HO CHİ MİNH... VE VİETNAM'DAN IRAK'I ANDIRAN MANZARALAR
Vietnam'ı Rambo filmlerinden çok izledik, dilerseniz karşı cenahtan bakalım bu defa...
1900'ler... Fransız işgalinin sürdüğü yıllar...
Nguyen (Ho Chi Minh) annesi ölünce ninesinin yanına sığınan bir okulludur, 10 yaşındadır daha.
Fransızlar halkı dipçik zoruyla yol inşaatlarında çalıştırmaktadırlar. Şantiyeden firar edenler, gecenin bir vakti kapıyı yumruklar, yaşlı kadının evinde saklanırlar. Kaçaklar kin doludur, işgalcilere söverler sayarlar.
Ho Marksizmle Fransız Lisesinde tanışır, düzenden sıkılmaya başlar. Ani bir kararla mektebi bırakır, Phan Thiet adlı bir balıkçı kasabasını mekân tutar. Önünde koca bir okyanus uzanmaktadır, kim bilir bu manzaraya bakan ne şehirler vardır daha... Ah onları gezecek görecek olsa...
Muradına da erer, Amiral Lotouche adlı bir gemide garsonluk bulur, açılır deryaya... Hint Okyanusunu, Akdeniz'i dolaşır ve Amerika'da karaya çıkar. Boston'da ağaç budar, Londra'da bulaşık yıkar. Bir ara Carlton otelinin aşçılarına yamaklık yapar, belki de bu yüzden kendini "gurme" sayar.
O günlerde Rusya'da devrim patlamıştır, Bolşevik propaganda onu da önüne katar. "Yurtsever Nguyen" kod adı ile faaliyete başlar. Siyaset için en elverişli zemini Fransa'da bulur, bir yandan Çin işi antikaları boyar bir yandan Sosyalistlerin yuvalandığı La Populaire mecmuasında makale yazar. Sonra devrimci Le Paria'nın editörlüğünü yapar. Derken Viet Nam Hon adlı bir dergi yayınlar ve gizli gizli ülkesine sokar.
Fransız işgalindeki Vietnam'ın hali perişandır, kafasını kaldıranı mapushaneye tıkarlar. Bir araya gelmek, konuşmak, tanışmak kesinlikle yasaktır ama afyon çekene karışmaz, sızana kusana aldırmazlar. Resmen nesli çürütür, halkı uyuştururlar. Ho, Paris'teki Sosyalist Parti toplantılarında yaşanan zulmü anlatırsa da aradığı tepkiyi bulamaz, mösyöler feryada Fransız kalırlar.
PROFESYONEL DEVRİMCİ
İki sözünden birine "ben profesyonel devrimciyim" diye başlayan Ho işi kuralına göre oynar. Gider Moskova'da Marksist teori eğitimi alır, Lenin, Stalin, Troçki, Dimitrov, Buharin ve Radek'le tanışır. Artık Komintern'deki yeri farklıdır, kongrelerde sömürgeciliğe bigane kalan Fransız delegelerini bombardımana tutar.
Bakarlar Hindiçin ile yatıp Hindiçin ile kalkıyor, "madem o kadar heveslisin, git çalış" der, onu kendi bölgesine yollarlar.
Ho, sadece Saygon ve Hanoi ile kalmaz, Şanghay, Laos ve Kamboçya'ya da el atar. Bangkok ve Hong Kong'da Budistleri örgütler, ayaklanmalara katılmalarını sağlar. İngilizler isyancıları tek tek toplar, cezalandırırlar. Ama nedense Ho'yu görmezden gelir, hatta hapishanede öldüğünü ilan eder, "başka kimlikle rahat çalışma imkanı" sunarlar. Siyaset işte, adamlar yıllar sonrasına yatırım yapar.
Düşünebiliyor musunuz 1933 Kominternine katılsın diye bizzat Bayan Sun Yat Sen seferber olur, First lady onu Limusinlerle aldırır, evinde ağırlar. Ne yapar yapar bir şekilde Moskova'ya yollar. Ho'nun keyfi Rusya'da da iyidir, Karadeniz sahillerinde tatil yapar, stres atar.
2. Cihan Harbinde Almanlar, Fransa'ya girince Vietnamlılar umutlanırlar. Ancak Fransızlar çekilmez, aksine kazık çakarlar. Yetmez Japonlar da havaliye sulanır, sömürgecilerin sayısı ve iştahı artar.
Ho huzursuzdur ancak beklediği darbeyi hasımlarından değil hısımlarından yer, Çin makamları onu içeri alırlar. Adını yine "öldü"ye çıkarır, kaydını düşer sırtını sıvazlarlar. Bütün bunların bir bedeli vardır, bir kenara yazıyor olmalıdırlar. Ho, Amerika ile de münasebetlerini sıcak tutar, Stratejik Hizmetler Ofisinden (OSS) silah ve mühimmat alır, sözüm ona Japonlara karşı ittifak yaparlar.
