samdan
camii
hayirli-ramazanlar

Psikososyal problemler enflasyonu

A -
A +

Prof. Dr. Burak Gönültaş

 
 
 
Pandemi sonrasında en az ekonomide yaşanan kadar önemli bir enflasyonla daha karşı karşıyayız. O da psikososyal problemler enflasyonudur. Artık daha öncesinde şahit olmadığımız şekilde şiddetin, cinayetin, istismarın yani antisosyal davranışların en uç örneklerini görmekteyiz.
 
 
Ekonomide olduğu gibi psikososyal problemler enflasyonu için de birtakım yapısal tedbirler alınmalı ve insanların farkındalıkları arttırılmalıdır.
 
 
Okullar ters bir etkiyle çocuğun zorbalığı, flörtü ve fanatizmi öğrendiği mekânlar oldu.
 
Psikososyal problemler enflasyonu
 
Covid-19 pandemisi safhasında en çok konuşulan şeylerden biri şuydu: Pandeminin ekonomik yansımalarını da göreceğiz!
 
Şimdi pandeminin ardından başlayan ekonomik enflasyonun sıkıntılarını bütün toplum olarak yaşamaktayız. Bu sebeple son dönem politikalarda asli yönelimin ekonomik reformlara ve daha iyi iktisadi şartların oluşturulmasına kaydığını görebiliyoruz. Umarım tez zamanda bu problemi çözeriz.
 
Ancak pandemi sonrasında en az bunun kadar önemli bir enflasyonla daha karşı karşıyayız. O da psikososyal problemler enflasyonudur. Öyle bir enflasyon ki, sadece mustarip olanları değil, beraber yaşadığımız bütün fertleri negatif etkiliyor. Enflasyonla kastettiğimiz şey ise daha öncesinde şahit olmadığımız şekilde hırsın, şehvetin, para kazanma arzusunun, gösterişin, kandırmanın, dolandırıcılığın, şiddetin, cinayetin, istismarın, yani antisosyal davranışların en uç örneklerini görmemiz. Belki de en kötüsü, bebeklerin hayatını hiçe sayıp ailelerin umutlarını ve dezavantajlı durumlarını istismar ederek para kazanma hırsının nasıl da kolayca rasyonelleştiği: Bir bebeğin hayatına mâl olacağını bile bile sırf para için bir canın değersizleştirilmesi…
 
Diğer yandan düzeni sağlamakla, insanlara hizmet götürmekle görevli kişilerin aşırı yozlaşması, kontrolünü kaybetmesi bu enflasyonun bir diğer götürüsü. Yani okumuşundan okumamışına, esnafından memuruna, ev kadınından üniversitedeki hocaya, din görevlisinden muhtarına, avukatından doktoruna, yazarından gazetecisine, annesinden babasına kadar resmî ya da resmî sıfatı olmayan her kişi bu enflasyonu körüklüyor ve sırayla gündemi değiştirecek roller alıyorlar. Kendini korumayı başaranlar da arka planda kalıyor. Bu enflasyon ortamı onların seslerinin de çıkmasını, sorumluluk almalarını olumsuz etkiliyor. Böylece toplumun her katmanına sirayet eden bir pervasızlık söz konusu oluyor. Velhasıl olaylar olayları kovalıyor; bizler de korkuyor, kızıyor ve sağa sola çıkışıyoruz. Sanıyoruz ki daha fazla polisle, mahkemelerin daha çok çalışmasıyla, cezaevlerini tıka basa doldurmakla bir anda bu enflasyon düşüşe geçecek ve her şey güllük gülistanlık olacak. Maalesef öyle değil, psikososyal problemlerin azalması için en önemli değişim kendimizden başlamalı ve bizle birlikte çevremize ve tüm cemiyete yayılmalı.
 

