DİPLOMATİK MUHAKEME PROF. DR. ÇAĞRI ERHAN
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Koordinatörü
cagrierhan@yahoo.com
Küresel alanda itibar kazanmakta olan, bölgesel istikrarsızlıkların çözümünde arabulucu roller oynayan Türkiye, Birleşmiş Milletler'in reforme edilmesi sürecinde öncü rol üstlenebilir
Geçtiğmiz günlerde New York'ta yapılan BM Güvenlik Konseyi zirvesinde Türkiye'yi Başbakan Erdoğan temsil etti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl olduğu gibi bu yıl da eylül ayında toplandı. 192 üyenin temsilcilerinin katıldığı Genel Kurul toplantıları liderlerin kürsüden önemli mesajları dile getirdikleri ve birbirleriyle ikili temaslarda bulundukları bir platform oldu. Genel Kurul toplantılarına ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama'nın ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecat'ın yaptıkları konuşmalar damgasını vurdu. Toplantılar boyunca bir kez daha görüldü ki, Birleşmiş Milletler bir dünya hükümeti olmak fonksiyonundan çok uzaktır. Teşkilatın, 1945'te kurulduğunda ortaya konulan dünya barışını, istikrarını ve güvenliğini korumak şeklinde özetlenebilecek en öncelikli vazifesini yerine getirebilmesi için kapsamlı bir reforma ihtiyacı vardır.
AYRICALIKLI DEVLETLER
Her şeyden önce Birleşmiş Milletler bazı devletlerin diğerlerine göre daha fazla yetkiye sahip oldukları, Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'nun kabul etmediği hiçbir kararın yürürlüğe sokulamadığı mevcut yapısından kurtarılmalıdır. Bu beş devlet, İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri arasında bulunduklarından, kendilerine böyle bir ayrıcalık tanınmıştır. Savaş'ın sona ermesinin üzerinden 64 yıl geçtikten sonra bile, böyle bir ayrıcalığı devam ettirmelerinin hiçbir mantıklı izahı olamaz. Daimi üyelerden İngiltere ve Fransa 1945'teki güçlerinin çok gerisinde oldukları gibi, o zaman düşman saflarında bulunan Almanya ve Japonya bugün dünya siyasetinin önemli aktörleri arasında bulunmaktadır. Bir milyardan fazla nüfusa sahip Hindistan hangi mantıkla Güvenlik Konseyi'nin dışında tutulabilir? Daimi üyeler arasında tek bir Afrika ülkesinin bulunmamasının sebebi nedir? Geçen yıl Güvenlik Konseyi'nin geçici üyeliğine seçilen Türkiye, ekonomik göstergeleri, stratejik konumu, nüfusu, Avrasya coğrafyasında sahip olduğu sosyo-kültürel ağırlığı ve BM operasyonlarında başarıyla görev yapan askerî gücüyle daimi üye olmayı çoktan hak etmemiş midir?
Birleşmiş Milletler'in mevcut yapısı apaçık bir eşitsizliği yansıtmaktadır. Eğer Obama BM kürsüsünde yaptığı konuşmada vurguladığı gibi uluslararası iş birliğinin geliştirilmesini gerçekten istiyorsa, bu yönde ilk adımı Birleşmiş Milletler'in çağımızın ihtiyaçlarına ve küresel realitelerine göre yeniden yapılandırılması için çalışarak atabilir. Bu dönüşüm gerçekleşmedikçe, Birleşmiş Milletler'in dünyaya faydası önümüzdeki dönemde giderek artan şekilde sorgulanmaya açılacaktır.
KRİZLE MÜCADELE
Genel Kurul'un hemen ardından ABD'nin Pittsburgh kentinde yapılan G-20 toplantısı da en az Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kadar önemliydi. Dünyanın sanayileşmiş ve yükselmekte olan 19 ülkesini ve Avrupa Birliği'nin bir araya getiren G-20 toplantısının ana gündem maddesi küresel ekonomik krizle daha etkin bir mücadele stratejisi belirlemekti. Dünya nüfusunun üçte ikisini temsil eden, küresel gayrisafi hâsılanın %85'ini üreten ve dünya ticaretinin %80'ini yöneten bu ülkelerin beraber hareket edebilmesi, bugün yüz yüze olduğumuz çok sayıda problemin çözülmesine elbette katkı sağlayacaktır. Aralarında, Almanya, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Hindistan, Endonezya, Meksika, Suudi Arabistan, Japonya, Güney Afrika, Güney Kore ve Türkiye gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmayan ülkelerin de bulunduğu G-20, dünyada sahip olduğu ekonomik ve siyasi ağırlığı Birleşmiş Milletler çatısı altında hissettiremez mi? Başka bir deyişle, mademki, 1999'da önde gelen ülkelerin ekonomi bakanları ve merkez bankası başkanları arasında bir istişare mekanizması olarak kurulmuş olan G-20, günümüzde, yılda iki kez devlet ve hükümet başkanları düzeyinde önemli toplantılar yapan ve büyük ölçüde karşılıklı anlayış ve güvenin temin edildiği bir kuruma dönüşmüştür, bu kurumun BM'nin verimsizliğini giderici yönde bir etkisi olamaz mı?