DENGELER ALTÜST
Atom bombası sadece Nagazaki ve Hiroşima'yı dağıtmaz, bölgedeki dengeleri de yıkar. Ho yaşanan kargaşayı değerlendirmeye kalkar, adamları ile Hanoi'ye girer, Demokratik Cumhuriyet Hükümeti adına yönetime el koyduğunu açıklar.
Kayıtlara göre bu asinin yaşamaması lazımdır, Fransızlar şaşkındırlar. Sahi nereden çıkmıştır bu adam? Hem neyine güvenir de ayaklanma çağrısı yapar?
İşin garip yanı Marksistler de Ho'ya güvenmez, onu fazla Troçkist bulurlar. Nitekim Çin Hindi Komünist Partisini lağveder, Ho'nun adını "milliyetçiye" çıkarırlar.
Uzatmayalım Ho ve arkadaşları hakileri çeker, işgalcilere saldırırlar. Sayısı 150 bini bulan Fransız ordusu 4 yıllık bir mücadeleden sonra 11 bin esir ve 20 bin kayıpla havlu atar. Binlerle yaralı... Travma yaşayanlar...
Fransızlar Cenevre görüşmeleri ile çekilme kararı alırlarsa da, perde arkasında ABD ile el sıkışır, Vietnam'ı satarlar. Demokrasi havariliğini kimselere bırakmayan ABD, ısrarla seçimlerin yapılmasını baltalar, dizginlerin Ho Chi Minh'in eline geçeceği aşikardır zira...
Amerikalılar Katolik Ngo Dinh Diem'i koltuğa oturtur ve adama "duruşmasız idam" salahiyeti tanırlar. Artık muhaliflerin hayatı bir işarete bakar.
ESKİ MEVZİ YENİ DÜŞMAN
Ho, Fransızlarla baş eder ama ABD ile dalaşmaktan kaçar. En azından Çin ve SSCB'nin desteğini alıncaya kadar...
Amerikalılar ülkeye danışman adı altında hayli kurmay sokunca Diem şirazeden çıkar, akıl insaf sahiplerinin kabul edemeyeceği cinayetlere imza atar.
Bu arada apoletlilerin de iktidar hırsı kabarır, kanlı darbelere alet olurlar. General Kahn, Dr. Oanh, General Kao Ky birbirlerinin ayaklarını kaydırırlar.
ABD önce güneylileri silahlandırır, Vietkong'un üstüne salar. Sonra kendi birlikleriyle sahaya çıkar. Ho bir yandan vuruşur, bir yandan da barış çağrısı yapar. Başkan Johnson muhatap bile olmaz, inadına bombardıman uçaklarını yollar. B 52'ler meskun mahallere napalm yağdırır, kadınları ve çocukları yakar, ekinleri tutuştururlar.
Coniler için hayvan insan fark etmez, hareket eden her canlıya nişan alırlar. Gitgide yabanileşir, teslim olana da acımazlar. Esirleri kül tablası gibi kullanır, puro makası ile parmak kopartırlar.
Ho çaresizdir zulmü dindirsin diye gider eski düşmanının kapısını çalar. De Gaulle gibi bir isim aracı olmaya kalkar. Ancak Başkan Johnson ne dünya kamuoyunu dikkate alır, ne de kendi halkını sallar.
Ho Chi Minh bu hengamede ölür (1969) lâkin direniş aksamaz. Zaten silahlı mücadele onun değil Giap adlı bir tarih öğretmeninin eseridir. Giap'ın yetişdirdiği gerillalar işe küçük birliklerle başlar. Sayıları zamanla 125 bini aşar. Sahra hastaneleri, haberleşme ağı, tüneller, istihkamlar... Bunca milisi sevk ve idare kolay değildir, hele karşında ABD gibi bir düşman varsa...
Giap'a göre yapılacak iki şey vardır: Biir! Anladıkları dilden cevap. İkiii! Zulmü dünyaya duyurmak!
Nitekim değişik ülkelerden gazetecileri davet eder, çalışma imkanı sağlarlar.
Savaşı gerillalar değil "foto muhabirleri" bitirir. Amerikan ordusunun iğrenç cinayetleri boy boy yayınlanınca Beyaz Saray kıvırmaya başlar. "Seçilirsem çekileceğim" diyen Nixon büyük puan toplar.
ABD, 1973 itibari ile asker çekerse de CIA her taşın altından çıkar, Güneylileri silahlandırıp yangına benzin sıkar.
Gelgelelim Gerillalar Buan Ma Thuot adlı kasabayı ele geçirince savaşın rengi değişir. İki ay sonra da (30 Nisan 1975) Güneyin başkenti Saygon'a girmeyi başarırlar. İki Vietnam ancak 1976 yılında birleşir, oturup yara sarmaya çalışırlar.
BAHANE DÜZMECE
O yıllarda cihan harbi bitmiştir ancak silah tacirlerinin elinde yeni yeni silahlar vardır ve bunları denenmesi (!) lazımdır.
