum. Bir vatandaş olarak benim süt alma özgürlüğümü kısıtlamaya sebebiyet veren bu uyulamaya izin vermesin. Sağlık adı altında süt tekelleşmelerine izin vermesin. Vatandaş ile sütçüyü kendi haline bıraksın. Vatandaşı sütün bozuk olduğunu anlama konusunda, sağlıklı süt konusunda uyarılarda bulunsun ama süt alma konusunda vatandaşını çaresiz bırakmasın. Süt üreten ve bu sayede ekmek yiyen aileleri de mağdur etmesin. Saygılarımla.”
Süleyman Çalışkan-İstanbul