EV SAHİPLİĞİNİ PETER MACKAY YAPTI
NATO ve ittifakla ilişkisi olan ülkelerden gelen 250 güvenlik uzmanının katıldığı toplantıda Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Koordinatörü yazarımız Prof. Dr. Çağrı Erhan da hazır bulundu. Halifax Forumu'nun ev sahipliğini ise Kanada Savunma Bakanı Peter MacKay yaptı.
Geçtiğimiz hafta sonu NATO ve İttifak'la yakın ilişkisi olan ülkelerden gelen yaklaşık 250 güvenlik uzmanı Kanada'nın Halifax kentinde düzenlenen Uluslararası Güvenlik Forumu'nda bir araya geldiler. Her yıl ekonomi konularında düzenlenen Davos forumuna benzer bir anlayışla gerçekleştirilen forumda, devlet adamları, akademisyenler, gazeteciler, askerler ve iş dünyasının temsilcileri üç gün boyunca dünyanın gündemini işgal eden güvenlik konularını tartıştılar.
Genellikle güvenlik, savunma ve tehditlerle mücadele gibi başlıklar söz konusu olduğunda her birinin diğerinden daha ketum ve temkinli davranmasına alıştığımız devlet adamlarının ve komutanların, Afganistan'dan, İran'ın nükleer programına kadar çok geniş bir yelpazede gayet açık bir şekilde görüş alışverişinde bulunmaları başlı başına forumu önemli kılan özelliklerden biriydi. Kuşkusuz forumun bir diğer çarpıcı yönü de, ABD, Almanya, Kanada, Belçika, Hollanda gibi ülkelerinkiler başta olmak üzere 20'ye yakın ülkenin savunma veya dışişleri bakanlarının, forumun diğer katılımcılarıyla eşit şartlarda görüşlerini dile getirmeleriydi.
AFGANİSTAN'IN GELECEĞİ
En çok rağbet gören konu, sürpriz olmayan şekilde, Afganistan'ın geleceğiydi. ABD Savunma Bakanı Robert Gates'den, NATO Müttefik Kuvvetler Başkomutanı (SACEUR) Oramiral James Stavridis'e ve Başkanlık seçimlerinde Obama'ya yenilen Cumhuriyetçi senatör John McCain'e kadar uluslararası kamuoyunun yakından tanıdığı birçok isim NATO'nun ve ABD'nin yürüttüğü Afganistan harekâtının geleceğiyle ilgili fikirlerini paylaştılar. Samimiyetle ifade etmek gerekir ki, ortaya çıkan tablo hiç de ümit verici değildi. Bir yandan, NATO'nun Afganistan'daki görevinin ne zaman ve hangi hedefe ulaşıldığında sona ereceği gibi hassas bir soru cevapsız kalmaya devam ederken, diğer yandan da NATO'nun bu bölgede uğrayabileceği bir başarısızlığın İttifak'ı nasıl etkileyeceğinin bugüne kadar analiz edilmediği görüldü. Afganistan harekâtını, İttifak için bir "turnusol testi" olarak görenler çoğunluktaydı. "Alan dışı" ve "görev tanımı dışı" bu harekâtın nasıl ve ne yönde gelişeceğini tahmin edebilmek için ABD Başkanı Obama'nın 10-15 gün içinde açıklayacağı söylenen yeni Afganistan Stratejisini beklemenin doğru olacağı yönünde bir mutabakat oluştu.
Halifax'ta ele alınan çok önemli bir diğer konu da "Güç" ile "Hukuk" arasındaki ilişkiydi. Soğuk Savaş sona erdikten sonra, Birleşmiş Milletler Antlaşması tarafından sınırları çizilen, devletlerin askerî güç kullanması konusundaki çerçevenin nasıl ve hangi gerekçelerle ihlal edildiği derinlemesine tartışıldı. "Gücün sınırlarını hukuk mu çizer, yoksa güçlü olan mı hukuku istediği gibi esnetir?" sorusuna cevap bulmaya çalışanlar arasında, Guantanamo Körfezi'nde El Kaide militanları için inşa edilmiş toplama kampının kapatılmasına olumlu bakan ABD Yüksek Mahkemesi yargıçları da vardı. Uzun tartışma neticesinde ortaya çıktı ki, mevcut Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı mutlaka reforme edilmelidir. Birleşmiş Milletler Antlaşması, insancıl hukuk, insani müdahale gibi kavramları da içerecek şekilde tadilata muhtaçtır. Güçlü olanın uluslararası hukuku istediği gibi yorumlayabildiği bir ortam, herkes için güvenlik sağlamaktan uzaktır.
