Türk-Amerikan ilişkileri "Füze Testi"nden geçiyor

A -
A +

Brüksel'de geçen hafta Türk ve Amerikan dışişleri ve savunma bakanları, Türkiye topraklarına füze savunma sistemi yerleştirilmesinin ele alındığı dörtlü bir toplantı yaptılar. Toplantıdan hemen önce açıklama yapan Amerikalı yetkililer, kamuoyunda "Füze Kalkanı" olarak bilinen sistemin Türkiye'ye yerleştirilmesini istediklerini ifade ettiler. Toplantı sonrasında Türk tarafının açıklamaları ise bu konuda kesin bir mutabakatın olmadığını gösteriyordu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sistemin Türkiye'ye yerleştirileceğine dair basında çıkan haberleri yalanlarken, "Sanki füze savaşları başlıyor. Türkiye de bir füze kalkanına ev sahipliği yapacak. Böyle bir durum söz konusu değil" dedi. Aynı toplantıda bulunan Milli Savunma Bakanı Gönül ise füze kalkanına, Prof. Davutoğlu gibi net bir şekilde karşı çıkmıyordu. Türkiye'nin zaten bir füze savunma projesi olduğunu vurgulayan Gönül, "Şimdi bizim önem verdiğimiz hususlardan birisi de, bu NATO füze kalkanının, bizim sistemimizi nasıl etkileyeceği ve mümkünse bu sistemde bize maliyet bakımından nasıl bir fayda sağlayacağıdır. Binaenaleyh, NATO savunma kalkanının tam Türkiye'yi kapsaması halinde belki maliyette de önemli bir tasarruf sağlayabiliriz" şeklinde konuştu. Birbiriyle paralel olmayan bu açıklamalardan ne anlamamız lazım? Sonuçta bu sistem Türkiye'ye yerleştirilecek mi? Yerleştirilmeyecek mi? Bu soruya cevap ararken, önce Türkiye'de 1 Eylül 2009'da yayınlanan "Füze Kalkanına İhtiyacımız Yok" başlıklı yazımızdan kısa bir alıntı yapalım: "Türkiye ile ABD arasındaki ittifak ilişkisi ne kadar yoğun olursa olsun, Türkiye kendi topraklarının füze kalkanı kapsamında kullanılmasına sonuna kadar karşı çıkmalıdır. Çünkü ABD tarafı bu projeyi ortaya attığı ilk günden itibaren samimiyetten uzaktır. Amerikalılar önce Irak'ın uzun menzilli nükleer başlık taşıyabilen roketler yapma peşinde olduğunu 'füze kalkanı'na dayanak olarak gösterdiler. Irak'ı 6 yıldır işgal altında tutan Amerikalılar tek bir nükleer başlığın izine bile rastlayamadılar. Bu gerekçenin içinin boş olduğu anlaşılınca bu kez, İran'ın geliştirmekte olduğu uzun menzilli füzelerden korunabilmek için füze kalkanına ihtiyaç olduğunu dile getirmeye başladılar. Halbuki ne kadar çaba gösterirse göstersin İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmesinin söz konusu bile olmadığını en iyi Amerikalı uzmanlar bilmekte ve Senato'ya sundukları raporda yazmaktaydılar. Küçük bir beyin jimnastiğiyle, füze kalkanının İran'ın ABD'yi vurmasını önlemek için değil, İsrail'e karşı muhtemel bir saldırının önünün kesilmesi için Türkiye'ye yerleştirilmek istendiği çabucak anlaşılabilir..." Bir yıl önce yazdıklarımın bugün de arkasındayım. Her ne kadar Savunma Bakanı Gönül, "Bu daha önce bir Amerikan projesiydi, şimdi NATO projesi olacak" diyerek, bu sistemi topraklarımıza kabul etmeye dönük bir sinyal verse de, aslında bu sözleriyle sistemin Türkiye'ye ait olmayacağını da zımnen kabul etmiş oluyor. Yani, komuta ister Amerika'da, ister NATO'da olsun Türkiye topraklarına yerleştirilecek bu sistem kesinlikle milli olmayacak. Türkiye'nin de NATO üyesi olduğunu ve İttifak'ta kararların oy birliğiyle alındığını, dolayısıyla Ankara'nın izni olmadan bu sistemin bizim istemediğimiz bir ülkeye karşı kullanılamayacağını söyleyenlere sadece gülerim. Maksat ortadadır: İran'a baskı uygulamak, Rusya'ya gözdağı vermek. Elbette bir de, bu savunma sistemini imal edecek olan Amerikan Savunma Sanayi şirketlerinin kasalarına milyarlarca doları akıtmak. Türk-Amerikan ilişkileri füze kalkanı projesi sebebiyle bir kez daha teste tabi tutulacak. Türkiye'de Amerikan manipülasyonuna açık bazı yazarlar ve uzmanlar, 1990'ların ortalarından beri aşina olduğumuz ve artık görmekten usandığımız, İran'a ait füzelerin sözde menzillerinin çizildiği haritaları, internetten yükleyip Türk kamuoyunu füze savunma sistemine ne kadar da çok ihtiyacımız olduğuna ikna etmeye çalışacaklar. Türkiye bir kez daha, "komşularla sıfır sorunlu dış politika" ilkesiyle, "büyük güçlerle uyumlu politikalar izlemek" ilkesinin derin çelişkisini yaşayacak. Bir kez daha, uluslararası ilişkileri, anarşizm, ulusal çıkar ve askerî güç odaklı açıklayan realizm ile barışı hedefleyen, ortak çıkara vurgu yapan yumuşak gücü öne çıkaran idealizmin çatışmasına şahit olacağız. Ve Türkiye bir kez daha "iki cami arasında beynamaz kalma" durumuyla yüzleşecek. Amerika taraf olmamızı istiyor. Bush'tan, Obama'ya değişen çok şey var ama değişmeyen Amerikan yaklaşımı: "Ya benim yanımdasın ya da karşı taraftasın." Geçen sene yaşadığımız Rasmussen krizinden çıkardığımız ders, Türkiye'nin ABD'den ve diğer NATO müttefiklerinden gelecek yoğun baskıya sonuna kadar direnemeyeceği yönündedir. Türk kamuoyunun içine sinmese de, Prof. Davutoğlu'nun oluşturmaya çalıştığı "yeni dış politika" yaklaşımını onulmaz şekilde zedeleyecek olsa da, görünen o ki, Türkiye bir ara formülle bu işten sıyrılmaya çalışacak. Ankara belki sistemin tamamının Türkiye'ye konuşlandırılmasına izin vermeyecek ama füze kalkanının en önemli parçalarını oluşturan bazı unsurların yerleştirilmesine, güya bazı teminatlar almak karşılığında, direnemeyecek. Tersi olursa, bir kez daha ABD ile kriz yaşayacak. NATO'nun Lizbon Zirvesi'ne sayılı haftalar kaldı. Bekleyip, göreceğiz. Bu arada, Washington tarafından yönetilen yoğun bir kamu diplomasisine de hep beraber şahit olacağız. NATO ZİRVESİNDE YAKIN TEMAS Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz hafta NATO Dışişleri ve Savunma Bakanları Toplantısına katıldı. Füze kalkanı konusunun ağırlıklı olarak konuşulduğu toplantılar sırasında Davutoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve ABD Savunma Bakanı Robert Gates ile görüştü. (Foto: AA)

300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.