Belki de, Birleşmiş Milletler'in yeniden yapılanması G-20'nin yönlendirmesiyle olacaktır. Başkan Obama'nın sözünü ettiği "daha fazla uluslararası iş birliği" ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in -biraz da memnuniyetle- ifade ettiği, "ABD'nin lider olduğu tek kutuplu dünya düzeninden, çok kutupluluğa geçiş", G-20'nin ekonomik olduğu kadar siyasi yönü de ağır basan bir kurumsal hüviyete kavuşturulmasıyla söz konusu olabilir.
DAİMİ ÜYELER ARTMALI
Aslında yapılması gereken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin sayısını 5'ten 20'ye çıkartmak ve G-20 üyelerini (19 ülke ve AB) Güvenlik Konseyi'nin daimi üye koltuklarına oturtmaktır (Zaten beşi orada bulunmaktadır). Geçici üye sayısı da 20'ye çıkarılabilir. Bugünkü sistemde olduğu gibi, geçici üyeler ikişer yıllık sürelerle dönüşümlü olarak seçilebilirler. 20'si daimi statüde 40 üyeden oluşan Güvenlik Konseyi, tabii olarak, 192 üyenin sadece 15'inin temsil edildiği bugünkü yapıdan daha iyi çalışacak, üstelik temsil kabiliyeti daha yüksek olacaktır.
Yeni Güvenlik Konseyi'nin gerçekten dünya barışına ve istikrarına hizmet edebilmesinin olmazsa olmaz şartlarından biri de, daimi statüdeki üyelere tanınmış olan veto etme ayrıcalığının ortadan kaldırılmasıdır. Yeni yapıda kararlar üçte iki çoğunlukla alınabilir. Ama diğer tüm üyelerin olumlu yönde oy verdiği bir karar tasarısına tek bir "büyük" ülkenin karşı çıkmasıyla tüm sürecin bloke edildiği bugünkü yapı mutlak surette ortadan kaldırılmalıdır. Dünyada pek çok adaletsizliğin ve çifte standardın kaynağı olan bu yapı devam ettikçe, Obama'nın "özlem duyduğu" kapsamlı uluslararası iş birliği mekanizması kurulamaz.
Bu bağlamda Türkiye'nin önünde son derece büyük bir fırsat vardır. Takip ettiği dış politikayla, küresel alanda itibar kazanmakta olan, bölgesel istikrarsızlıkların çözümünde uzlaştırıcı, kolaylaştırıcı, arabulucu roller oynayan, siyasi, ekonomik ve askeri gücü itibariyle G-20'nin önemli ülkeleri arasında yer alan, Medeniyetler İttifakı projesinin öncüleri arasında bulunan ve bir yıldır Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini başarılı biçimde yürüten Türkiye, Birleşmiş Milletler'in reforme edilmesi sürecinde başka hiçbir ülkenin ifa edemeyeceği kadar başarılı bir öncülük rolü üstlenebilir.
TÜRKİYE KAZANACAK
Türkiye'nin Güvenlik Konseyi geçici üyeliği sona ermeden önce biri Kanada, diğeri de Güney Kore'de yapılacak iki G-20 zirve toplantısı olacaktır. Hazırlanacak kapsamlı reform önerisi bu toplantıların gündemine sokulabilir ve 2010'da yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Türkiye tarafından ilan edilebilir. "Türkiye'nin böyle bir gücü var mı?" sorusu abesle iştigaldir. İyi hazırlanmış ve iyi takdim edilen bir reform önerisinin öncelikle G-20'nin büyük bölümünden destek alacağı, Birleşmiş Milletler'in geriye kalan üyelerinin de, kendilerine daha fazla söz hakkı getirecek bu öneriye bigâne kalmayacakları açıktır. Diğer yandan, Türkiye'nin bu çabaları şu veya bu sebeple sonuçsuz kalsa bile, uluslararası alanda, sorunlara çözüm önerileri getiren, küresel duyarlılıkla hareket eden bir ülke olduğumuz imajının güçlenmesine katkı sağlamaz mı? Yani, her iki durumda da kazanan ülke oluruz.