Batı Trakya Türklerinin problemleri çözülmüyor

A -
A +
Türkiye, azınlıkların dini, kültürel ve sosyal haklarını teminat altına alan çağdaş düzenlemeler yaparken, AB üyesi Yunanistan Batı Trakya Türk azınlığının uluslararası antlaşmalardan ve AB müktesebatından doğan temel haklarını gasbetmeye devam ediyor.Batı Trakya Türklerinin problemleri çözülmüyor Avrupa Birliği ile müzakere sürecimiz devam ederken, İlerleme Raporlarında her yıl dile getirilen konulardan biri de Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması. Yetkililerin basına yansıyan demeçlerinden, okulun yeniden eğitim faaliyetine başlayabilmesi için yasal düzenleme hazırlığının devam ettiğini öğreniyoruz. Kamuoyunda çok farklı sebeplerle bu adımın atılmasına karşı çıkanlar olsa da, Hükümet AB üyeliği için Ruhban Okulu'nu açacak gibi gözüküyor. Daha önceki yıllarda da, gayrimüslim azınlıkların vakıf mallarına ilişkin kapsamlı bir mevzuat değişikliği hayata geçirilmişti. Türkiye, azınlıkların dini, kültürel ve sosyal haklarını teminat altına alan çağdaş düzenlemeler yaparken, AB üyesi Yunanistan Batı Trakya Türk azınlığının uluslararası antlaşmalardan ve AB müktesebatından doğan temel haklarını gasbetmeye devam ediyor. TÜRKLERİ BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR Batı Trakya azınlığının "Türk" adını kullanmasına izin vermeyen Yunanistan, yıllardır uyguladığı sistematik asimilasyon politikalarıyla, azınlığı kendi içinde bölmeye, birbirine düşürmeye ve eğitimsiz bırakmaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde, Yunanistan'ın başta Lozan olmak üzere uluslararası antlaşmaları hiçe sayan uygulamalarına iki örnek daha eklendi. Eski Meclis Başkanı ve PASOK milletvekili Apostolos Kaklamanis, 13 Temmuzda, Yunanistan Dışişleri, İçişleri, Milli Eğitim ve Din İşleri bakanlıklarına bir teklifte bulunarak, azınlık okullarında Türkçe'nin yanı sıra Pomakça'nın da okutulmasını istedi. Batı Trakya Türk azınlık liderleri bu teklife sert tepti gösterdiler. Zira Yunan makamları yıllardır azınlığı, Türkler, Pomaklar ve Romanlar (Çingeneler) olarak üçe bölmeye çalışıyor. Sözde kültürel çeşitliliği vurgularken de özellikle dil ve din birliğini bozmaya çalışıyorlar. Bugüne kadar aralarında hiçbir iç çatışma yaşanmamış Türk azınlığın bir bölümünün farklı etnik kökenden geldiği propagandasını bilinçli olarak yapıyorlar. Daha açık ifade etmek gerekirse, Yunanistan kendi vatandaşlarının bir bölümünü birbirine düşürmek için bir devlet politikası takip ediyor. Sebebi çok açık: Batı Trakya azınlığı ne kadar çok parçaya bölünürse, sesleri o kadar cılız çıkar; kimliklerini kaybederler, siyasi bir baskı unsuru haline gelemezler ve daha çabuk asimile olurlar. Yukarıdakine benzer bir tutum, Türkiye'de bazı kesimlerce, her ne hikmetse, "çok sempatik" bulunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'den geldi. Bakoyanni, Türk azınlığın milletvekili Çetin Mandacı'nın 29 Nisan'da verdiği ve azınlık vakıflarına ilişkin yasanın değiştirilmesiyle ilgili soru önergesini, tam üç ay sonra, 29 Temmuzda cevaplayarak, Yunan devletinin söz konusu yasadan geri adım atmayacağını çok net bir dille ifade etti. Türk azınlık vakıflarının çok uzun süredir karşı karşıya olduğu sorunları çözmek yerine, meseleyi daha da karmaşık bir hale getiren bu yasa, Batı Trakya Türklerinin temsilcileri tarafından "azınlığa rağmen, azınlık için hazırlanmış bir düzenleme" olarak nitelendiriliyor. Yasanın hazırlanmasında Türk azınlığın