Önce 'Domino Teorisi' diye bir korku filmi uydururur, kalabalıkları inandırlar. Sonra Tonkin Körfezi'nde seyretmekte olan Amerikan savaş gemisi 'Maddox'a ateş açıldığını iddia eder ve savaşı başlatırlar (1964). Bunun düzmece olduğu ilerleyen yıllarda ortaya çıkar.
ABD Vietnam, Laos ve Kamboçyalı sivillerin üzerine uluslar arası hukuk ile yasaklanmış misket ve napalm bombalarını atar. Ormanları yapraksızlaştırmak için kullanılan Agent Orange berbat bir zehirdir, etkisi sürmektedir hâlâ... Wall Street Journal'in ifadesi ile en az 500 bin çocuk bu yüzden sakat doğar. Atılan bombaların miktarı 8 milyon ton civarındadır ki, bu 2 Cihan Harbinde "bütün cephelerde" kullandıkları miktarı aşar. Geride bırakılan mayınlar sonraki yıllarda da çok can yakar.
ABD komutanlığı "stratejik köy"ler (bir nevi esir kampı) haricinde bütün ülkeyi "serbest ateş bölgesi" ilan eder. Kendi halinde insanları "düşman" diye yaftalar "ara ve yoket" operasyonları ile ortadan kaldırırlar.
KENDİ AĞIZLARINDAN
Mart 1968... 11. Hafif Piyade Tugayına bağlı Charlie Bölüğü My Lai mezrasına girer, rütbeli subaylar operasyonu helikopterlerden izlemektedirler. Teğmen William Calley'nin komutasındaki askerler, tek bir savaşçının bile bulunmadığı köye saldırırlar. Ellerini kaldırarak teslim olan köylüleri hendeklere yatırır kafalarına sıkarlar. Mezranın dışına çıkmayı başaranları, pusuda bekleyen askerler avlar.
"Çok sayıda yaşlı adam süngülenerek öldürüldü; onları bir kuyuya ittiler, üzerlerine el bombası attılar. Tapınağa sığınan kadınları ve çocukları enselerinden vurdular. Bir asker, az önce ırzına geçtiği 5 yaşındaki bir kız çocuğunun yatmakta olduğu kulübeye el bombası salladı. Daha yeni yürümeye başlamış çocuklara bile yakın mesafeden ateş açtılar. Ölülerin bağırsakları deşildi, göğüslerine bıçaklarla "C Bölüğü" kazıdılar. (Yarbay George Walton - The Tarnished Shield)
"Öldürmek için insan aramanıza gerek yoktu; oracıkta duruyorlardı işte. Onların gırtlaklarını, ellerini, dillerini kestim. Evet, bütün bunları yaptım. Herkes yapıyordu, ben de yaptım. (David Wallechinsky's - Twentieth Century)
Katiller içinden sadece biri, yani operasyonu doğrudan yöneten Teğmen William Calley askeri mahkemeye çıkarılır, o da üç gün sonra salınır. Askerlerden David Paul Meadlo'nun annesi "Halbuki ben onlara iyi bir genç teslim etmiştim" diye haykırır, oğlumu canavarlaştırmışlar." (The Ten Thousand Day War)
PEKİ ŞİMDİ?
Gençliğimizde solcular ulusalcı olmamışlardı henüz, sık sık yollara düşer avaz avaz bağırırdılar: "Ho Ho Ho Şi Min! Ernesto'ya bin selam!"
Tuhaftır, savaşta ABD'ye kök söktüren Vietnam barışta Amerikan rüyaları görmeye başlar. Kapitalistler ülkede istedikleri gibi at oynatırlar.
Çok uluslu firmalar bir yandan tüketimi kamçılarken insan haklarını, emeğe saygıyı rafa kaldırırlar. Düşünün "Nike" Vietnam fabrikalarında çalışan kadın işçiler tehlikeli eşiğin tam "177 katı" toluene maruz kalırlar (Kasım 1997 New York Times). Bu zehir böbrekleri, ciğerleri, sinir sistemini perişan eder, doğum anomalilerine yol açar. "ABS- 514" ise hem uçucu ve hem de "uçurucu"dur, zavallıları tinerci yapar. Bunlar haftada 70 saat çalışır, yüz dolarlık ayakkabılardan yüzlerce üretir ancak 2.08 dolar yevmiye alırlar. Bu arada fuhuş ve uyuşturucu yayılır, ağzı süt kokan çocukları Batılı sapıklara satarlar.
Ho Ho Ho Şi Min!
Sam Amcaya (!) bin selam!
NE MOSKOVA NE PEKİN!
Ho Chi Minh Marksist bir liderden ziyade Budist rahibi andırır, filozofça laflar eder zaman zaman. Konuşmalarına yeğenlerim diye başladığı için adı "Ho amca"ya çıkar. Komünist parti kongrelerinde kürsüye yapışsa da onu tavrı ve tarzıyla "milliyetçi" bulurlar. Nitekim "Moskova mı Pekin mi?" sorusuna "Hanoi!" demekten kaçınmaz.
