PROJE İSRAİL İÇİN...
İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmesinin söz konusu bile olmadığını Amerikalı uzmanlar çok iyi bilmekteydiler. Küçük bir beyin jimnastiğiyle, füze kalkanının İsrail'e karşı muhtemel bir saldırının önünün kesilmesi için Türkiye'ye yerleştirilmek istendiği çabucak anlaşılabilir.
Uzunca bir süredir ABD'nin gündeminde Avrupa'da "füze kalkanı" oluşturma projesi var. Yaygın kanaatin aksine, ABD'yle dost ve müttefik ülkelere orta ve uzun menzilli füzeleri havada imha edebilecek sistemler yerleştirme düşüncesi bir önceki Başkan Cumhuriyetçi George Bush zamanında değil, Demokrat Parti'den iki dönem başkanlık yapan Bill Clinton zamanında geliştirilmişti. Bush iktidarı boyunca, "İran'dan gelecek tehdide karşı" söz konusu füzelerin Orta Avrupa'ya yerleştirilmesi için çaba gösterilmiş, en sonunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne ABD yapımı bu sistemler yerleştirilebilmişti.
RUSYA TEPKİ GÖSTERDİ
İşin ilginç tarafı, Amerikalılar her ne kadar, füze kalkanının İran'a karşı olduğunu iddia ettilerse de, projenin gündeme geldiği andan itibaren buna karşı çıkan ülke İran değil, Rusya olmuştu. Çünkü Rusya, Soğuk Savaş yeniden başlamışçasına kendi burnunun dibine füze yerleştirilmesinden hiç hazzetmemişti. Evet, bu füzeler taarruz maksadı taşımıyordu. Tamamen savunma amaçlıydı. Ama bu durum Rusya'nın tepkisini azaltmadı. Her şeyden önce Rusya, Orta Avrupa'da, yani kendisinin eski arka bahçesinde, ABD'nin bu kadar kolay at oynatmasını istemiyordu. İkincisi, savunma amaçlı olsalar da, füze sistemlerinin yerleştirilmesi bir güç gösterisinin parçasıydı. Üstelik ABD bu güç gösterisini, bu türden füzeleri yasaklayan ve ABD'nin de imza koymuş olduğu 1972 tarihli anti-balistik füze antlaşmasından imzasını çekerek yapmaktaydı. Üçüncüsü, Rusya'yı yönetenler, füzelerin İran'a değil, Rusya'ya karşı yerleştirilmekte olduğunu yani ABD'nin Rusya'ya karşı ciddi bir güvensizlik duyduğunun somut göstergesi olduğu değerlendirmesini yaptılar.
TÜRKİYE HEP GÜNDEMDEYDİ
Füze kalkanı hakkında konuşulmaya başlanan 1990'ların sonlarından itibaren, Türkiye de hep bu proje ile ilişkilendirilmeye çalışıldı. Topraklarında uzun yıllardır Amerikan askerî varlığı bulunduran üstelik NATO üyesi bir "stratejik ortak" olmasından dolayı, "ortak düşmanlardan" gelebilecek tehditleri bertaraf etmek için Türkiye topraklarına ABD yapımı füzelerin konuşlandırılması gerek eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in, gerek eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın gündemlerindeydi. Ama Türkiye ile ABD arasında ABD'nin Irak'ı işgali sırasında su yüzüne çıkan görüş ayrılıkları, 1 Mart 2003 tezkere krizi ve 4 Temmuz 2003 çuval hadisesi sebebiyle ilişkilerde derin bir çatlağa sebep olunca, Türkiye'ye füze yerleştirilmesi konusu bir süreliğine popülerliğini kaybetti.
AMERİKA SAMİMİ DEĞİL
Amerikan basınında bugünlerde yeniden çıkmaya başlayan, daha doğru bir ifadeyle ABD resmî makamlarının New York Times gibi "saygın" Amerikan gazetelerine sızdırdıkları haberlere bakarsak, Türkiye'nin de füze kalkanı kapsamına alınması konusu bugünlerde yeniden ısıtılıyor. Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ABD tarafından böyle bir isteğin resmî kanallardan gelmediğini ifade etseler de, aslında Washington'da bu yönde bir temenninin var olduğunu da inkâr etmiyorlar.