temsilcilerine hiçbir görüş sorulmadığı gibi, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mevcut ikili anlaşmaları ihlal eden, yukarıdan inmeci uygulamalar da göze çarpıyor. Yunanistan'ın Türk azınlık arasında fikir farklılıkları meydana getirme çabaları maalesef bir ölçüde başarıya ulaşmış görünüyor. Azınlık temsilcilerinin bilhassa eğitim kurumları konusunda derin görüş ayrılıklarına sahip olduğu, bu durumun da Yunan devleti tarafından kullanıldığı bir gerçek. Örnek vermek gerekirse, Türk azınlığın önemli sivil toplum kuruluşlarından Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, Türk azınlığa mensup iş adamlarının kurduğu eğitim ve kültür şirketinin, özel anaokulu ve ortaöğretim kurumları açma projesine karşı çıkıyor. Bugüne kadar Türk azınlığın kimliğini korumakta çok faydalı işlevler görmüş olan, İskeçe ve Gümülcine müftülükleri tarafından yürütülen, köy camilerinde Kur'an kursu açma uygulaması da yine anılan kuruluş tarafından "sakıncalı" olarak değerlendiriliyor. Halbuki Yunanistan'da zorunlu eğitimin 10 yıla çıkarılması sebebiyle, Türk azınlığın Yunan çoğunluk içinde erimesini önlemek için, hiç vakit geçirmeden resmi ve özel anaokullarının açılması ve Kur'an-ı Kerim'in yanı sıra Türk örf ve âdetlerinin de öğretildiği Kur'an kursu uygulamasının devam ettirilmesi gerekiyor. Diğer taraftan, azınlığın ilk ve orta öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin sayılarının ve niteliklerinin artırılmasına ihtiyaç olduğu da aşikâr. Türk azınlığa mensup öğretmenlerin her yıl Türkiye'de düzenlenecek hizmet içi eğitim programlarına katılmaları mevcut problemi bir ölçüde çözebilir. Bu yapılırken, yüksek öğretim konusu da ihmal edilmemelidir. Avrupa Birliği'nin Erasmus programı çerçevesinde, Türk azınlığa mensup üniversite öğrencilerinin, birer yıllık sürelerle Türkiye'deki üniversitelerde eğitim görmeleri sağlanabilir. Böylece, Türkçe'nin yazılı ve sözlü kullanımına dair problemler bir ölçüde giderilebilir. BEKLEYECEK ZAMAN KALMADI Elbette Batı Trakya Türk azınlığının yaşadıkları zorlukların ortadan kaldırılması, son kertede, Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklı anlayış birliğinin ve iyi niyete dayalı dostane ilişkilerin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. İki ülke dışişleri bakanlıkları arasında 1999'dan beri sürdürülen ve ikili sorunlara kalıcı çözümler bulmayı hedefleyen "istikşafi görüşmeler" henüz sonuçlandırılamamıştır. Batı Trakya Türk azınlığının, bilhassa eğitim konusunda bir on yıl daha bekleyecek mecali kalmamıştır. Dolayısıyla, sınır anlaşmazlıkları, karasuları, adaların silahlardan arındırılması, hava sahası, Kıbrıs sorunu gibi konularla ilgili görüşmelerin nihayete ermesi beklenmeden, Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir Eğitim ve Kültürel İşbirliği Anlaşması'nın yapılmasına ihtiyaç vardır. Türkiye'den böyle bir teklif gitse, Türk azınlığı güçsüz düşürmekten, kimliksizleştirmekten ve küçük parçalara ayırmaktan geri adım atmayan Yunanistan'dan acaba olumlu bir cevap gelir mi? Ruhban Okulu'nun açılmasını AB'ye üyeliğin neredeyse önşartlarından biri haline getiren Avrupalı dostlarımız, biraz da Batı Trakya azınlık okullarının durumuyla ilgilenseler olmaz mı? Bırakalım Avrupalı dostlarımızı; Türk aydınları, Ruhban Okulu'yla ilgilendiklerinin yarısı kadar Batı Trakya Türkleriyle de ilgilenseler, durum bugünkünden daha iyi olmaz mıydı?
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.