Su birikintilerinin içinde yavru bir kedicik gözüme ilişti...

A -
A +

Kısa zamanda birbirimize alıştık. Ne o bensiz, ne de ben onsuz edebiliyordum. Bu muhabbetimiz ASR-I SAADETİ hatırlamama vesile oldu.

 

 

 

Doya doya seyrediyorum, yağmur ile toprağın hasretle kucaklaşmasını. Düşen her damla, önce zerrelere ayrılıyor, sonra küçük derecikler, kısa şelâleler oluşturarak akıp Dicle sularına karışıyordu. Karşımda yükselen muhteşem saray, Harun Reşid Sultan'ımın ikâmetgâhının da nasibini aldığını görüyor, seviniyordum. O taş duvarları yıkayan rahmet bulutlarının uzaklaşmasını istemiyordum.

 

Islanmaktan korktukları için mi ne; insan, kuş, böcek canlı mahlukat adına her ne varsa evine, yuvasına ya da kendi köşesine çekilmiş, dışarı çıkmıyordu. Bir küçük yaramazın, pencereden başını uzatıp kül rengi gökyüzüne doğru bakması ile birlikte yüzüne düşen damlacıklardan korkup çığlık atmasını unutamıyordum. Pek gülmüştüm. “Çocuk işte” deyip olup bitenleri seyretmeye devam ederken su birikintilerinin içinde yavru bir kedicik gözüme ilişti. Çamura bulanmış, oldukça zayıftı, sırılsıklam ıslandığından dolayı mı ne tir tir titriyordu. Görünüşe bakılırsa karnı aç olmalıydı. Gözünde, hayata dair bir umut kalmamış çaresizliğiyle, etrafı bir anda yıkayıp temizleyen yağmur sularıyla susuzluğunu gidermeye çalışıyordu. O garip hâlini kendime benzettim, acıdım, onca çamura rağmen gidip aldım kulübeme getirdim. Sildim kuruladım, bir güzel karnını doyurdum, minderimin üzerinde uyumaya bıraktım.

 

Artık benim de bir kediciğim olmuştu. Bundan sonra "aç kalır, ihmalimden ölürse vicdan azabı çekerim" diye nereye gitsem, ne kadar uzak yerlerde olsam da ne edip edip kulübeme dönüyordum. Kısa zamanda birbirimize alıştık. Ne o bensiz, ne de ben onsuz edebiliyordum. Kedicikle olan bu muhabbetimiz ASR-I SAADETİ hatırlamama vesile oldu.

 

Hocam anlatmıştı. Müslüman olduktan sonra Abdurrahman adını aldı. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) bir gün kaftanının içinde küçük bir kedi taşıyormuş. Resûlullah Efendimiz, sallallahü aleyhi ve sellem onu görünce buyurmuşlar ki: "Nedir bu?” O da “Kedicik” diye cevaplamış. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz ona; "Yâ Ebâ Hüreyre” yanî "Ey kedicik babası” buyurmuşlar. Tabii ki bundan sonra bu isimle meşhûr olup esas ismi unutulmuş.

 

Bundan sonra Bağdat’ta bana da öyle derler mi? Onu tam bilemem ama kediyle olan dostluğumuz uzun müddet devam etti. “Adam delidir ne yapsa yeridir” demeleri ise bize en büyük mükâfattı elbette.

 

Gözüm hep dışarıda. Pencereden bakıyorum durmadan. Etraf, sularla ışıl ışıl. Hâlâ peş peşe billurdan damlalar düşüyor yollara, bağ, bahçe tarlalara. Yer yer sular birikmiş, çukurlara. Kazlara, ördeklere düğün bayram. Nasıl da keyiflenerek kanat çırpıp kayıyorlar su birikintilerinde. En sevdikleri yeri bulmuşlardı, hiç bırakırlar mıydı?

 

Aylar sonra gelen bol su, hayat veriyordu Bağdat’a. Sellerin kendine bir yol çizip Dicle’ye eşlik etmesi manidar gelmişti bana. İçimden; “Tek başına olmayı onlar da sevmiyor..." diyordum. DEVAMI YARIN

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.