Siz seçilseydiniz ne yapacaktınız?

Sesli Dinle
A -
A +

Sene başında EYT’nin müjdesi verilmiş, hazırlıklar başlamış…

 

İşçi, memur ve emekli maaşları yüksek zamla ödenmiş, peş peşe gelen borç silme, vergi indirimleri gibi müjdelerle seçime gidiyorduk ki…

 

6 Şubat’ta, 1999 Marmara depreminden onlarca kat büyük iki depremi aynı gün, art arda yaşadık.

 

     ***

 

Türkiye nüfusunun neredeyse üçte birinin yaşadığı koca koca şehirlerimiz yerle bir oldu, boş araziye dönüştü.

 

50 binden fazla insanımız hayatını kaybetti, hâlâ kayıplarımız var, milyonlarca insan başka şehirlere göç etti, milyonlarcası çadırlarda, konteyner kentlerde.

 

Böylesine büyük bir yıkımın faturası, hiç hesapta yokken, Türkiye’nin üzerine en az 100 milyar dolar daha yükledi ki, kolay kolay bir ülkenin altından kalkabileceği bir meblağ değil.

 

O günlerde “Acaba EYT’den vazgeçilir yahut ertelenir mi?”, hatta “Bu ortamda seçim yapılabilir mi?” derken, hükûmet hem verdiği sözden geri dönmeyip EYT’yi çıkardı, hem de seçimi erkene çekip, normal zamanından önce yaptı.

 

     ***

 

Terörle mücadeleye yeterince enerji ve kaynak tüketmiş, son üç yılda önce pandemi, ardından Ukrayna-Rusya savaşından ağır etkilenmiş, üstüne bir de büyük deprem felaketi yaşamış Türkiye’nin önünde iki alternatif vardı sandıkta…

 

Ya mevcut iktidarla dimdik yolunda ilerleyecek ve düştüğü yerden kalkacak…

 

Yahut alternatif olarak önüne konulan kuklaları tercih ederek, bütün iddiasından, vizyonundan, ideallerinden, büyük hedeflere ulaşma emelinden vazgeçip, sadece talimatla hareket eden uydu devlet pozisyonuna geri dönecekti.

 

İkinci şık için taşeron terör örgütleri, bütün karanlık yapılar da iyice ümitlenmiş, amaçlarına daha kestirme yoldan ulaşacakları vaatlere kavuşmayı bekliyordu ki, Türk milletinin şamarı enselerine indi.

 

Türkiye, tıpkı Gezi, çukur-hendek kalkışması ve 15 Temmuz işgal girişimi gibi bir büyük badireyi daha selametle atlattı.

 

Ve hükûmet, yeni ve güçlü bir kabine ile hiç zaman kaybetmeden tedaviye başladı.

 

     ***

 

İçinde bulunduğumuz ortamın en can alıcı noktası, ekonomi.

 

Maalesef ki, küresel sistemde para Batı’nın kontrolünde.

 

Türkiye, -muhalefetin istismar ettiği- EYT gibi seçim vaatleri için bütçesini çok önceden hazırlamıştı ancak, kritik seçim kampanyası döneminde iki büyük deprem felaketini, hem de aynı gün peş peşe yaşayacağını bilemezdi.

 

Yeni durum, yeni şartlara uymayı gerektirdi.

 

Son iki buçuk yıldır uygulanan Türkiye ekonomi modeli, Çin’in yaptığı gibi, dışarıdan faiz için gelecek sıcak paraya değil, üretimi artırarak kazanılacak döviz gelirini artırma hedefliydi.

 

Nitekim üreticilerimiz talebe yetişemez oldu, yeni kurulan organize sanayileri bile talebi karşılamakta zorlandı, ihracat rekorlarla büyüdü, Batı’daki gibi artan işsizlik derdimiz olmadı, aksine işverenler çalıştıracak eleman bulamamaktan şikâyet etti.

 

Enflasyondaki artış can yaksa da, çalışanlar, yüksek artışlarla geçimini temin edebildi, eski krizlerdeki gibi bir buhrana düşmedi.

 

Lakin, deprem felaketinin 100 milyar dolarlık ağır faturası, milyonlarca insanımızın yaşadığı şehirlerin yeniden ihyası için gerekli nakit ihtiyacı, zamana yayılan ve daha sağlıklı bir modelle büyümeyi amaçlayan Türkiye’nin yöntem değiştirmesini elzem kıldı.

