ABD'nin "yeni füze kalkanı" projesini açıklamadan önce, özellikle medyayı etkili bir biçimde kullanarak kamuoyu oluşturduğu görüldü. ABD'nin İran politikası, füze kalkanı projesi ve Türkiye'ye ABD füzelerinin yerleştirilmesi konularıyla ilgili olarak son üç haftadır yaşananlar, Amerikan yönetiminin politikalarını yürürlüğe sokarken, devlet organlarını, medyayı ve düşünce kuruluşlarını ne kadar bilinçli bir şekilde koordine ettiğini göstermiştirTEKRAR GÜNDEMDE
İki haftalık iyi organize edilmiş sistemli bir çalışma neticesinde ABD yönetimi, bir süredir dünyanın gündeminden düşen İran'ın nükleer programı konusunu tekrar gündemin üst sıralarına oturttu. Üstelik "İran tehdidi" üzerinden, Türkiye'nin Amerikan yapımı füzelere ihtiyaç duyup duymadığı da sorgulanmaya başlandı.
Geçtiğimiz üç hafta içinde Amerikan füze sistemleriyle ilgili gelişmeler ABD'nin dış politika ve savunma politikalarını şekillendirirken ne kadar koordineli bir çalışma içinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Önce ABD'nin olduğu kadar dünyanın da önde gelen yayın organlarından New York Times gazetesinde, Obama yönetiminin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne füze sistemleri yerleştirmekten vazgeçtiği, söz konusu "füze kalkanının" Türkiye'ye kurulabileceğiyle ilgili bir yazı yayınlanmıştı. O zaman "Diplomatik Muhakeme" köşemizde yaptığımız değerlendirmede, New York Times'ın bile böylesine gizli bir bilgiye ulaşmasının mümkün olamayacağı gerçeğinden hareketle, haberin ABD yönetimi tarafından "sızdırılmış" olduğunu dile getirmiştik. Nitekim daha sonra yaşanan gelişmeler New York Times'ın haberinin, tamamen Beyaz Saray ve Pentagon (ABD savunma Bakanlığı) tarafından koordine edilen yeni "füze açılımının" ilk adımı olduğunu doğrular mahiyette gelişti.
NELER OLDU?
Gazete haberinden sonra Füze Kalkanı'yla ilgili neler oldu? Geliniz birer birer gözlerimizin önüne getirelim:
-ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından German Marshall Fund yayınladığı "Transatlantik Eğilimler 2009" anketinde, İran'ın askeri amaçlarla nükleer güç elde etmeye dönük bir çaba içinde olduğunu, ankete katılanlara yönelttiği sorular ve bunlara aldığı cevaplar üzerinden değerlendirdi.
-Yine ABD merkezli Pew araştırma kuruluşu, ABD'nin dünya kamuoyunda nasıl algılandığına dair bir anketin içine İran'ın nükleer programıyla ilgili sorular yerleştirdi. Pew'un araştırma sonuçları dünyanın diğer bölgeleriyle eşzamanlı olarak Türkiye'de de yayınlandı.
-Amerikan Savunma Bakanlığı'nın internet sitesinde, Türkiye'nin 7.8 milyar dolarlık hava savunma sistemi satın alacağıyla ilgili bir bilgiye yer verilerek, bir Amerikan firmasına Milli Savunma Bakanlığı'nca açılan bu ihaleye katılabilmesi için ruhsat verildiği bildirildi.
-Pentagon'un internet sitesinde yer alan bilgileri habere dönüştüren ABD menşeli haber ajansları, bu ham bilgiyi güya işleyerek, Türkiye'nin ABD'den 7.8 milyar dolarlık Patriot füzesi satın alacağının kesinleştiğini bildirdiler.
-Yine ABD'de yer alan, George Bush döneminde son derece faal olan, İran'a karşı sertlik yanlısı Yeni Muhafazakar çevrelere ve İsrail'e yakınlığıyla bilinen Washington Enstitüsü gibi bazı düşünce kuruluşlarında çalışan Türkiye kökenli uzmanlar, Patriotların satın alınmasının kesinleştiğini teyid ettikleri gibi, bu teyidle yetinmeyerek, Türkiye'nin bu sistemleri İran'da gelecek tehdidi bertaraf etmek için kullanacağını ifade ettiler.
