Zorunlu hizmeti bitmeyen öğretmenler

A -
A +
Herkesin bildiği üzere 06.05.2010 yılındaki “Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği”nde “Zorunlu Çalışma Yükümlülüğü Süreleri” başlıklı Madde 27’nin (2) bendinde “Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra Bakanlık öğretmen kadrolarında göreve başlayanlar” denilerek o andaki tüm öğretmenlere zorunlu hizmet muafiyeti getirilmişti.
Her atama döneminde kamuda memur olarak çalışan Eğitim Fakültesi mezunlarına, sınırlı sayıda öğretmenliğe geçiş hakkı verilmektedir.
Memur olarak çalışılan bölge “zorunlu hizmet bölgesi” olduğu hâlde bu öğretmenler yeni kurumlarında tekrardan zorunlu hizmete tabi tutulmaktalar.
06.05.2010 tarihinden sonra memurluktan öğretmenliğe geçenlere, önceki kurumlarında öğretmenlik yapmış gibi düşünülerek haklı olarak hizmet puanları verilirken “Kurumlar arası Zorunlu Hizmet Mağduru” öğretmenler “af”tan faydalanamamışlardır. Puanları verilirken hangi kriterler göz önüne alındıysa, aynı kriterler göz önüne alınarak, memurken o bölgelerde çalıştıkları süreler de Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki ilçe bazlı zorunlu hizmetten sayılıp bu problem çözülebilir.
Kurumlar arası ilk atama ile öğretmen olup da gerçekten çok zor durumda olan, emekliliğine sadece birkaç yıl kalmış olmasına rağmen zorunlu hizmet bölgelerinde çalışan ve hâlâ çalışmaya devam eden; sadece “öğretmen” olup bu ülkenin evlatlarına faydalı olmak için, eşinden ve çocuklarından ayrı kalmak zorunda kalan birçok öğretmenimizin varlığı ve çözüm bekliyor olmaları; meselenin teknik yönünün yanı sıra, hakkaniyet ve insaniyet yönü olarak da durmaktadır. Saygıdeğer Millî Eğitim Bakanımızın bu konuda ilgilerini ve yardımlarını bekliyoruz. Saygılarımızla. “Zorunlu Hizmet Mağduru Öğretmenler” adına C. A.-Bursa
 
 
Şiddet arayan televizyon dizilerine baksın!
 
Türkiye’de başta kadına şiddet konusu olmak üzere insanların birbirine karşı tahammülsüz olduğundan, kimsenin kimseye saygısı kalmadığından vb. herkes şikâyetçi…  Özellikle sabah kuşağında izleyiciye sohbet tadında (!) haber sunan televizyon sunucuları, gazetelerin magazin yazarları, toplumun önünde gözüken sanatçı ve televizyon yapımcıları bu konuda şiddet gösterenleri, insanlıktan nasibini almamış yaratık olarak niteliyor. Ama hiç dönüp şöyle bir aynaya bakma gereği duymuyor hiçbiri. Niye mi? Dizi çekenlere sorduklarında hemen hiçbirisi bir kere bile olsun dizi izlemediğini, hatta kendi dizisini bile izlemediğini söylüyor. Çünkü bu tiplerin hepsi biliyor yaptıkları işin insanlara zerre faydası olmadığını. Fayda olmaktan öte insanlara şiddet aşıladığını, nefret aşıladığını… Her sahnesi haykırma, her sahnesi öfke, her sahnesi bağırıp çağırma. Her sahnesi öfkeden deliye dönmüş insanların evde yolda orada burada eşine, karısına sevgilisine, hangi rolde olursa olsun bağırıp çağırması, şiddet uygulaması… Hemen hiçbir sahnesinde normal bir insan iletişimi yok. Hiçbir sahnesinde doğru insan yok. Örnek alınacak aile babası yok. Örnek olacak ideal bir eş yok. Nerede sapık, nerede bencil, nerede egoist, nerede ayyaş nerede sahtekâr tip varsa o tipler üzerine kurgulanıyor dizilerin tamamına yakını. İnanmazsanız bir kez olsun izleyin eski Türk filmlerini… Sonra kıyaslayın günümüz insanına sunulan kepazeliği… Nerede o filmlerde örnek olan İstanbul Beyefendiliği, Hanımefendiliği, nerede insanın dinlerken bile sinir olduğu sokak serserisi dili ve hâli? Hemen hemen her dizide silah var, öldürme var, aldatma var, isyan var... Sonra da bu insanların gücü gücüne yeten kavgaları var. Herkes cezayı kendi ödüyor. Mahkemeye gitmek vb. yok… Ve bu ekranlardan taşan şiddet sarmalına rağmen bunu ekranlara taşıyanlar da, haber sunanlar da, entelektüel olarak isim yapanlar da bu konuyu eleştiren bir çift söz etmiyor. Sonra da toplumda şiddet var deniliyor. Şiddet ekranlardan pompalanıyor topluma ey yetkililer!..
           Muharrem Uzunca-Ankara
 
 
Sigara dumanından bizi kurtarın
 
Geçenlerde İETT otobüsüne binmek üzere durağa doğru gidiyordum. Önümde de bir vatandaş ilerliyordu. Birden ne oldu bilemiyorum, adamın ağzından çıkan sigara dumanı olduğu gibi benim üzerime geldi ve boğazımdan içeri nefesle birlikte ister istemez yutmak zorunda kaldım. Ne bileyim aşağılık herifin dumanı içine çekip de bırakacağını. Yolda yürürken böyle körük gibi sigarayı içine çekeceğini? Önceden kapalı mekânlarda sigara yasak değildi, sonradan yasak edildi ama şimdi insanlar sokağa çıktığında sigara içmeyi fırsat biliyor. Otobüs duraklarında bekleyenler diğer bekleyenlerin durumunu düşünmeyip açık alanda iken sigara yakma fırsatını değerlendirmiş(!) oluyor. Olan biz sigara içmeyen diğer yolculara oluyor. Yani şu sigara içmeyenleri sigara içenlerin dumanından kim kurtaracak? Yeter artık imdat diyorum…
         Adnan Tepebaşı-İstanbul
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.