"Feridun Ağabey merhaba... Gönderdiğimiz yazılarımızı sabırla değerlendiriyor ve kıymetli gazetemizin değerli köşesinde vatandaşın, dertlerine ortak oluyorsunuz. Teşekkürler. Ekim 2015’te yayınlanan ve sizin biraz esprili yaklaştığınız 'Artık tramvayların tutamaklarını konuşuyoruz' başlığı ile yayınladığınız 'tasarım hatası' içerikli yazımıza İstanbul Belediyesi Ulaşım AŞ'nin hassasiyetle eğildiğini ve gereğini yaptığını gördüm. O haliyle her an yolcuların birbirleriyle kapışmasına, birbirlerine yapışık yolculuk etmek zorunda bırakacak tutamakların düzeltilmesini sağlayan Ulaşım AŞ'nin bu hassasiyetini sizinle paylaşmak istedim. Yine bunun yanı sıra doktora şiddetin ayyuka çıktığı günümüzde her doktorun aynı olmadığını, her sağlık görevlisinin aynı olmadığını vurgulayan yazıma da yer verdiğiniz için teşekkür ederim... Keşke imkân olsa da muhtelif hastanelerde derlediğim birkaç sembol ismi de köşenizde yayınlayabilsek. Biliyorsunuz toplumda hep sorunlu hep olumsuz isimlerin yer aldığı bir ortamda takdir ve teşekkür etmek nedense hep geri planda kalıyor. Oysa her mesleğin içinde elleri öpülesi öyle muhterem isimler var ki… Gönülden isterim ki şikâyetlere maruz kalanlar kadar takdir edilenler de isimleriyle onore olsunlar” diyen değerli okuyucumuz İstanbul’dan Erol Kara’ya biz de buradan teşekkür ediyoruz.
Adalet kapısında adalete muhtaç olmak!
Ben genç bir adliye çalışanıyım. İsmimi vermek, nerede görev yaptığımı söylemek isterdim fakat açıklayamıyorum...
Bizim görevde yükselme diye bir sınavımız var. Adalet Bakanlığı, bu sınavı geçen sene yazılı ve sözlü olmak üzere ikiye ayırdı. Yazılı ekim ayında yapıldı. Hayli yüksek bir puan aldım. Yazın senelik izinde eve kapanıp ders çalıştım. Aralık ayında da sözlü sınava girdim. 6100 kişiyle birlikte Ankara Batı Adliyesinde 5 kişiden oluşan heyetin karşısına çıktım. Odaya girmemle çıkmam neredeyse bir oldu. Günlerdir heyecanla beklediğimiz, uğruna uykularımızı böldüğümüz, kilometrelerce uzaktan geldiğimiz sözlü sınav 1-2 dakikada bitti. Oysa bu sürede insan kurbanlık bile seçemez.
28 Aralıkta kazananların ismi açıklandı. Listede yoktum. O yüksek puanım, sözlü sınavda verilen düşük bir puanla erimiş, eritilmişti. Benim gibi bazı adayların yüksek puanına, 50-60 arası sözlü sınav puanı verilerek ortalamaları düşürülürken düşük puanlı memurlara 90-100 puan verilerek sınavı kazanmaları sağlanmıştı.
Büyük üzüntü içindeyim. Orta halli mazbut bir ailenin çocuğuyum. Devletin sakıncalı gördüğü hiçbir cemaat, örgüt, oluşum içinde bulunmadım. Her zaman çalıştığım hâkim ve savcıların takdirini kazandım. Kaç aydır düşünüyorum: Beni niye elediler?
Adliyelerde herkes kimin ne kadar puan aldığını bilir. Bu yüzden aynı kalemde çalışan kâtipler bile birbirleriyle husumetli hale geldi. Ne çalışma azmimiz kaldı ne de iştahımız.
Vicdanlı, ahlaklı, ilim ehli olduğunu bildiğimiz kıymetli Başbakanımıza seslenmek istiyorum: Hocam, bu adaletsizlik konusuna ilgi gösterebilir misiniz? Devletimize küsmek istemiyoruz.
İstirhamım şu ki, sınavın ya önceki yıllarda olduğu gibi tek aşamada yapılması ya da kameralar eşliğinde ve yeterli sürede hakkaniyetli bir mülakatın gerçekleştirilmesidir. Saygılarımla...
Gördüklerimin rüya olduğuna inanamadım!
Feridun Ağabey, geçenlerde bir rüya gördüm. Kardeşimle birlikte nereden akıl etmişsek bir kamyon almışız. Ayda beş bin lira taksitle beş yüz bin lira kredi çekmişiz. Her ay o krediyi ödemek zorunda kalacakmışız. Diyorum ki kendi kendime, “Allah’ım ben hangi akla hizmet gittim de bu krediye imza attım. Yahu ben bu borcun altından nasıl kalkarım. Şimdi bu parayı nasıl ödeyeceğiz? Ödeyemezsek ne yapacağız? Yandım Allah’ım, ben yandım. Mahvoldum!..” böyle diye diye kıvranarak uyandım. Sabah ezanları okunmuştu... Gördüklerimin rüya olduğuna inanamadım. Acaba şimdi mi rüyadaydım, rüyada gördüğüm mü gerçekti? Bir müddet kendime gelemedim. Rüya olduğunu anlayınca yaşadığım sevinci kelimelerle tarif edemem. Bir anda onca borçtan kurtulmanın rahatlığıyla öyle sevindim ki, namaz sonrası dua ederken ağladım… Günlük sıkıntılarım oluyordu. “Çekilmez bu hayat!” diyordum. “Bıktım ya ne olacaksa olsun!” dediğim zamanlar oluyordu. Meğer beterin beteri olduğunu Rabbim bana rüyada göstermişti... Diyeceğim o ki inanın sıkıntı içinde de olsanız çorba kaynayabildikten sonra, hasta sökel olmadıktan sonra sıkıntıları dert etmesin kimse ne olur. Selamlar kıymetli ağabeyim.”
Cumali Eydemür-Konya