Soykırım mezatını yine aşacağız

A -
A +
Soykırım mezatını yine aşacağızSoykırım tasarısı her yıl ABD?senatosuna geliyor. Obama 2008 seçiminden önce bir mektup yazarak Ermeni lobilerine "soykırım"ı tanıyacağı sözünü vermişti. Üç yıldır olduğu gibi, seçim yılında da bu sözünü tutmamasını diliyoruz. İKİ SENATÖR TEKLİF VERDİ İki senatör, 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasını istedikleri bir teklifi ABD Senatosu'na sunarak "soykırım mezatını" başlattı. Bakalım açık artırmada "fiyat" ne kadar yükselecek? Senato "soykırımı" kabul edecek mi? HAYIRLISIYLA YİNE ATLATIRIZ Türkiye, ABD'de bu nisan ayında bir defa daha düzenlenecek "soykırım mezatı"nı da hayırlısıyla atlatacaktır. Keşke Ermeni lobisi bu türden işlere enerjisini harcayacağına, bölge barışına katkı sağlamayı akıl edebilse. FRANSA'DAKİ GİBİ ETKİLİ LOBİ Fransa'da yürütülen ve "soykırım" yasasının Anayasa Konseyi'ne taşınarak iptal edilmesini sağlayan etkili lobi faaliyetinin bir benzeri bu defa yumurta kapıya dayanmadan ABD'de de yürütülmelidir. Her nisan ayı yaklaştığında olduğu gibi bu defa da kural değişmedi. İki senatör, 1915 olaylarının soykırım olarak tanınmasını istedikleri bir teklifi ABD Senatosu'na sunarak bu yılki "soykırım mezatını" başlattılar. Bakalım bu yılki açık artırmada "fiyat" ne kadar yükselecek? Senato "soykırımı" kabul edecek mi? 24 Nisan'da yapacağı konuşmada ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama "meds yeghern" (büyük felaket) tabirinin bir adım ötesine geçecek mi? Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimi için kampanya giderek kızışıyor. Başkan Obama, Demokrat Parti içinden dişe dokunur bir başka adayın çıkmamasının verdiği rahatlıkla, geride bırakmakta olduğu ilk döneminin icraatları üzerine bina ettiği bir propagandayı kararlılıkla yürütüyor. Bunu yaparken de, hem denetimi dışında ortaya çıkabilecek bir uluslararası gerilimin kendisini zor duruma düşürmesini engellemeye hem de 2008 sonbaharında patlak veren ekonomik krizin Amerikan halkında açtığı yaraları var gücüyle tedavi etmeye çalışıyor. PERDE GERİSİNDEN LİDERLİK Libya'ya NATO müdahalesinde olduğu gibi, Suriye karşısında da doğrudan ABD ordusunun kullanılacağı bir harekâttan itinayla kaçınıyor. Uluslararası medya organlarında -biraz da istihzayla- "perde gerisinden liderlik" olarak nitelendirilen, "sen karışma, para harcama, başkalarını teşvik et" stratejisini harfiyen uyguluyor. Irak'tan çekilmeyi tamamlamasının ardından, Afganistan'dan çekilme sürecini de hızlı biçimde işletiyor. Muhtemel bir İran-İsrail çatışmasının, ABD'yi de savaşa sürükleyebilecek bir çılgınlığa dönüşerek seçimden önce ABD'nin hassas ekonomik dengelerini altüst etmemesi için diplomasiye daha fazla öncelik tanıyor. Obama, siyasi danışmanlarının "ikinci dönem için adaysan, başkanlığının son yılında sonucu kesin olmayan bir savaşa sakın başlama" şeklindeki telkinlerini ciddiyetle dikkate alıyor. Bir yandan İran'ın nükleer programıyla ilgili endişeleri Türkiye'nin gönüllü biçimde soyunduğu arabuluculuk faaliyetiyle