“Yaz günleri zaten burnumuzun direği kırılıyordu ama bu kış günü de hemen yanı başımdaki yolcunun ter kokusu inanın burnumun direğini kırdı.
Kaç gündür su görmedin be adam… Leş gibi kokuyorsun. Kendi kokundan da mı rahatsız olmuyorsun?
Fransa’dan geldiğini söylüyordu bir de… Sonra tıkış tıkış bindiği otobüsün kalabalık oluşundan dem vuruyor ve 'bizim oralar böyle değil ya' filan diyordu.
Tıkış tıkış otobüste yanından uzaklaşmak istesen de uzaklaşamıyordun. Konuşması, hâli, duruşu hepten nobran biriydi… Birkaç durak sonra otobüsten iri bir kubur faresi gibi indi de hep birlikte rahatladık. Ne olur şu şehre altyapı üstyapı hizmetler yapıldığı gibi biraz da insanlara şehir kültürü öğretilebilse… Şehre adapte olamayan nobran, kaba tipler inanın insana sadece bedensel eziyet vermiyor aynı zamanda bıktırıyorlar… Her şey bir yana da kaba ve cahil insan hiç çekilmiyor…”
Rumuz: “Merve Betül”-İstanbul
Dünya markası olmak THY’ye yakışıyor
“Sevgili Feridun Ağabey, geçen hafta eşimin rahatsızlığı sebebiyle THY ile İstanbul-Ankara-İstanbul seyahati yaptım. Normal prosedürlerin uygulamasını özel durumlar için değiştirerek müşteri memnuniyetini önceleyen anlayış, ancak dünya markası olan THY’ye yakışırdı. Müşteri İlişkileri Merkezi yöneticilerine ve çalışanlarına, hassaten Feride Dirican hanımefendiye teşekkür ederim. Ayrıca bu seyahatlerde zamanında kalkış ve inişler, ikramlar hepsi çok iyiydi. Millî gururumuz THY’nin başarılarının artarak devam edeceğine inancım tamdır. Saygılarımla.”
Osman Algül-İstanbul
"Çok yakışıklı olduğunu biliyor musun?"
Feridun Ağabey, hepimiz çocuklarımızın söz dinlemediğinden şikâyet ederiz ama aslında çocuklara söz dinlememeyi biz öğretiyoruz. Sonra da "çocuklar bizi dinlemiyor" diyoruz. 12-13 yaşlarında bir çocuktu. Yüzme kursuna o gün katılmak istemiyordu. “Ayağımı burktum” diyordu. Ama onu para verdiği için kendisini o çocuğu o havuza sokmak zorundaymış gibi hisseden baba telefon açarak annesini aradı. Telefonu çocuğa verdi. Çocuk yalvarıyordu telefonda: “Anne yemin ederim çok acıyor!” diyordu ama annesi ne sayıp döktü ise çocuk telefonu kapatıp ağlamaya başladı.
Baba da o öfkeyle çekip gitti… Şöyle hafiften omuzuna dokundum. Dedim ki:
“Hiçbir şey senin üzülmene değmez!”
Göz göze geldik. Dedi ki: “Bana inanmıyorlar. Bir sürü para verdik” diyorlar.
“Anneler babalar öyle der” üzülme.
İlgilendiğimi görünce derdini açtı:
“Bende yetenek yok zaten. Yüzemiyorum. Basket oynamak istedim onu da başaramadım.”
Dedim ki:
“Peki, çok yakışıklı ve çok güzel bir çocuk olduğunu biliyor musun?”
Bu sözle birlikte çocuk gülümsedi… Ağlayan çocuk gitti… Keyfi yerine geldi… Ve yüzmeye doğru yöneldi…
Rumuz: “Şahika”-İzmir
Hâlâ vicdan azabı çekiyordu
Feridun Ağabey, bir gün Elazığ’ın Maden ilçesinde otobüse bindim, İstanbul’a geliyordum. Yanımdaki koltukta oturan kişi de Maden’de vefat eden kayınbiraderinin cenazesinden Kayseri’ye dönüyordu. Ölen kişinin ismini söyleyince tanıdım. Ölen kişiyle Kayseri cezaevinde bir müddet hükümlü olarak kalmışlar ve aftan faydalanıp her ikisi de tahliye olmuş. Yanımda oturan kişi, vefat edenin kız kardeşiyle evliymiş. Suçunun ne olduğunu sorduğumda cevap verdi:
“Adam öldürmek” demişti.
Yani o an eski bir katil ile yolculuk ediyordum. Kendisine şu soruyu yönelttim:
“Peki taammüden adam öldürmenin cezası idam olsaydı bu suçu işlemeye o zaman da cesaret edebilir miydin?”
Dedi ki:
“Ağabey keşke böyle caydırıcı ceza olsaydı da ben de o suçu işlemeseydim. Hem sağlığımı kaybettim hem de hâlâ vicdan azabı çekiyorum” demişti. Keşke ders alabilsek…
Necdet Akman-İstanbul