Yıl, 1453... Mayısın 29'u... Bu, Bizans İmparatorluğu'nun tarihe karıştığı gün... Sultan İkinci Mehmed Han Bizans'ı kuşatmıştır... Kentin düşmesi artık an meselesidir!.. Ancak, bu kaçınılmaz son karşısında kahramanlığa heveslenen imparator Konstantin Dragazes, az sayıda, fakat kendisine bağlı kalan yabancı ücretli askerleriyle bütün gücünü harcayarak, Osmanlı'ya karşı koymakta, halkı ve Bizanslı askerleriyse korkak bir kayıtsızlık içinde başlarına geleceği beklemektedir... Halkına güveniyordu, ancak!.. Devletin ileri gelenleri imparatorun kahramanlık taslayışıyla alay ederler. Bütün bunlardan imparatorun haberi yoktur, o halkına güvenmekte, onun yurtseverliğine ve son tehlikenin onu kahraman yapacağına inanmaktadır. Halkının bu korkaklığını fark edince son anda büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Konstantin dehşet içinde gerçekle yüz yüze gelir ve Bizans'ı ölüme mahkûm eder: "Ben Bizans'ın son imparatoru Konstantin, dünyaya bildiririz ki, ulusumuzu mahkemeye çektik ve adalet adına Bizans'ı cellat satırıyla ölüme mahkûm eyledik. Edirneli Mehmed celladımız olsun!.." Bunlar, onun son sözleri olur... Fatih, şehre girince, İmparatoru aramalarını emreder. Onu bir misafir gibi ağırlayacaktır. Fakat Konstantin, bir Cenevizli askerin kılıcıyla can verir. O korkunç anlarda imparator: "Ölürsem mezar taşıma şu sözler yazılsın: Bizans'ın son imparatoru burada yatıyor. Kör olduğu sürece yaşadı. Bir gün gözleri açılınca duyduğu tiksinti onu öldürdü!.." Gümüş muhafaza içinde... İmparatorun gömüldüğü yer hakkında çeşitli rivayetler vardır. En çok dikkate değer rivayete göre imparatorun kafası, Sultan Mehmed'e götürülmüş, Fatih bu kafayı gümüş bir muhafaza içine koyarak Patrik'e göndermiş, o da bu kafayı Ayasofya'nın altına gömmek için müsaade almıştı. Ancak, ceset Galata'ya götürülmüş ve orada gömülmüştü. İnsanın en çok inanmak istediği rivayet budur. Çünkü Fatih Sultan Mehmed Han'ın civanmertliğine yakışan bir harekettir.