PANDEMİ ANTİSOSYALLİĞİ HIZLANDIRDI

 
Pandemi sürecinde hastalığa yakalanmamak için alınan tedbirlerden biri evlere kapanmak olmuştu. Kapanma (ya da izolasyon) tabiatı gereği diğer insanlarla daha az temas ve münasebete sebep olurken, ev içerisindeki iklimi de olumsuz şekilde etkiledi. Şöyle ki, daha öncesinde belli bir rutini olan yetişkinler ve çocuklar evleri dışındaki imkanların pek çoğundan uzaklaştılar. Bunlar çoğunlukla günlük zamanlarını geçirdikleri iş, eğitim, oyun gibi aktiviteleri içeriyordu. Diğer yandan akraba, komşu, arkadaş vs. gibi yakın etkileşim alanları da bu safhada fonksiyonunu kaybetti. Dışarıdaki ve yakın çevresindeki bu kısıtlamalar, fertlerin ev dışındaki psikososyal ihtiyaçlarını karşılayamamalarına sebep oldu. Bu durumda psikososyal kaynaklara ulaşamayan fertler, ev içerisinde bunları ikame etmek istediler ancak ev içi şartlar yetersizdi. Bu şartlar, fertleri psikososyal ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini (iş, eğitim, oyun, arkadaş çevresi vs.) düşündükleri paralel bir sosyal alana yani siber ortamlara sürüklenmelerini kolaylaştırdı. Siber ortamlar her ne kadar fertlerin psikososyal ihtiyaçlarına kaynaklar sunuyor gibi görünse de burada kontrolsüz, denetimsiz ve gayri ahlaki pek çok paylaşıma (video, fotoğraf, ifade vs.) maruz kalmalarına sebep oldu. İzolasyon yüzünden kendini “kapana kısılmış” hisseden çocuklar, gençler, yetişkinler hatta yaşlılar için kuralları kırmak, ahlakî davranmamak bir nebze hak olarak görüldü. Diğer yandan siber ortamlarda sosyal kontrolün olmaması, kuralların ve değerlerin kolaylıkla çiğnenmesini sağladı ve siber ortamlardaki paylaşımlar üstüne üstlük fertlere “kuralların nasıl çiğneneceğini” de öğretti. Bu, sosyal öğrenmenin bir sonucu idi. 
 
Pandemi sonrasında ise aile gibi önemli bir kurumun fonksiyonunun zayıflaması ve akrabalar, komşuluk, okul gibi sosyalleştirici unsurların ise eski kifayetine kavuşamaması, anti sosyalliği engelleyecek sosyal şartların oluşmasını sağlayamadığı gibi bunların daha da yaygınlaşmasına ve çığırından çıkmasına sebep oldu. Asli sosyalleştiricilerin bıraktığı boşlukları paralel sosyalleştiriciler doldurdu. Şöyle ki, çocuklar açısından okullar fonksiyonunu yitirdi, okulun yerini akran grupları aldı. Gençler için okul, aile, komşuluk, akrabalık yerine sosyal medya fenomenleri, youtuberlar yerleşirken, yetişkin kesim içinse gündüz kuşağı kadın programları ve akşam dizileri gündemlerini belirler hâle geldi.
 
 
 

OKULLARDAKİ TERS ETKİ

 
 
 
Çocuklar açısından bir tespit yapacak olursak… Bugünlerde kimle karşılaşsak, hep çocuklarından şikayetçiler geleceklerinden ise endişeliler. Aileler olarak çocuklarımız açısından kendimizi yetersiz hissediyoruz, onlara nasıl yaklaşacağımızı bilemiyoruz. Evlatlarımızı sağlıklı bir şekilde eğitmek, başarılı bir fert olmasını sağlamak hepimizin arzusu lakin eldeki yöntemler (ki başta kendi anne-babalarımızdan kalanlar) maalesef yetersiz kalıyor. Çocuklarımız için kural koymak ve uygulamak istesek “baskıcı bir aile”, çocuğumuzun özgürlük alanını genişletsek bu sefer de “gevşek bir aile” olarak görülüyoruz. Yani biz yetişkinler olarak hangi kuralı nasıl uygulayacağız, çocuğumuzu nasıl sosyalleştireceğiz bilemiyoruz. Diğer yandan çocuklarımızın ailelerden sonra en fazla vakit geçirdiği yerler, okullar. Okula gönderdiğimiz çocuğumuzun olgunlaşmasını, sosyal münasebet becerileri kazanmasını beklerken, okul ters bir etkiyle çocuğun zorbalık yapmayı, flörtü, fanatizmi, sosyal medya maymunlarını, şiddet içeren oyunları öğrendiği mekânlara dönüşebiliyor.  
 
