İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistem Daire Başkanlığının yürüttüğü yer altı treni ulaşım hizmetinin Ataköy-İkitelli etabının çalışmasında Yenibosna istasyonu çalışması meskûn mahalde gerçekleşmektedir. Bu çalışma esnasında inanılmaz bir gürültü meydana gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde bu çalışmayı yürüten kadroya kibarca bir hatırlatmada bulunduk. Dedik ki sağ olsunlar artık geceleri gürültüyü kestiler. Alakası bile yok… Aksine sanki gündüz durup gece çalışmaya başlanıldı. Burası dağ başında yeni açılan bir istasyon değil ki kardeşim? Burası meskûn mahal, burada insanlar yaşıyor. Çocuklar uyuyor, hastalar evinde huzur arıyor… Böyle bir yerde böylesi pervasız bir çalışmaya kimin hangi yönetimin aklı izanı vicdanı el vermektedir anlamıyorum. Arıyoruz polisi, gelip bakıyorlar yapacak bir şey yok. Neymiş? Çevre Bakanlığının izni ve ruhsatı ile bu çalışma yapılıyormuş. Çevre bakanlığı çalışma yap derken bu derece dağ başı gibi gürültü çıkartman serbest mi diyor? İzin aldık diye gece gündüz sabah demeden akşam demeden “güm güm güm” tepemizde demir dövmek midir? İnsanın sinirleri allak bullak oluyor. Sağlık açısından insan tahammül limitinin çok çok üstünde bir gürültü çıkartılıyor. Bunun Çevre Bakanlığıyla filan ilgisi yok. Sayın Bakan gelip bir saat kalsa buradakilerin hepsine ayar çeker “Böyle meskûn mahalde böyle çalışma olmaz" der!
İlk günlerde gece yarılarına kadar çalışma yapılmayıp uyuyan çalışanların, küçük çocukların, hasta ve yaşlılara saygı gösterildiği için teşekkür ettik. Ama lütfedip de bu hassasiyetimizi kimse ciddiye almadı.
GÜRÜLTÜYE ÇÖZÜM YOK MU?
Teknolojinin bu sesli çalışan makinelerine bir çözümü yok mudur? Vardır. Ama insana ve çevreye değer verilirse vardır. Biz sabaha kadar bitmek bilmeyen bu "güm güm" sesinden korkup uykudan sıçrayan çocuklarımızı mı teselli edeceğiz? Kendi uykusuzluğumuza mı yanacağız, sabah erken saatte bizden hizmet bekleyen vatandaşlara uykulu gözlerle hizmet vermeye mi çalışacağız? Bozulan sağlımızla mı uğraşacağız. Bir hizmet gelecek diye bizim burada bu eziyeti çekmemize kim izin verebilir ki? Kaldı ki çözüm basittir. Vincin çektiği toprağı vincin kendisinin sağa sola dönerek büyük gürültüyle dökmesi yerine iki işçinin sessizce boşaltması mümkündür. İki haftadır artık sinir hastası olduk, ne zaman biteceği belli olmayan ama bizi bitiren bu gürültülü çalışmaya bir son verilsin lütfen.
Mahalle sakinleri adına-Yenibosna/İstanbul
İnsanlarımız incinmesin...
“Feridun Ağabeyciğim, insanların camide sandalye üzerinde namaz kılmamaları için Diyanet İşleri Başkanlığı, tüm camilerdeki müezzin yerlerini (mahfil) rahatsız, hasta, yaşlı, insanlara terk edecek. 50 cm olmayan yerler yükseltilecek rahatsızlar oturup ayaklarını çekip kıbleye uzatacaklar; öyle hastalar var ki dizleri katlanmıyor, o hâlde namaza gelen kardeşlerimiz var, insanlar onlara yardım etmeden yere oturamazlar, oturduğu yerden yardım almadan kalkamazlar! Bunu da yapamazlarsa çoğu insan ayakta uzun bir süre kalabiliyor. Bunlar için başka bir çare yok mu acaba? Öyle bir hâl aldı ki Diyanet'in açıklamalarından sonra 'vay sandalyeciler' diye bakıyorlar oturarak kılanlara; incinmesin insanlar... Dua eder dua beklerim” diyor Kartal’dan Erdinç Işık isimli değerli okuyucumuz. Dinimizde cevabı verilmeyen hiçbir mesele yoktur. Bu konuda Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi dinimizin izin verdiği ruhsatlardan istifade edilir. "Camiye kadar gelen kimse yere de oturabilir. Secde edemiyorsa, ayaklarını kıbleye doğru uzatarak ima ile namazını kılar. Yahut sandalyeye oturup ayaklarını başka bir sandalyenin üstüne koyabilir. Sandalyeyi namaz kılmanın bir unsuru hâline getirmesi ise caiz değildir” buyuruyorlar. Bu konuda lüzumlu bilgi zaten "Bizim Sayfa"da verildi; veriliyor da. Size ayrıca Hakikat Kitabevi yayınlarından "Tam İlmihâl-Seâdet-i Ebediyye" kitabını tavsiye ederim.