Son yıllarda yaşadığımız şeyin özeti "tüketim" tam anlamıyla... Her şeyi hızla tüketiyoruz. Ürünmüş, zamanmış, insanmış; fark etmiyor. Bulduğumuz anda bitiriyoruz.
Geçtiğimiz hafta Üsküdar Üniversitesinde bir sempozyum düzenlendi. Üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ülkemizde en çok ihmal edilen iki konunun israf ve tasarruf olduğundan hareketle, bu iki temel problemin ayrıntılı olarak ele alınıp çözüm önerileri sunulması için düzenlenen panelde şu vurucu cümleyi etti: Lükse düşkünlük şu anda israfın en önemli sebeplerinden biri. Tüketim ekonomisi ilişkilerimizi de tüketti, ruh hâlimizi de...
Kesinlikle aynı fikirdeyim. O kadar hızlı tüketiyoruz ki her şeyi... Dün çok moda olan bir şey bugün 'demode' oluveriyor. Sosyal medya akımları, kıyafetler, mobilya modelleri, tatil yöresi, yeni mekânlar, yeni şehirler... Hepsi ama hepsi bir anda parlayıp aynı anda bitiveriyor bizim için. İnsanlar da çok kolay harcanır oldu. Bugün 'canciğer kuzu sarması' durumdayız, yarın telefondan, sosyal medyadan engelleyiveriyoruz.
En değerli şeyimiz zamandı, onu da boş yere ışıklı cihazlarımıza bakarak tüketiyoruz. Araştırmayı, öğrenmeyi, kültür birikimi yapmayı falan da bıraktık. Nasılsa artık zekânın da yapayı var! İşte bu garabeti de aynı sempozyumda fikirleriyle derinlik katan Prof. Nazife Güngör hocam söylüyor. Diyor ki Güngör hoca: İnsanın en önemli hazinesi olan aklı da tükettik. Çünkü artık yapay zekâ diye bir güvencemiz var. Dolayısıyla akıl da önemsiz hâle geldi.
Biliyor musunuz; dünyada 8 milyar 196 milyon 223 bin insan yaşıyor. Tam 884 milyon 427 bin kişi, gece yatağına aç giriyor. 1 günde açlıktan ölen insan sayısı ise tam 20 bin 800 kişi. Ölen canları sayıyla ifade etmek çok acı gerçekten...
Bir yerlerde insanlar açlıktan, soğuktan ölürken, 1.7 milyar kişinin 'çok aşırı kilolu ve obez', 877 milyon kişi ise 'hayati tehlike' oluşturacak seviyede obez...
Dünyada obez ve aşırı kilolu insanların en fazla bulunduğu Amerika'da obezitenin sağlığa 1 günlük maliyeti 464 milyon dolar.
Yine Amerika'da sadece 1 günde kilo kaybetmek için harcanan para ise 129 milyon dolar.
İşte bu 129 milyon dolar, her gün açlıktan ölen 20 bin 800 kişiye dağıtılsa, kişi başına 6.200 dolar düşer.
Ama dünya adil değil. Bazıları dünyanın herkese yetecek kadar bol olan kaynaklarını kat kat fazla tüketirken, bazıları da açlıktan, susuzluktan ölüyor.
Nevzat Tarhan hocanın verdiği bilgiye göre aile içi tartışmaların büyük sebeplerinden biri de kaynak. Yani para. Yani paranın harcanması konusundaki tartışmalar... Sayın Tarhan'ın tavsiyesi ise şu:
Birey olarak önce kendimize çekidüzen vermeliyiz. İhtiyacımız olan şeyleri almalı, dolabımızdaki eşyaları gözden geçirmeliyiz. Dinî ve kültürel değerlerimizde de israfı önlemek önemli bir yere sahiptir...