Okullar, çoğunlukla eğitim faaliyetlerinin gerçekleştiği yerler olmaktan çok akran gruplarının baskınlaşma ortamları hâline gelebiliyor. Şöyle ki herhangi bir akran grubuna giremeyen çocuk kendini zayıf hissetmekte ve bu gruplara dâhil olabilmek için de bu grupların her türlü isteğini yerine getirmektedir. Yoksa diğer grupların mağduru olma korkusunu yaşamaktadır. Kısacası pandemi sonrasında okulların sosyalleştirme özellikleri zayıflarken, bu fonksiyonunu kontrolsüz bir şekilde akran gruplarına bırakmaktadır. Eğer bu gruplar iyiyse çocuğunuz kurtuldu, değilse ergenlikle birlikte pek çok problem ortaya çıkmaya başlıyor. Tabii ki amacımız ne ailelerimizi ne de okullarımızı yıpratmak değil, tam tersine bir gözlemi ve realiteyi ortaya koymak. 
 

 

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

 
 
 
Bu durumda hemen sosyal medyaya bakıp sadece kriter olarak takipçisi çok olan, konu ile ilgili uzmanlığı olup olmadığını bilmediğimiz kişilerin geçerliği güvenirliği test edilmemiş tavsiyelerine yapışıyoruz. Buradaki bilgilere göre çocuklara ve çevremize olan yaklaşımlarımızı şekillendiriyoruz. Ancak bu sefer de takip ettiğimiz bu kişiler dümeni ele alıyor ve çocuğumuzu sosyalleştiren bizmişiz gibi görünsek de asıl sosyalleştirici yine arka planda sosyal medya oluyor. 
 
 

FARKINDALIK, BİLİNÇ, BİR HAREKETLENME ŞART

 
 
Ekonomik enflasyonun düşürülmesi için uzmanlar öncelikle şunu tavsiye etmektedir: Bir takım ekonomik ve mali politikalar planlanmalı, yapısal reformlar yapılmalı, tüketicilerin farkındalığı arttırılmalı ve teftişler sıklaştırılmalıdır. Benzer şekilde psikososyal problemler enflasyonu için de bir takım yapısal tedbirler alınmalı ve diğer yandan insanların farkındalıkları arttırılmalıdır. Burada ilk akla gelen çocuklarımızın, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin sosyal medyanın ve diğer gündüz-akşam programlarının zararlarından korunabilecekleri ve bunun yanı sıra sağlıklı sosyal etkileşimler gerçekleştirebilecekleri şekilde yapılandırılmasını sağlamaktır. 
 
 

SAĞLIKLI TOPLUM PROTOKOLÜ VE EĞİTİMİ

 
 
Bu amaçla devletimizce en kısa sürede sosyal medya paylaşımlarını ve medya programlarını insanların beşerî fonksiyonlarına, çocuk ve gençlerin sağlıklı gelişimine “nasıl zarar vermeden” şekillendirebileceklerine yönelik bir “Sağlıklı Toplum Protokolü ve Eğitimi” hazırlanabilir. Bu protokole Türkiye içinde yayın yapan bütün sosyal medya sağlayıcıları ve hesapları, medya programcıları ve öne çıkan kişiler (fenomenler, youtuberlar, dizi oyuncuları, program sunucuları) taraf olmalı, bu protokole uygun olarak hareket edecekleri sözü alınmalı ve protokol bağlamında bu kişilere eğitimler verilmelidir. Protokole taraf olan, eğitimi alan hesaplar ve programlara ise, aynen X’teki mavi tik gibi bir logo verilmelidir. Ayrıca ticari açıdan bu hesaplara reklam vermenin şartı olarak bu protokole taraf olan ve eğitimi almış hesap, kişi ve programlara olabileceği Ticaret Bakanlığımızca düzenlenmelidir. Bir de bu protokol kapsamında kurulacak bir kurulun (özellikle çocuk sahibi olan kişilerden seçilmeli), bu çerçevede yapılacak şikayetleri değerlendirmesi ve denetlemesi sağlanmalı, ihlal edenlere yüksek para cezaları, gerekirse hapis cezaları ve kısıtlama kararları anında verilmelidir. Diğer yandan kamuoyuna, bu protokole taraf olmayan hesap, program ve sağlayıcıları takip etmemeleri gerektiği, bunların beşerî fonksiyonlarınıza zarar verme potansiyeli taşıdığı uyarısı sık sık kamu spotları ile yapılmalıdır. Kısacası daha fazla para kazanma hırsı ve pervasızlığına, toplumumuzun sosyal sağlığı feda edilmemelidir. 
 
