Herkes İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in 21 yaşından söz eder. 21 yaşındaki gençlere "Senin yaşında iken Fatih İstanbul'u fethetmişti" gibi benzetme yapar.
Kimse bana Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştan bahsetmesin. O Fatih'i Fatih yapan eğitimden, öğretmenden, ortamdan bahsetsin...
Bugün gençlik dediğimiz 12-20 yaş arası grup fidan gibidir... Elbette gençliğin önündeki bazı engellerden bahsedilir... Eğitim felsefesindeki yanlışlıklar, siyasal yap-bozlar, ekonomik sıkıntılar, şunlar bunlar... Hepsi tamam...
Ama bunların hiçbiri gerçek engel değildir. Gençleri yetiştirmekte esas engel nedir? Ebeveynlerin çocukları için değil kendileri için yaşıyor olmalarıdır. Halbuki ebeveynin ana baba olarak birinci sorumluluğu çocuklarını hem maddi hem manevi geleceğe hazırlamaktır... Yemesinden içmesinden olduğu kadar insanlığından da sorumlu olmaktır.
Gençliğin bugün bu hale gelmesi, çocuklarını değil kendini düşünen ebeveynler yüzündendir.
Kimse çocuklara kızmasın... Kızsa da zaten anlamsızdır... Bu acı ama gerçek tabloya kendi yakın çevrenizden bakarsanız ne demek istediğimiz anlaşılır. Bakın tanıdığınız insanlara...
Kaç kişi evladına kendisinden fazla önem vermektedir? Oysa hemen her birinin birinci önceliği evi, arabası, yazlığı, hanı hamamı olmuştur. Ama bunların peşinde koştururken evladını başkasına kaptırmıştır. Bu başkası, televizyondur, internettir, ideolojidir, sokaktır... Say sayabildiğin kadar.
Zayi olan gence son darbeyi "Hayırsız evlat çıktı" diyerek yine sorumsuz ebeveyn vurmaktadır. Suçunu bilmeyen suçlu... Zavallı avuntu... Kendini avuttuktan sonra nerede ne işle uğraşmaktalar? İkinci yazlık, ikinci kışlık, ikinci bahar...
Millî Eğitim Bakanlığının rotasyon fantezisi
Bir öğretmenden mail aldık. Çok üzgün... Diyor ki:
"Keyif bizim değil mi? Millî Eğitim Bakanlığı biz isek, verdiğimiz kararlara tüm camia uyacaktır, mantığından hareket eden Bakanlık geçtiğimiz dönemde idareci atamalarındaki yanlış ve taraflı tutumundan sonra ikinci büyük hatayı da öğretmen rotasyonlarında yapmaktadır.
Bu yıl çalıştığı okulda 12 yılını dolduran (kademeli olarak sekiz yıla inecek) öğretmenlerimizi başka okullara atayacaklardır. Otuz yılını eğitime veren sahada bir eğitimci olarak söyleyeyim ki ilk bakışta olumlu görülen bu karar, bazı özellikli ve iyi okullar için çok yanlıştır. Bu okullara çeşitli sınavlarla gelen ve başarısını ispatlamış öğretmenler yok yere başka okullara atanacaklardır. Yerlerine ise hiçbir liyakate bakılmaksızın kıdemi (çalışma yılı) fazla olan öğretmenler atanacaktır. Bu durumda o okullara belirli puanlarla gelmiş genç meslektaşlarımıza yazık olacaktır. Acaba o öğretmenler olmasaydı o başarılı öğrenciler gelirler miydi? Keşke yetkililer bu kararları alırken en azından öğrencilerin görüşünü alsalardı. Nedense böyle hayati kararlarda uygulayıcı olan öğretmenlerin görüşü hiç alınmıyor. Ama öte yandan öğrenci ve veli ile öğretmen muhatap oluyor.
Hem muhatap oluyorlar hem hiçbir kararda görüşümüz sorulmuyor. Bu mudur Eğitimi sevk ve idare etmek? Her gelen kendi eğitim sistemini ve kendi yönetim sistemini öğretmen üzerinde denemek zorunda mıdır? Gerçekten hem öğretmenlerimize hem öğrencilerimize yazık oluyor..."
Sağlık Ocakları hemşire arıyor, mezun hemşireler atanma bekliyor?
Feridun Ağabey, benim derdim kızım ve arkadaşlarının atama mağduriyetleriyle ilgili. Geçtiğimiz gün gazetenizde "140 bin taşerona kadro sağlık bakanından müjde" yazısını okudum. Benim kızım Hemşirelik Meslek Lisesini bitirdi. 80 küsur puan aldı ve 1200. sırada atama bekliyor. 2000 hemşire alınacak; neredeyse üçüncü atamalar geldi daha ikinci atamalar yapılmadı. Kızımın sağlığı ve psikolojisi iyice bozuldu. Ne desek "niye atanamadım" diye küsüyor ağlıyor. Yetkililer neyi bekliyorlar? Hemşire ihtiyacı çok. (Geçtiğimiz gün de Altınyıldız Sağlık Ocağı'nda Hemşire olmadığı için hastalar mağdur diye yazmıştık) Bıraksınlar taşeronu önce sınava girmiş, okulunu okumuş hak etmiş olanlara hakkını versinler.
Salim Şahin-Kırşehir
Vekillerimizin eğitim ve kültür seviyesi
Milletvekillerimiz seçim zamanı 81 ilimizden milletvekili olabilmek için belirli partilerden aday olurlar. Kendisi ve unvanını tanıtırlar. Milletvekili olabilmek için büyük paralar harcarlar. Bağlı bulundukları partiden vatandaşların oyu ile milletvekili seçilirler. Vatandaşa seçim günlerinde vadettikleri hizmetlerden sorumluluk taşımazlar. Vatandaş ise seçim sonrası çareli çaresiz hayatına devam eder. Hâlbuki milletvekillerimiz, seçilmiş oldukları illerin, ilçelerin, köylerin; fakirlerini, zenginlerini, tarım ve hayvancılık durumunu, coğrafi yapısını, yer altı ve yer üstü kaynaklarını, turizm potansiyelini bilmesi gerekmez mi?
Seçilmiş milletvekillerimiz ihtiyaç sahibi değil. Hepsinin durumu iyi. Zaten fakir ve yoksul vatandaşların ülkemizde milletvekili olabilmesi çok zor.
Milletvekillerimiz seçilmiş olduğu bölgede daha fazla sorumluluk alarak halkımızla iç içe olmalı ve hizmet üretmeli. Parti genel başkanları ve yönetimleri aday gösterdikleri kişileri çok iyi tanımalı. Bu sorumluluğu taşıyabilecek kimseleri aday göstermelidir.
Hüseyin Aksu-Beyoğlu/İstanbul