Nevzat Hocamın gönülden katıldığım bir görüşü de lüks yaşama ve marka algısının gençleri savuran bir fırtınaya dönüşmesi... Aynı konuya Prof. Dr. Nazife Güngör ise şu katkıyı yapıyor:
Kapitalizm bize dedi ki; senin değerin paran kadar... İşte o zaman biz parayla satın alabilen şeylere tapınmaya başladık. Sonra ahlaki sorunlar ortaya çıktı. Ahlaki olarak tıkanmayla karşı karşıyayız. Ekonomik olarak da bir tarafta üretenler var, diğer tarafta ise sadece tüketenler... Dolayısıyla ekonomik eşitsizlik büyüyor, bunun sonuçları toplumsal kaos getiriyor. Toplumlar, kitleler huzursuz. Çünkü anladılar ki tüketmek de mutluluk vermiyor... Mutluluk vermese de 'gösteriş' merakı tüketime yön veriyor. Televizyonda, sokaklardaki panolarda sürekli 'tüket' diyen bir sistem var. Ne kadar çok alırsan o kadar önemlisin...
Aynı sempozyuma Prof. Dr. Mehmet Zelka da çok önemli rakamlarla katkı yapmış:
Önemli bir tehlike, tasarrufun düşmesi. 1992-1999 arasında kişiler gelirinin yüzde 21,8'ini tasarruf ederken bugün bu oran 12'ye yükselirse başarı olacak.
Sadece paramızı değil, zamanımızı da savuruyoruz. Bir öğrenci günde ortalama 3 saatini internette, 2 saatini televizyon başında harcıyor. Bunun yarısından çoğu 'eğlence (!)' amaçlı...
Peki çöpe giden gıdalar? Korkunç. Günde tam 12 milyon ekmek çöpe atılıyor. Tanesi en düşükten 10 lira olsa 120 milyon lira demek.
Yıllardır gıda bankacılığı ile ilgili çalışmalarını bildiğimiz Prof. Dr. Aziz Akgül de sempozyumun konuğu oldu. "Dünya, herkesi doyuracak kadar kaynağa sahip" diyor ama devamında 'ama' var... Dünyanın kaynağı var da; hırs, bencillik, açgözlülük sebebiyle israf dağları aşıyor.
Çünkü dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesimi kalanın toplam varlığının 2 katından fazla servete sahip. Hâl böyle olunca ne eşitlik kalıyor, ne adalet.
Çünkü ihtiyacımız sınırlı ama isteklerimiz sınırsız. Dünya daha 300 yıl önce neredeyse hiç para kullanmadan yaşıyordu, bugün o para yüzünden sanal kıtlık yaşıyoruz.
İnsanlar para için birbirini öldürüyor, hatta bunun için dünyaya gözünü yeni açmış bebekleri öldürüyorlar. Her gün 'bu kadarı da olmaz' diyorsunuz, o kadarı da oluyor.
Türkiye İsrafı Önleme Vakfı'nın da Başkanı olan Prof. Aziz Akgül, Türkiye'de israf maliyetinin Gayrisafi Millî Hasılanın yaklaşık yüzde 15'i ile 25'i arasında değiştiğini söylüyor. 2023 GSYH'sinin 26 trilyon lira olduğu düşünüldüğünde, millî gelirin tam yüzde 15'inin, yani 4 trilyon liranın israf edildiği görülüyor. "Bu parayla da her biri 6 milyon lira değerinde 657 bin konut yapılıp konut sorunu çözülürdü" diyor Prof. Akgül...
Dün marketlerde satılan poşetin fiyatı 25 kuruştan 50 kuruşa yükseltildi. İki hafta önce "Plastik kullanımının ve çevre kirliliğinin azaltılması isteniyorsa, fiyat 1,5 lira olmalı" demiştim. Ama insanlar yere düşse eğilip almayacakları kuruşluk ücret için isyan edip, sebebini düşünmüyor, markete çanta alıp gitmeye üşeniyor. Hâlbuki her şey çevre için... Poşete ücret uygulamasını dünyada ilk kez biz keşfetmedik. Birçok ülkede yıllardır uygulanan yöntem. Ülkemizde de faaliyette olan zincir marketin Avrupa şubesinden aldım fiyatları. Bildiğimiz plastik poşetler 30 sent (yaklaşık 11 TL). Kâğıt poşet 24 sent, bez çantalar 1,30 avro... Yani 47,5 lira. Hatta bizim sebze-meyve koyduğumuz şeffaf poşetler bile 10 sent.
Hâl böyle olunca herkes eline çantasını alıp alışverişe öyle gidiyor tabii. Ya bizde?!.
Canan Eraslan'ın önceki yazıları...