Bööyyyük politikalar!..

A -
A +

Acaba diyorum, "Büyük Devlet"imizin ilgili birim veya birimlerinde (askerî veya sivil fark etmez...), Kürt meselesinin son doksan-yüz yıllık serüvenine dair derli toplu; doğrudan ve hızlıca karar almayı kolaylaştıracak, tasnif edilmiş, değerlendirilmiş ve düzenli şekilde güncellenmiş, "devlet hafızası" formatında, kullanıma hazır bir mükemmel veri, bilgi birikimi var mıdır? Bu soruyu çok saf, basit, hatta cahilce ve irrasyonel olarak değerlendirenler çıkabilir. Hiç gocunmam! Olur a, böylesine köklü ve gelenek sahibi bir devlet, nasıl olur da başını en fazla ağrıtan; hatta zaman zaman beka endişesine sevk edecek derecede, ürkütücü bir mahiyet kazanan en yakıcı meselede bu denli hazırlıksız olabilir mi, diye düşünüyorlardır... Böyle düşünmekte sonuna kadar hakları var. Lakin benim de bu soruyu sormamın geçerli sebepleri var! Önceki dönemlere girmeyeceğim. Ama bölücü terörün etkili şekilde baş gösterdiği 1984 yılından bu tarafa, her kanlı saldırıdan sonra; yapılan resmî açıklamaların meydana getirdiği kafa karışıklığı bile tek başına, bu konuda ciddi şüphe duymamız için yeterli... Keza belirlenmeye çalışılan politikaların değişkenliği, yüzeyselliği, alınan kararların zaman içinde birbiriyle çelişmesi, hatta yekdiğerini bertaraf etmesi, yukarıdaki sorumuzun karşılığı olan bir durumdur. Daha açıkçası, bugün toplumda haklı veya haksız tereddütlere, korkulara yol açan mevcut durum, çeyrek asrı aşkın bir zaman içinde yaşanan sürecin neticesidir. Politik söylemde, iktidar veya muhalefet mensubu siyasetçilerin; sivil ve askerî bürokratların meseleye yaklaşımı, çözüm için dağarcıklarındaki bilgi birikimi ve karar alma ehliyeti, iç ve dış dinamikleri analiz kabiliyetleri, stratejik öngörü ve politik vizyonları yanında; devletin kurumsal hazırlığının seviyesi de, bütün bu neticelerin kaynağıdır... Yıllardan beri, her kafadan bir ses çıkıyor! Sivil arenada görüş farklarını fikir özgürlüğü ve demokrasi ile izah edebiliriz. Ama devlet katında tereddüt ve çelişki tehlikelidir. Nihai kararı oluşturmak ve uygulamak noktasında, devletin kurumları arasında söz birliği ve koordinasyon yoksa çatal kazığın yere batmaması gibi, çıkmaz bir durumla karşı karşıyayız demektir! 2005 yılına kadar, sivil siyasetin Kürt Meselesinde gerçek söz sahibi olmadığını hepimiz biliyoruz. O tarihe kadar devletin güttüğü politikaların, üniformalı bürokratlarca ve genellikle dönemsel nitelikte, kalıcı olmayan; şartlara göre reaksiyon niteliğinde ortaya konulan siyasi ve askerî tavır olduğunu inkâr edebilir miyiz? 2005 yılından bu yana, sivil otorite meselenin asıl sahibi olarak gerekli ağırlığı koymuş olmakla birlikte, geçmişten gelen uygulama ve alışkanlıkların, büyük çapta sonuç belirleyici olduğunu teslim etmek gerekiyor. En başta terörle mücadeleyi, yalnızca bir güvenlik meselesi ve bunu da asker vasıtasıyla yapmakta ısrar etmek... Bilinen bütün sakıncalarına rağmen, hâlâ daha düzenli askerî birliklerle, gayrı nizami harp yapmaya çalışmak... Tek başına şu karakollar olayı bile, devletin konunun güvenlik boyutunu dahi gerektiği şekilde değerlendirmediğini göstermektedir. Netice: Belki de en doğru şey, her şeyi yeniden gözden geçirmek...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.