DENİZ KORSANLIĞI
Son iki yıldır dünya deniz ticaretini olumsuz yönde etkileyen ve aralarında bir Türk muhribinin de bulunduğu NATO donanmasının önlemeye çalıştığı Doğu Afrika açıklarındaki korsanlık problemi de toplantının konu başlıklarından biriydi. Bu konudaki en yetkili ağızlardan NATO Müttefik Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Mark Fitzgerald'ın vurguladığı gerçekler çok ilgi çekiciydi. Amiral'e göre, korsanlığın asıl sebebi, Afrika'daki açlık, sefalet ve başarısız hükümetlerin ortaya çıkardığı otorite boşluğuydu. Bu şartlar ortadan kaldırılmadıkça, korsanlığın tamamen sona erdirilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Amiral, bizim çok aşina olduğumuz "sivrisineklerden kurtulmak için bataklığı kurutmak gerektiğinin" altını çizdi.
Üzerinde kafa yorulan bir diğer mesele ise, korsanlarla uluslararası terör şebekeleri arasında bir bağ olup, olmadığıydı. Toplantının ev sahibi Kanada Savunma Bakanı Peter MacKay, kendilerine böyle bir istihbarat ulaşmadığını ama her zaman için böyle bir riskin mevcudiyetinden haberdar olduklarını dile getirdi. El Kaide başta olmak üzere Afrika Boynuzu'na yerleşmeye çalışan terör örgütleriyle, sıradan korsanlar arasında bir iş birliği ortamı meydana getirilirse bunun ne gibi sonuçlara yol açacağını aşağı yukarı tahmin edebiliriz.
İran'ın nükleer programı, böyle bir toplantının tabii ki önemli konuları arasındaydı. Ama bu konuda bir sürpriz yaşanmadı. İran'la diplomatik müzakerelerin sürdürülmesi ve barışa bir şans verilmesini söyleyenlerle, İran'ın nükleer silah elde etmeden askerî yollardan durdurulması gerektiğini düşünenler arasındaki derin görüş farklılığı bir kez daha su yüzüne çıktı. İlginç olan ise, konferansa katılanların yaklaşık %70'inin, İran'a uygulanmakta olan yaptırımların hiçbir işe yaramadığını düşünmeleriydi.
İSRAİL'İN SINIRLARI
Bu türden toplantıların değişmez konusu Arap-İsrail anlaşmazlığı Halifax'ta da ele alındı. Filistinli ve İsrailli iki bakan arasındaki, yasa dışı Yahudi yerleşimlerinin durumuyla ilgili -bir neticeye ulaşılamayan- tartışma ilgi çekiciydi. Bu panelde, İsrail devletinin bugüne kadar hiçbir resmî belgesinde kendi sınırlarını açıkça ilan etmemiş olduğunu öğrendik. "Kendi sınırlarını bilmeyen devlet olur mu?" diye sormadan edemedik. Hâlbuki bu umursamazlıktan ortaya çıkmış bir durum değil, bilinçli olarak takınılan bir tavırdı. İşgal altında tutulan Filistin topraklarının bir bölümünü tamamen İsrail'e ilhak etmek hedefiyle de çok yakından ilgisi vardı.
Halifax Forumu'nda, Türkiye'de çok fazla ilgilenilmeyen bazı hususlar da, güvenlik sorunu olarak masaya yatırıldı. Bunlar arasında, iklim değişikliğinin güvenlikle ilişkisi, müşterek bir değerler sisteminin mümkün olup olamayacağı, Kuzey Kutbu'nda oynanan yeni "Büyük Oyun" gibi başlıkları sayabiliriz.
Kanada Hükümeti, forumu fırsat bilip, Kanada'nın küresel güvenlik için "ne kadar vazgeçilmez bir ülke" olduğunun tanıtımını gayet başarılı biçimde yaptı. Bugüne kadar birçok başarılı uluslararası organizasyona imza atmış Türkiye'nin de benzer bir güvenlik forumunu düzenlemesinin, son zamanlarda Batı basınında yükselişe geçen dış politikamıza ilişkin menfi yaklaşımların önüne geçilebilmesi için güzel bir fırsat olduğunu unutmayalım.