 

‘Heterodoks’tan 'Ortodoks' ekonomi yönetimine dönüş, belki Cumhurbaşkanımızın isteyeceği en son şeydi, ancak şartlar gerektirdiği için acı ilacı önce kendisi içti ve bunu yapmaktan çekinmedi.

 

Yeni kabineyi oluştururken de isimleri bu stratejiye göre belirledi.

 

Hatta, kendisine bağlı başkanlıklarda bile.

 

Muhalif zevat, bu durumdan istifade “Yaaa! Size dememiş miydik?” gevşekliğiyle ekonomideki mecburiyetlerden istismar çıkarırken, savundukları ve seçilmeleri durumunda vadettikleri Ortodoks yönteme dönüşün maliyetlerini de alaya alma çabasında!

 

Bunlar, kendi ülkelerinin, bağlılık ve aidiyet duydukları Batı’ya mecbur olmasından, küresel güç sahiplerine ihtiyaç duymasından memnun olan zavallılar!

 

Oysa, iktidara gelseler, faiz artışının çok daha fazlasını, çok hızlıca kendileri yapacaktı.

 

Böylece para çok daha hızlı bir şekilde üretimden, yatırımdan faize kayacaktı.

 

Bu ne demek biliyor musunuz; üretimin yavaşlaması ve işsizliğin artması.

 

Tıpkı 2001 ve öncesi ekonomik krizlerdeki gibi.

 

Arzuladıkları böyle bir şok dalgasıydı.

 

Ancak yeni ekonomi yönetimi, yine bu noktaya sürüklenmemek için kademeli ve daha dengeli bir şekilde artışlar yapıyor. Keza bugün Merkez Bankası’ndan yeni bir artış bekleniyor.

 

Faiz oranları nereye varır, süreç nereye evrilir, göreceğiz.

 

Gerçek şu ki; acı ilacı hepimiz içeceğiz ve inşallah bu yıkımın da üstesinden geleceğiz.

 

En azından ümidimiz var, muhaliflerin anlamadığı da bu.

 

Ülkeyi, doğru düzgün seçim ittifakını bile yürütemeyen dokuz Cumhurbaşkanı ve yardımcısı, hiçbiri birbiriyle örtüşmeyen altı parti, bunların her birinden ayrı ayrı atanmış bakanlar, bakan yardımcıları ve bürokratlar, daha önemlisi uzaktan kumandayla başka başkentler yönetmiyor.

 

Terör örgütleri tekrar devletin içinde, ülkemizin dağlarında fink atamıyor; bunca derdin üstüne bir de apaçık ortada sergilenen ihanetlerle boğuşmuyoruz.

 

En azından mühür elimizde, kılıç belimizde; Batı ile de, Doğu ile de ihtiyacımız ve menfaatlerimiz ölçeğinde iş birliği yapıyoruz.

 

Kimseyle ebedî dostluğumuz, ezelî düşmanlığımız yok; herkesle işimize yaradığı kadarıyla ortak noktalar bulup, ülkemizin selameti için uğraşıyoruz.

 

     ***

 

Bakın, Türkiye Batı ile son hamleleri yapmasa, bugün Suudi Arabistan’la, BAE’yle ticari ilişkilerde bugünkü neticeyi alamazdı.

 

SİHA’lar gibi yüksek teknoloji ürünleri üretemesek, Suudi Arabistan’a ne satacaktık?

 

Bunun gibi önemli ve yüksek gelirli ihracat kalemlerimiz artacak, petrol ve doğalgaz sıkıntımız bitecek, İstanbul Finans Merkezi’ne para akacak ki, gelecekte yine acı ilaçlar içmeye mecbur kalmayalım.

 

İktidara gelseler, bugünkünden bin beterini yapacak olanlara kulak asmayın…

 

Büyük ödüller, büyük bedellerle gelir.

 

Türkiye öyle ya da böyle dünyada her alanda söz sahibi ülke olacak.

 

Yeter ki, kendi kararımızı kendimiz verebilelim; Rabbimin yardımı bizlerle olsun, bize yeter.

 

Ufak menfaatler karşılığında kukla olmayı yeğleyenler ise ne yapacaklarını kendisi bilir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
Elif20 Temmuz 2023 09:55

Sagolun çok güzel yazmışsınız, maneviyatim bozulmuştu, toparlandim sayenizde