-İran'ın nükleer programını denetlemekle de görevli olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın, "İran yakın gelecekte askeri alanda kullanılabilecek bir nükleer güce sahip olamaz" şeklinde bir rapora imza atan başkanının yerine, ülkesinin Kuzey Kore'den algıladığı nükleer tehdit sebebiyle İran'a da son derece şüpheyle yaklaşan emekli bir Japon büyükelçi atandı.
İki haftalık gayet iyi organize edilmiş sistemli bir çalışma neticesinde ABD yönetimi şimdilik istediğini elde etmiş görünmekteydi. Nitekim bir süredir dünyanın gündeminden düşen İran'ın nükleer programı konusu tekrar gündemin üst sıralarına oturdu. Amerikan yönetiminin bu aşamada elde ettikleri bununla da sınırlı değildi. İran'la siyasi ve ekonomik ilişkilerin 1979'daki devrimden sonra ilk kez bu kadar iyi gittiği bir dönemde, Türkiye'de de İran'dan hissedilen nükleer tehdidin büyüklüğüne dönük bir tartışma ortamı meydana getirildi. Üstelik "İran tehdidi" üzerinden, Türkiye'nin Amerikan yapımı füzelere ihtiyaç duyup duymadığı da sorgulanmaya başlandı. Geçtiğimiz hafta yayınlanan gazetelerin bir çok köşe yazarı bu konuyla ilgili onlarca yazı yazdılar. ABD'den füze alınmasına karşı çıkan ve İran'ın Türkiye için bir tehdit olmadığını söyleyenler de vardı; bunun tam aksi istikamette görüş bildirenler de.
Gerekli zihni altyapı çalışmasını tamamladıktan sonra ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama geçtiğimiz Cuma günü "ABD'nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne füze savunma sistemleri yerleştirmekten vazgeçtiğini" açıkladı. Obama'nın açıklamasında en fazla dikkati çeken husus, ABD'nin İran'da gelebilecek uzun menzilli bir füze tehdidini yakın gelecekte mümkün görmediği, fakat bu ülkenin kısa ve orta menzilli füzelerle ABD'nin müttefiklerini ve bölgesel çıkarlarını tehdit etmekte olduğuydu. Obama bu bilgiyi Pentagon'un yeni tamamladığı bir tehdit değerlendirmesi raporuna dayandırmaktaydı. ABD Başkanı bu açıklamasıyla herhalde aslında şunları söylemek istemekteydi:
-"Rusya'nın kendi arka bahçesi olarak gördüğü Orta ve Doğu Avrupa'ya Amerikan füzelerinin yerleştirilmesinden vazgeçmek suretiyle Moskova-Washington ilişkilerindeki soğukluğu ortadan kaldırmak istiyorum."
-"Başkan George Bush döneminde İran'ın nükleer gücünün ve füze çalışmalarının gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum."
KOORDİNASYON
-"İran, kısa ve orta menzilli füzeleriyle bölgedeki müttefiklerimiz için (başta İsrail olmak üzere) tehdit olmaya devam etmektedir. Orta ve Doğu Avrupa'ya yerleştirmekten vazgeçtiğimiz füzelerimizi, müttefiklerimizi korumak için İran'a yakın diğer bölgelere (Türkiye gibi) yerleştirebiliriz."
ABD'nin İran'a karşı izlediği politika, füze kalkanı projesi ve Türkiye'ye ABD füzelerinin yerleştirilmesi konularıyla ilgili olarak son üç haftadır yaşananların ve söylenenlerin bir özetini sunmaya çalıştık. Kuşkusuz bu konular önümüzdeki günlerde de dünyanın ve Türkiye'nin gündemini işgal etmeye devam edecek. Neyin, nasıl cereyan ettiğini bir kenara bırakırsak, herhalde bu gelişmelerden çıkarılacak en önemli ders, ABD yönetiminin herhangi bir konudaki politikalarını yürürlüğe sokarken, devlet organlarını, medyayı, düşünce kuruluşlarını ne kadar bilinçli bir şekilde koordine ettiği gerçeğidir. ABD'nin yeni füze "açılımı" da bu bilinçle başlatıldı. Bakalım böylesi güçlü bir şekilde gündeme sokulan açılım aynı kararlılıkla yönetilebilecek mi?
NOT: Ramazan Bayramınızı en kalbi hislerle tebrik ediyor, nice güzel bayramlara sağlık ve huzur içinde erişmenizi Allah'tan diliyorum.