“Sevgili Feridun Ağabey, birkaç gün önce, uzun yıllardan sonra; en son çocukluğumda bir kez gittiğim Mevlana Celalleddin-i Rumi hazretlerinin türbesini ziyaret etmek nasip oldu. Büyük bir hevesle ve beklentilerle gittim. Fakat mübareğin türbesine yayılan müzik yayını ve müzeye girer gibi ayaklara galoş geçirip içeriye girilmesi, beni burada kelimelerle anlatamayacağım derecede hayal kırıklığına uğrattı ve çok üzdü, gönlümü yaraladı. Bildiğimiz kadarıyla sevgili Peygamberimiz, “mizmar yani çalgıları ve putları yok etmek için gönderildim” buyurmuyor mu?
O hâlde böyle söyleyen yüce ve şanlı bir Peygamberin “aleyhisselatü vesselam” ümmeti, onun en kıymetli ümmetlerinden birinin türbesini kiliseye nasıl çevirir ve bu güne kadar da kimse bunu nasıl garipsemez? Hâlâ şaşkınlık içindeyim. Allahü teâlâ bizi her türlü bidatten muhafaza eylesin. Lütfen yetkililer bu konuda bir şeyler yapsın lütfen! Lütfen o türbeyi müzeye benzemekten kurtaralım.”
Rumuz: “Şems-i Tebrizi”- İstanbul
***
Kavak Dere burnumuzun direğini kırdı, yeter artık!
“Feridun Ağabey, yıllardır çaresizliğe terk edilen, şiddetli yağışlarda taşkın riski ile karşı karşıya kalan, fabrika ve evsel atıklar nedeniyle pis koku yayan ve hastalıklara sebebiyet veren Kavak Dere, biz Yıldırım Beyazıt Mahallesi sakinlerinin inanın kâbusu oldu. Derenin Çerkezköy OSB Müdürlüğü sorumluluğunda kalan kısmı ıslah edilirken; Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda kalan kısmında ise herhangi bir çalışma yapılmadı. Kavak Dere’nin uzun süredir kötü koku ve kirlilikten muzdarip durumdayız. Kokudan burada duramıyoruz. Bu durumdan tüm mahalle halkı rahatsızız. Pis kokudan evlerimizde duramıyoruz. Çocuklarımız her an hastalık riski ile karşı karşıya. Yıllardır bizim bu çilemiz görmezden gelindi ve hâlâ bir çözüm bulunamadı. Derenin yarısı Çerkezköy OSB Müdürlüğü’nce ıslah edildi. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Fakat bizi asıl ilgilendiren diğer yarısında tablonun hâlâ aynı olması. Fabrika atıkları, evsel atıklar hep bu dereye akıtılıyor. Bu bize reva mı?”
Mehmet Y.- Çerkezköy / Tekirdağ
***
Gıda güvenliğinin ve eğitimin önemi
Geçmişten günümüze baktığımızda genellikle dinî bayram günlerine rast gelen zamanlarda belediyeler fırınları, kasapları, şeker imalatçılarını vb. denetliyor. Denetim esnasında olumsuz görüntüler medya aracılığıyla halkımıza gösteriliyor.
Şuna inanın ki çoğu iş yerinde denetim anında kameralar karşısında cezalar yağdırılsa da her şey aynı tas aynı hamam devam ediyor. Yani bu konuda köklü bir çözüm üretilmiyor.
Bence başta ekmek üreticileri olmak üzere gıda üreten böylesi kurum çalışanlarına, ceza vermek yerine sağlık bilgisi konusunda sertifikalı eğitim ve bunun şuuru verilmeli. Sağlıklı ürünler üretmenin temel şartlarından biri de sağlıklı çevredir. Ülkemizde çevre kirliliği de çok önemli bir sıkıntıdır. Özellikle yaz aylarında piknikçilerin çoluk çocuk ailecek gittikleri; tarım alanlarımıza, ormanlarımıza, sahillerimize, vs. verdikleri zarar çok büyük boyutlara ulaşmış durumdadır. Bu sebeple halkımıza da bu konuda eğitimi programlar yapılmalı ve çevre şuuru aşılanmalıdır. Saygılarımla.”
Hüseyin Aksu- İstanbul
***
Çocuğunuzu hayatınıza katmamışsınız
“Dokuz yaşındaki oğlumun bizi üzer hareketleri sebebiyle eşimle birlikte onu bir pedagoga götürdük. Hoca bizi biraz dinledikten sonra çocuğu oyun odasına gönderdi ve bize ana ve baba olarak dedi ki:
“Konuşmalara bakılırsa çocukta hiçbir anormallik yok. Anormallik ana baba olarak ailede gözüküyor. Çocukla duygusal bağ kurulamıyor. Onun her istediği oyuncağı almışsınız ama o evde anne ve baba arıyor. Siz ise hayatınıza henüz çocuğunuzu katmamışsınız. Çocuğun içine kapanıklığı ise onun yanında birbirinizle onun hakkında yaptığınız sorumluluk kavgaları. Siz birbirinizi suçlarken aslında çocuğunuz ikinizin de onu istemediğini düşünüp kahroluyor.” Güzel yavruma çektirdiğimiz onca sıkıntı için çok üzülüyorum. Babası hiç değişmedi ama artık ben bir anne olarak çocuğumu hayatıma katıyorum.”
Selma T.- Bursa