gidermeye çalışırken, diğer yandan da İsrail'e sonsuza kadar bu ülkeyi desteklemeye devam edecekleri garantisini veriyor. Böylece hem İsrail'i teskin ediyor hem de Musevi lobisinin desteğini güçlü biçimde arkasına alıyor. OBAMA'NIN KAÇINDIĞI NOKTALAR Her ne kadar 2009 ortalarından itibaren Amerikan ekonomisi krizden kurtulma emareleri göstermiş olsa da, işsizliğin henüz yüksek seviyelerde oluşu (%8,3), konut sektöründe öngörülen canlanmanın bir türlü başlamaması, yakıt fiyatlarındaki yükselişin tüketici eğilimlerini aşağı yönde etkilemesinin önüne geçilememesi ve 2012 için %2,2 olarak tahmin edilen büyümenin ekonominin seçim tarihine kadar düzelmesi için yeterli bir seviye olmaması Obama ekibini zorluyor. Amerikan seçmeninin Afganistan, İran, ya da Suriye'de yaşananlara göre değil, öncelikli olarak konut kredi faizine, ücretinden kesilen vergi miktarına, sağlık sigortasına, emeklilik primine ve bunun gibi birçok "kişisel ekonomik faktöre" bakarak oy verdiğini çok iyi bilen Başkan Obama, seçime 8 ay kalmışken bütçeye 1 sent olsun fazladan yük getirebilecek herhangi bir adımı atmaktan itinayla kaçınıyor. DÜŞÜŞE GEÇEN POLİTİKA Ekonomik krizin üstesinden tamamen gelinmemiş olsa da, iyi yönlü gidişat Amerikalıların bir bölümünü memnun ediyor. 2011 yazından başlayarak düşüşe geçen Obama'nın politikalarının Amerikan halkı tarafından onaylanma oranı, 2012 başından itibaren tekrar yükselmeye başlamış görünüyor. Yine de, mart sonu itibariyle Obama'yı destekleyenlerin oranı hâlâ %50'nin üzerine çıkabilmiş değil (%47). Halkın sadece %24'ü "Obama'yı güçlü biçimde destekliyorum" diyor. Önde gelen ABD araştırma şirketlerinin anketlerine göre ABD halkının %42'si Obama'ya "kesinlikle karşı". Toplam karşı olanların oranı ise %52. Bu tablo Obama'ya kayıtsız şartsız karşı olan kitlenin, gözü kara Obama destekçilerinin neredeyse iki katı olduklarını ortaya koyuyor. Bu durumda Obama'nın karşısına Cumhuriyetçi Parti'den kimin çıkacağı giderek artan bir önem kazanıyor. Zira 2012 seçiminin sonucunda Obama'ya olan inanç kadar, Cumhuriyetçi adayın inandırıcılığı ve ikna ediciliği de etkili olacak. Bu noktada, Cumhuriyetçi Parti'nin seçime az bir süre kala tek ve güçlü bir aday üzerinde anlaşamamış olması elbette Obama'nın işine geliyor. CUMHURİYETÇİLER YARIŞIYOR Başkan Obama dış politikada "bela"dan mümkün olduğunca uzak durup, içerideki sempatizanlarının sayısını artırmaya uğraşa dursun, Cumhuriyetçi aday adayları birbirlerini yıpratmakla meşguller. Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde ipi lider göğüsleyerek Obama'nın karşısına çıkabilmek için Başkan'ın politikalarından çok birbirlerini eleştiriyorlar. Cumhuriyetçi Parti'de 2003-2007 yılları arasında Massachusetts eyaleti valiliği yapmış olan iş adamı Mitt Romney, rakiplerinin epey önünde gidiyor. En yakın takipçisi eski Pennsylvania senatörü Rick Santorum şimdiye kadar dokuz eyalette delegelerden en fazla oyu almışken, Romney 16 eyalette ipi göğüsledi. Georgia eyaletinden eski Temsilciler Meclisi başkanı Newt Gingrich sadece