Türkiye ile ABD arasındaki ittifak ilişkisi ne kadar yoğun olursa olsun, Türkiye kendi topraklarının füze kalkanı kapsamında kullanılmasına sonuna kadar karşı çıkmalıdır. Çünkü ABD tarafı bu projeyi ortaya attığı ilk günden itibaren samimiyetten uzaktır. Amerikalılar önce Irak'ın uzun menzilli nükleer başlık taşıyabilen roketler yapma peşinde olduğunu "füze kalkanına" dayanak olarak gösterdiler. Irak'ı 6 yıldır işgal altında tutan Amerikalılar tek bir nükleer başlığın izine bile rastlayamadılar. Bu gerekçenin içinin boş olduğu anlaşılınca bu kez, İran'ın geliştirmekte olduğu uzun menzilli füzelerden korunabilmek için füze kalkanına ihtiyaç olduğunu dile getirmeye başladılar. Halbuki ne kadar çaba gösterirse göstersin İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmesinin söz konusu bile olmadığını en iyi Amerikalı uzmanlar bilmekte ve Senato'ya sundukları raporda yazmaktaydılar. Küçük bir beyin jimnastiğiyle, füze kalkanının İran'ın ABD'yi vurmasını önlemek için değil, İsrail'e karşı muhtemel bir saldırının önünün kesilmesi için Türkiye'ye yerleştirilmek istendiği çabucak anlaşılabilir.
TÜRKİYE'YE ZARAR VERİR
Diğer yandan, füze kalkanı fikrine başından beri karşı çıkmakta olan Rusya, Orta Avrupa ülkelerinin Amerikan füzelerini kabul etmesi sırasında olduğu gibi, Türkiye'nin bu projeye yeşil ışık yakmasını da memnuniyetsizlikle karşılayacaktır. İki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin çok sıcak seyrettiği, milyarlarca dolarlık ortak projelere imza konulduğu bir dönemde, Ankara'nın Moskova'yı böylesine rahatsız eden bir davranış içinde bulunması ne ölçüde doğru olacaktır?
Üstelik Türkiye artık kendi çıkarlarını doğrudan tehdit etmeyen konularda, istedikleri kadar "dost ve müttefik" olsunlar, sadece ve sadece başka ülkeler için lüzumsuz fedakârlıklar yapmaması gerektiğini öğrenmelidir. Eğer Ankara, İran'ın, Rusya'nın veya başka bir ülkenin orta ve uzun menzilli nükleer füzelerle Türkiye'yi vurabileceğinden endişe ediyorsa, o zaman parasını verir, dünyanın en gelişmiş füzesavar sistemlerini satın alır ve topraklarına yerleştirir. Bu sistemler yabancı bir ülkenin kontrolünde olmaz. Kullanılıp, kullanılamayacağı doğrudan Türkiye'nin siyasî ve askerî karar mekanizmalarının işlemesiyle kararlaştırılır. Türkiye'nin böyle bir endişesi olmadığı apaçık ortadadır. Hal böyle iken, tamamen ABD'nin kontrolünde olacak, üstelik komşularımız İran'ı ve Rusya'yı son derece rahatsız eden, son tahlilde bize zerre kadar faydası olmayan füze kalkanını Türkiye'ye yerleştirmenin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.
HATA TEKRARLANMAMALI
ABD Başkanı Barack Obama'nın nisan ayında TBMM'de yaptığı konuşmada ortaya attığı Türkiye ile ABD arasında bir "model ortaklık" kurulmasının yolu şüphesiz ki, Türkiye'nin topraklarını füze kalkanına açmasından geçmiyordur. Aksine, Türkiye'nin isteksizliğine rağmen ABD'nin bu konuda ısrarcı olması, kurulması düşünülen model ortaklığa da daha en baştan zarar verir.
Türk-Amerikan ilişkilerinin Bush döneminde dibe vurmasının en önemli sebeplerinden biri, Amerikalı yetkililerin Türk muhataplarına karşı samimiyet eksikliğiydi. Obama'yla başlayan "yeni dönem"de, Amerikalılar aynı hataları tekrarlamamalıdırlar. Füze Kalkanı, Türk-Amerikan ilişkilerinin bir konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Bırakalım ABD, dünyada nereye istiyorsa oraya Füze Kalkanı kursun ama mümkünse bizden uzak dursun. Topraklarımıza, kendi denetimimiz altında olmayan füzelerin yerleştirilmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu 1962'deki füze krizi sırasında görmüştük. Tarihin geleceğe ilişkin ipuçları taşıdığını unutmamalı, biz de Amerikan füzelerini kabul ederek, Jüpiter füzelerinin topraklarımıza yerleştirilmesine izin vermemize benzer bir hatayı tekrarlamamalıyız.