 
 

TOPLUM İÇİN FARKINDALIK

 
 
 
Toplumumuz açısından ise fertlerin paralel sosyalleşme ortamlarından uzaklaşmasını sağlayacak topyekûn bir farkındalık çalışması yapılabilir ki devlet, merkezi-mahalli yönetimler, sivil toplum örgütleri başta olmak üzere herkes “çocuklarımız ve geleceğimiz için” bu hassasiyetin sorumluluğunu üstlenmelidir. Şöyle ki:
  • İnsanların sosyal medyaya yönelmesini sağlayan ihtiyaçları nelerdir, bu ihtiyaçlar toplumsal süreçlerde hangi psikososyal kaynaklarla ikame edilebilir, fertlerin ihtiyaçlarına cevap veremeyen psikososyal kaynaklar nasıl fonksiyonel hâle getirilebilir vs. üzerine kapsamlı bir araştırma yapılabilir. 
  • Aile, okul ve sosyal çevre gibi asli sosyalleştirici kurumların, bu fonksiyonları icra etmelerinde eksik kalan ya da çalışmayan yerleri tespit edilerek buralar için psikososyal nitelikli kurallar ve değerler belirlenmelidir. Bunlar rehber dokümanlar hâline getirilmeli, eğitim videoları yapılmalı, başta ebeveynler olmak üzere yetişkinlerin kullanımına sunulmalıdır ve çocuklara olan yaklaşımlarında kullanmaları teşvik edilmelidir. 
  • Ayda en az bir hafta yaygın medyada cinayet, şiddet vs. gibi toplumu irrite eden vakaların yayınlanmaması için medya temsilcileri bir ortak mutabakata varmalıdır. Ayrıca vakaların tüm kamera kayıtları kesinlikle olduğu gibi yayınlanmamalıdır: Adam adamı vururken, trafik kazası anı, yerde yatan ceset vs. gibi... 
  • Gençlerle ve yetişkinlerle yakın çevreyle olan etkileşimleri arttıracak kampanyalar yapılmalıdır: Gençler için akrabaları arama günleri yapılmalı. Bu günlerde en az on akrabalarını arayıp hâl hatır sormaları ve şunu sormaları istenmelidir: “Sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı?”. Diğer yandan yetişkinler için de “komşu günü” tertiplenmeli, her bir yetişkinden şu istenmelidir: Yan, üst, alt komşularınıza gidip hâl hatır sorun ve sadece şunu söyleyin: “Bir ihtiyacınız var mı, varsa nasıl yardımcı olabilirim”. 
Bu mevzular partiler üstüdür. Bunlar yapılabilirse tecrübelerime binaen olumlu bir değişimin olabileceğini tahmin ediyorum. Denesek ne kaybederiz?
 
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.
Ramazan Madenci12 Kasım 2024 19:13

Maşaallah Hocam. Çok teşekkür ederiz. Aydınlatıcı bir yazı. Devamını bekliyoruz.

Yalınız Efe11 Kasım 2024 11:19

Yazınızın Toplum için farkındalık başlıklı bölümündeki tespitleriniz çok yerinde ama kim uygulayacak?!?

Ömer kılıç11 Kasım 2024 11:10

Teşekkürler efendim

Yalınız Efe10 Kasım 2024 21:58

Bütün meselelerin temeli ve esas sebebi ekonomiktir.

mehmet akıllıoğlu10 Kasım 2024 21:01

tebrik ederim. Sosyal enflasyon kavramı çok oturmuş.

Yılmaz 10 Kasım 2024 20:50

Teşekkürler ediyoruz.

Osman Önder 10 Kasım 2024 11:14

Çok yerinde tespit ve çözüm odaklı bir yazı olmuş hocam. İnşallah uygulamaya alınır, genç yaşlı hepimiz bu dertten kurtuluruz.