iki eyalette birinci gelirken, Temsilciler Meclisi üyesi Texaslı Ron Paul henüz hiçbir eyaleti kazanabilmiş değil. OBAMA-ROMNEY KAPIŞMASI Cumhuriyetçi delegelerin mevcut eğilimi devam ederse, Kasım 2012'de Romney, Obama'ya rakip olacak. Böylece Amerikan tarihinde ilk defa zenci bir başkan ile Mormon tarikatından bir başkan adayı yarışıyor olacak. Mart sonu itibariyle anketler Obama-Romney kapışmasından Obama'nın galibiyetle çıkacağını gösteriyor. Eğer olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa Obama 2016 sonuna kadar başkanlık koltuğunda oturmaya devam edecek. Amerikan siyaseti başkan seçimi dolayısıyla iyice ısınmışken, adaylar her gün yeni bir etkinlik düzenleyerek seçmenin dikkatini çekmeye uğraşmaktayken, Demokrat Parti New Jersey Senatörü Robert Menendez ile Cumhuriyetçi Parti İllinois Senatörü ve Romney'in destekçilerinden Mark Kirk, herhalde bizlerin ezberini bozmamak için olsa gerek (!) Senato'ya sundukları tasarıda 1915'te yaşananların "soykırım" olarak tanınmasını istiyorlar. YUMURTA KAPIYA DAYANMADAN Bu tasarının geçmemesi için yoğun bir çaba göstermek gerekebilir. Fransa'da yürütülen ve "soykırım" yasasının Anayasa Konseyi'ne taşınarak iptal edilmesini sağlayan etkili lobi faaliyetinin bir benzeri bu defa yumurta kapıya dayanmadan ABD'de de yürütülmelidir. Fakat bir de seçim gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ermeni asıllı seçmenlerin oyunu da almak isteyen başkan adayları, onların gönlünü okşayacak açılımlara gidebilirler. Obama 2008 seçiminden önce bir mektup yazarak Ermeni lobilerine "soykırım"ı tanıyacağı sözünü vermişti. Üç yıldır olduğu gibi, seçim yılında da bu sözünü tutmamasını diliyoruz. Romney ise, yine Cumhuriyetçi Parti başkan aday adayı olduğu ama Senatör McCain'e kaybettiği 2008'de "Ermenilerle ilgili konularda hiçbir açıklama yapmayacağım" diyerek konuyu baştan kestirip atmıştı. Bu defa aday olduğunda da, aynı tavrı göstermesini bekliyoruz. Dileklerimiz bu yönde olmakla birlikte, artık inceliklerini öğrenmeye başladığımız lobicilik faaliyetini de var gücümüzle sürdürmeliyiz. SOYKIRIM MEZATLARI OLMAZSA KİM TAKAR SENATÖRÜ? Türkiye, ABD'de bu nisan ayında bir defa daha düzenlenecek "soykırım mezatı"nı da hayırlısıyla atlatacaktır. Keşke Ermeni lobisi bu türden işlere enerjisini harcayacağına, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ meselesinin adil bir biçimde sonuçlanabilmesine destek vererek, bölge barışına katkı sağlamayı akıl edebilse. Ama ne çare! Ermeni lobisinin de varlık sebebi bu. Hani "ben böyle yapmasam, ibrikçi başı olduğum nereden anlaşılacak?" diye soran adamın hikâyesinde olduğu gibi, ikide birde bu konuyu gündeme taşımasa, Ermeni lobisinin Amerikan siyasetinde bir ağırlığı olur mu? Tasarıya ilk imzayı atan, eşini dostunu işe yerleştirmek, siyaseti kullanarak maddi kazanç sağlamak gibi pek çok siyasi defoyla malul Hispanik senatör Menendez'e de bir cümleyle seslenelim: Soykırım mezatları olmasa, kim takar New Jersey senatörünü?
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.