Terör örgütüne son uyarı

A -
A +

Üç ay öncesine gidelim…

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Zirvesi için gittiği New York’ta, benim de aralarında bulunduğum gazetecilerle 25 Eylül’deki röportajında “İç cepheyi tahkim etme” çağrısını yineledi.

 

1 Ekim’de TBMM açılışında yaptığı konuşmada ise “İsrail tehdidi 125 kilometre uzağımıza kadar yaklaştı. Lübnan’dan sonra hedefleri Türkiye” uyarısında bulundu.

 

O gün bir şey daha oldu…

 

Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’te DEM sıralarına giderek, parti yöneticileri ile tokalaştı.

 

Bahçeli’nin bu sürprizi “Yeni bir barış süreci mi geliyor?” diye yorumlanırken, MHP lideri, yaptığı çıkışın yorumunu 8 Ekim Salı günkü grup konuşmasında yaptı.

 

Öncelikle bu adımı, Erdoğan’ın “iç cephe” ikazı sebebiyle attığını söyledi...

 

Akabinde, “Uzattığım el; Gelin Türkiye partisi olun, teröre cephe alın, bin yıllık kardeşliğimizde kenetlenin teklifidir” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ittifak ortağının çıkışına “Uzattığı elin değerinin muhatapları tarafından anlaşılmasını ümit ediyoruz” sözleriyle destek verdi.

 

Bu esnada başta CHP olmak üzere, öteki muhalefet partileri, Bahçeli’nin yaptığı çıkışın altında yatan sebebin, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı süresini uzatmak olduğunu, yeni anayasa ile birlikte buna hazırlandıklarını iddia ediyordu.

 

Oysa gözden kaçırdıkları husus, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarla tekrarladığı “Terör örgütünü yakın zamanda sınırlarımızın ötesinde de tamamen bitirdiğimizi göreceksiniz” açıklamalarıydı.

 

***

 

Bahçeli, başkent kulislerini hareketlendiren çıkışlarında asıl büyük sürprizi 22 Ekim’deki grup konuşmasında yaptı.

 

MHP liderinin İmralı çıkışını bütün Türkiye ağzı açık dinlerken, CHP’nin başını çektiği muhalefetin yıllardır yürüttüğü siyaset de yerle bir oldu. Bahçeli, herkesi hayretler içerisinde bırakan konuşmasında şunları söylüyordu;

 

"Teröristbaşı işin içinde olmazsa bir şey olmaz diyenlere de sesleniyorum. Şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.

 

Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, 'umut hakkı'nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.

 

Ne Kandil, ne de Edirne; adres İmralı’dan DEM’e uzansın, bu ağır ve tarihî terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın."

 

***

 

Bahçeli’nin çağrısı siyasetin gündemine bomba gibi düşerken, terör örgütü, cevabı hemen ertesi gün Ankara’da verdi.

 

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’ne (TUSAŞ) düzenlenen saldırıda, aralarında mühendislerimizin de olduğu 5 çalışan şehit edildi.

 

Bu saldırıyla âdeta ‘İpimiz İmralı’da değil, başka yerlerde’ mesajı veren örgüt, asıl derdinin Kürtler ve barış olmadığını da bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Örgüt elebaşları gerek sosyal medyada, gerek örgütün iletişim kanallarında İsrail’in köpeği olduklarını açıkça ilan etti.

 

Bu esnada, elbette ‘Türk devlet aklı’nın kendilerine hazırladığı sürprizlerden habersizlerdi.

 

***

 

Hatırlarsanız tam o günlerde, “Esad başkalarıyla anlaştıysa” başlıklı 13 Ekim tarihli makalede “Sınırımızdaki İsrail projesi ‘teröristan’ tehdidini bir an önce bertaraf etmemiz şart. Orada illaki bir yapı kurulacaksa, bunu silah zoruyla sağlamaya çalışan azınlık terör örgütü değil, asırlardır bölgede yaşayan Müslüman Kürtler, Araplar ve Türkmenler kurmalı, bu yönetimin merkezi de Halep olmalı. PKK/YPG’nin yıllardır zulmettiği Müslüman Kürtler de bir gün Filistinlilerin akıbetini yaşamak istemiyorsa, elbette bu çözüme sıcak bakacaktır. Başka çare kalmadıysa, Türkiye buna öncülük edebilir” yorumunda bulunmuştum.

 

***

 

17 Ekim’deki “Terörü bölgemizden söküp atacağız” başlıklı makalede ise “Yaklaşan tehdidin getirdiği ivedilikle etrafımızdaki bataklığı bir an önce kurutmamız gerekiyor.

 

Bahçeli işte bu sebeple ‘barış’ elini uzattı, hatta birilerinin ismini gündeme getirdiği İmralı’daki teröristbaşına “Terörün bittiğini tek taraflı ilan etsin” çağrısı yaptı.

 

Yapar mı, yapsa dahi dinleyen olur mu, bu onların meselesi.

