Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem MHP lideri Devlet Bahçeli yıllardır ‘beka meselesi’ üzerinden karşı karşıya olduğumuz büyük tehlikeyi anlatıyordu.
Suriye’nin kuzeyine kurulmaya çalışılan terör devleti bunun en somut örneğiydi.
PKK-HDP, bu projeye Türkiye’den toprak dâhil etmek için (İsrail’in vadedilmiş bölge olarak gördüğü bölge) özerklik kalkışmasına bile girişti.
DHKP-C gibi sol örgütler de PKK’ya gönüllü katıldı.
Ne acıdır ki, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si de, bir ucu Kuzey Irak, öbür ucu Hatay sınırındaki İdlib olarak planlanan terör devleti projesinin başarıya ulaşması için elinden geleni yaptı ve koskoca bir parti tabanını kirli plana teşne etti.
***
Casus örgüt FETÖ’yü zaten anlatmaya gerek yok…
MİT’e operasyonlar, Gezi, 17/25 Aralık, 15 Temmuz gözlerimizin önünde oldu.
CIA-Mossad casusu örgüt, 2012’de dönemin Başbakanı Erdoğan ameliyata gireceği gün MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı almaya kalkıştı.
Erdoğan tesadüfen ameliyatı geciktirmese, MİT, müsteşarını almaya kalkışan FETÖ’cü hainlere silahla karşılık koymasa, Fidan’la birlikte Erdoğan da hastaneden çıkamadan derdest edilecekti.
Başaramadılar; diğer darbe girişimleri peşi sıra geldi.
Ne yazık ki, CHP bu süreçte de tam tekmil ihanet girişimlerine destek verdi.
***
Hep söyledik, hep uyardık…
“Asıl mesele Doğu Akdeniz’deki zenginlik. Arap Baharı ile dizayn edilen ülkelerin tamamının Akdeniz’e kıyısı olması tesadüf değil. Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa da bu yüzden çıkacak. Erdoğan nezdinde Türkiye’ye çektikleri operasyonlar da bunun parçası” diye yıllardır yazdık.
Libya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’yi Antalya kıyılarına hapsetmeyi amaçlayan planların bozulması için stratejik önemdeydi…
CHP, yine DEM’le birlikte TBMM’ye getirilen Libya tezkerelerine onay vermemekle birlikte, Türkiye’nin Akdeniz, Libya ve Ege politikalarına apaçık karşı koydu.
KKTC’yi felaketten döndürense, Batı’nın temsilciliğine soyunan Mustafa Akıncı’nın yerine Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi oldu.
***
Suriye’de, Ukrayna’da, Libya’da, Akdeniz’de, Ege’de, hatta Karabağ’da Türkiye Cumhuriyeti’nin direnişine karşı konumlanan Kılıçdaroğlu CHP’si ve ittifak ortakları, bugün değerini çok daha iyi anlayabileceğimiz savunma sanayiindeki gelişmelerin de tam karşısında durdu.
Şimdi İsrail’in açık açık söylediği "arzımevut" hayalinin en kuzeydeki parçası olarak, sınırımıza kurmaya çalıştıkları terör devleti tekrar gündemimizde.
2015’ten bu tarafa DEAŞ’ın bir kukla olduğunu, hiçbir zaman İsrail’e saldırmamış bu terör örgütü ile mücadele bahanesiyle ‘ileride İsrail’e hazır sunulacak bir terör devletinin’ kurulmaya çalışıldığını sıkça yazan birisi olarak bugün şu sitemi dile getirmek de hakkımız olsa gerek;
Vaatleri arasında Suriye’den Mehmetçiği çekmek olan Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığını az farkla kaybedecek kadar oyu nasıl alabildi?
Seçilse, bugün hâlimiz ne olurdu?
***
Özgür Özel’in genel başkanlığı ile birlikte, CHP’nin hiç değilse millî politikalarda gösterdiği değişimin devamını ümit ediyoruz.
Lakin, tek derdimiz bu mu?
Mason localarının ve İsrail’in güdümündeki 28 Şubat zihniyeti hâlen ayakta.
Medyada da varlar, siyasette de, iş dünyasında da, bürokraside de…
Bunlarla birlikte, doğrudan İsrail-ABD casusu olan FETÖ de hâlen kitleleri etkilemekte.
Hatta belki ekonomiyi ve bürokrasiyi de.
Bir de İsrail’in sadece Araplara düşman olduğuna, Türklere dokunmayacağına inandırılmış sözde milliyetçi zümre var.
Açık açık İsrail’e aşklarını ilan ediyorlar!
Ayrıca bunların peşine takılmış, bir zamanların "Altılı Masa"sında oturan sözde muhafazakârlar!
Bitti mi?
Elbette hayır.
Sadece Suriye’de 650 bin Müslümanı Sünni oldukları için gözünü kırpmadan katletmiş, İsrail için oluşturulan terör devletine stratejik destek vermiş İran’ın Türkiye şubesi gibi görev ifa eden siyasi yapılar ve örgütler…
Karabağ’da, Irak’ta, Suriye’de önümüzü kesen; girdiği her ülkede İsrail’e, ABD’ye ve müttefiklerine alan açan, göstermelik birkaç füze atıp İsrail’in yaptığı katliamların dünya nezdinde meşru görülmesine kapı aralayan İran’ı sorgulamaya çalıştığımızda bile hop oturup hop kalkanların, doğrudan İsrail ve ABD güdümündekilerden ne farkı var?
Mezhepçi saikle Türkiye düşmanlarının yanında konumlananları da buna ilave edelim.
Hülasa, iç cephede sorgulamamız gereken çok şey var.
Ve zaman giderek daralıyor.
Hâkimiyet -bilâ kayd ü şart- milletindir. Bu millet kime teveccüh ederse başa o gelir. Bunu belirleyecek olan da seçimlerdeki yüzde elli artı bir oydur. Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklâli tehlikeye girerse, milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
Kalemine gönlüne sağlık yücel bey.On numara tesbitler.