 

Önemli olan, devletin üzerine düşeni yaptığını özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımızın ve sınırımızın ötesindeki toplumların görmesi.

 

Türkiye için beka meselesi olan bu tehdit Irak’ta da, Suriye’de de ya temizlenecek, ya temizlenecek.

 

Sonrasında, bölgemizdeki yeni durum için -bizimle masaya kimlerin oturacağını- bugün uzatılan ele karşılık verenler belirleyecek.

 

Onlarca yıldır verilmeyen haklardan bahsedenler, tam da yeni anayasa çalışmalarının gündemde olduğu bu süreçte uzatılan ele verecekleri karşılıkla samimiyetlerini daha net gösterecek. Bu süreç, 2023 seçimleri öncesi HDP ile birlikte Türkiye’yi bölmeyi dahi öngören anayasa taslağına imza atmış partilerin de zor imtihanı olacak” demiştim.

 

Sonrasını gördünüz.

 

***

 

26 Kasım’da Mehmetçiğin Irak’ın Zap bölgesinde Pençe-Kilit’i kapatmasının ardından 27 Kasım’da HTŞ öncülüğünde önce Halep’e yürüyen Suriye Millî Ordusu, 8 Aralık’ta başkent Şam’ı da alıp 61 yıllık Baas zulmüne son verdi.

 

Terör örgütü PKK/YPG, Suriye’nin ortasından geçen Fırat Nehri’nin batısında, Rusya’nın himayesinde kontrolü altında tuttuğu Tel Rifat ve Menbiç’ten temizlendi.

 

Hem de birkaç saatlik operasyonlarla…

 

Rusya, Fırat’ın batısındaki Kamışlı’da bulunanlar dâhil, bütün askerlerini sahadan çekti.

 

İran, yıllardır Suriye’de terör örgütleri üzerinde kurduğu hâkimiyeti tamamen kaybetti.

 

***

 

Hem Türkiye’nin, hem de yeni Suriye yönetiminin silah bırakmaları ve ülkeyi terk etmeleri çağrısı yaptığı örgüt, ABD şemsiyesi altında lağvedilmeyi bekledikleri sınır bölgelerinde kendilerine tanınan son süreyi kullanıyor.

 

20 Ocak’ta görevi Trump’a teslim etmeye hazırlanan Biden yönetimi, yıllardır silaha boğdukları, milyarlarca dolar akıttıkları terör örgütünün ipini çekerek gitmek istemedikleri için Türkiye de sabırlı davranıyor.

 

Bu tahammül, önümüzdeki süreçte Suriye’ye yönelik ambargoların kalkması, yeni yönetimin dünyaya entegre olması için önemli.

 

Zaten, görevi devralmaya hazırlanan Trump yönetimi de Suriye’deki askerlerini çekmek istediklerini ve terör örgütünün Türkiye’ye karşı artık bölgede yaşama şansı kalmadığını açıkça ifade ediyor.

 

İşte tam da böyle bir süreçte, Devlet Bahçeli’nin yaptığı İmralı çıkışının hangi amaçla yapıldığı daha iyi anlaşılıyor.

 

Üç ayda neler oldu neler…

 

Yapılan çağrılardaki samimiyetin tescili minvalinde, dün DEM Parti’den iki ismin, Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan’ın İmralı’ya gitmesine ve terör örgütü elebaşı Öcalan’la görüşmesine izin verildi.

 

Bundan sonraki süreçte Öcalan o çağrıyı yapar mı, yapınca terör örgütü kendisini dinler mi, bunlar artık kendilerinin bileceği iş.

 

Kararlılığını ortaya koyan devlet, iyi niyetini de açık biçimde gösterdi.

 

Ya silah bırakır normal hayata dönerler yahut katil Esad’ın akıbetini yaşarlar.

 

Kullanım süreleri doldu, bundan sonrası için tek seçenekleri var; silah bırakmak.

 

İsrail’e yaltaklanmalar, terör destekçisi Talabani ile müzakereler artık boşuna…

 

Bir sözümüz de –tıpkı Suriyeli göçmenler üzerinden yaptıkları gibi- terör temalı duygu sömürüsü, istismar yaparak siyasette tutunmaya çalışanlara olsun.

 

Sayın Bahçeli’nin çıkışını yanlış okuyanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ‘eski Türkiye’ ile karıştırdıklarını da anlamışlardır umarım.

 

Sahi, terör bitince onlar neyi konuşacak?

 

 

 

Yücel Koç'un önceki yazıları... 

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
gördüm yaşamın zorluğunu29 Aralık 2024 18:21

ellerinize sağlık yücel bey, buradan vatanseverlere selam olsun

ayla1306@hotmail.com29 Aralık 2024 12:31

Maşallah suphanallah böyle Vatansever Aydınlarımız da var. Var olun Sayın Yücel Koç.

Yalınız Efe29 Aralık 2024 10:04

Öyle ya da böyle, terörün bitirilmesi şarttır.