
Kristof Colombus Hindistan'ı aramaktadır malum, yeni bir kıta onun için de sürpriz olur aslında.
Evet Amerika'yı İspanyollar keşfeder ama yeni dünyanın parlak geleceğini İngilizler fark eder. Portekizliye, Fransıza, Flemenke rağmen kıtaya çöreklenir, yerlilerle de didişirler.
Kızılderililer mesele değildir, dipçikle eğilmeyeni kurşunlara getirirsin biter. Olmadı sürersin, zehirlersin, sari hastalık yayarsın geberirler(!)
Ama Avrupalı çakallarla raks etmek kolay değildir, en şeytancasından siyaset ister.
Uzatmayalım Britanyalılar Amerika'da hızla yayılır sürekli göçmen taşıyıp koloniler kurarlar. Bu şehir devletçiklerinde demokrasi vardır güya. Halk alt meclisin üyelerini seçebilir ama üst meclisteki beyler Londra'dan tayin edilir, paraşütle indirilirler.
Bu derin amcalar büyük bir iştahla mal toplar, ülkenin zenginliklerini aparırlar. Kraliyet, kıtanın iliğini emmesine rağmen doymaz, koloni sakinlerini de vergiye bağlar. İyi ama onlar Amerika'ya dönmek değil kalmak için gelmiştirler. Yeni kasabalar kurmalı, yatırımlar yapmalıdırlar. Nüfus hızla artmakta, gömlek daralmaktadır zira.
İngiltere Yedi Yıl Savaşlarında (1756 - 63) Avusturya, Fransa ve Rusya ile takışır ve başını derde sokar. Ölen onca genç bir yana, kasada mangır kalmaz. İngiliz maliyesi de Amerika'daki kolonilere abanır, extra vergiler koyar.
Koloni sakinleri yağmacılığın bu kadarına dayanamaz, "pes yani" der, soyguna tepki koyarlar. İyi de İngiltere kuru tehditçi değildir, güçlü bir donanması ve düzenli birlikleri vardır. Kızarsa limanları basar, kasabaları yakar!
Amerikalılar, cendereden kurtulmaya kararlıdırlar. İcabında ordu kuracak posta koyacaktırlar! İşte ünlü general George Washington'un hikâyesi burada başlar.
KadAstrocu sİlahşör
George, Virginialı bir sayacının oğludur aslında, alelade denilecek bir eğitim bile almaz. Küçük yaşlarda çorba peşine düşer, bir sürü tırıvırı işten sonra kadastroculukta karar kılar. Pennsylvania'nın basmadık yerini bırakmaz, değişik çiftliklerde geceler, insanları tanıma şansı yakalar.
Bu çiftliklerin yegane eğlencesi, karanlık çökünce ortaya bir ateş yakmaktır. Kimi gitar tıngındatır, kimi serenat atar. Zaman zaman ihtiyarlar söz alır, Kızılderililerle nasıl savaştıklarını anlatırlar. George da gençtir, tesir altında kalır, beline bir çakar almaz takar, mahmuzlarını şıkırtada şıkırdata yürümeye başlar. Salonların kanatlı kapılarını asabi edalarla ittirir, sağa sola kesik bakışlar atar.
George belki kimsenin dikkate almayacağı bir kovboy olarak kalacaktır ama üvey ağabeyi Lawrance veremden ölünce uçsuz bucaksız toprakların (ve muhteşem malikanenin) sahibi olur, iki günde sınıf atlar. Bu beklenmedik servet hırsını kamçılar, sürekli topraklarını genişletir ve kölelerinin sayısını artırmaya bakar.
Evet emrinde silahlı adamları vardır ama dahasını arzular. Tek komutla binleri yürütmenin bilinen bir yolu vardır: Subay olmak!
Virginia valisi ondan iyisini bulacak değildir ya, meraklı milyonerin sırtını sıvazlar kırık dökük birliklerle Ohio'ya yollar. Kah yerlilerle vuruşur, kah Fransızlarla tokuşurlar... Zor ve manasız savaşlardır bunlar, ancak George altından kalkar.
Onu önce yarbay, sonra albay yaparlar.
Baş komutan
George generallik rüyaları gördüğü günlerde Fransızlar tarafından kapana (Fort Necessity) kıstırılır. Evet, yarma harekatı mümkündür ama pahalıya patlar. İttihatçılar gibi "size ölmeyi emrediyorum" demez, serbestçe geri çekilme karşılığı, mütareke imzalar. Ölçülü davranıp zayiatsız kurtulması başarı hanesine yazılır, cezalandırılmayı beklerken başkomutan yapılır ki henüz 23 yaşındadır daha...
Bu arada zengin bir dul ile evlenir (1759), toprakları misli misli artar. Parası olan konuşur derler ya, her mevzuda fikri gelmeye başlar. Bu hızlı çıkış başını döndürür, kendine büyük hedefler koyar. Değişik kesimlerden dostlar edinir ve mason olmaktan sakınmaz.
Kraliyete hâlâ sadıktır ama kolonilere vergi konulunca (1764) vitesten atar. Efendim tütün sattın ver para!
-Niye?
-Ver dendi! Soru sorma!
George o günden itibaren radikal tavırları ile göze batar. Teşkilatçıdır da, her taşın altından çıkar. Sadece Virginia'da değil, diğer devletçiklerde de isim yapar. Lexington ve Concorde çatışmaları (1775) parlak zaferler değildir ama önünü açar. Bütün koloniler silahlı güçlerini Washington'un emrine verir, ortak hareket etme kararı alırlar.
Washington bu güruhlardan düzenli ordular kurar ve Boston'u kuşatma altında tutar. Kimse ihtimal vermese de şehri İngilizlerin elinden alır, bayrağı burçlara asar. Disiplinlidir, tavizsizdir, askerin heyecanını yüksek tutar. Onlara hedef gösterir ve savaşma azmi aşılar.
İstiklal uğruna
ABD, bağımsızlığını ilan edince (4 Temmuz 1776) İngilizler çok kızarlar. Britanyalı General William Howe, Ağustos'ta New York'u işgal edip, tavrını koyar. Washington 4 ay bekler ve kış ortasında karşı hamle yapar. Çatır çatır ayazda Delaware nehrini geçer, New Jersey'deki paralı askerleri esir alır. Ardından Princeton'daki İngiliz birliklerini bozguna uğratır ve işgalcileri New York çevresinden çekilmeye zorlar.
Bu arada Howe, ani bir kararla New York'u terk edip başkent Philadelphia'ya yönelir ve şehri ele geçirir. Ancak Burgoyne komutasındaki İngiliz ordusu ortada kalmıştır, Washington bu orduyu Saratoga'da sıkıştırır ve hiç acımaz. İngilizler Philadelphia'yı kazanmak uğruna güçlerinin yarısından olurlar. Fransızlar bakarlar dengeler değişiyor, kolonilere omuz çıkarlar. İspanyollar ve Hollandalılar da onları izler, birlikte İngilizlere vururlar.
Washington bütün kışı arazide geçirir 2500 askeri soğuktan ölmesine rağmen kavgayı bırakmaz. Bu arada yalan haberlerle İngilizleri huzursuz eder, donanmanın alakasız yerlere demir atmasını sağlar.
Uzatmayalım işgalciler sinir harbine dayanamaz Philadelphia'yi boşaltmak zorunda kalırlar. Çekilirken Washington'un eline düşerler. Genç komutan aylardır bu anı beklemektedir, kan kusturur onlara.
1781'de General Cornwallis'i yener (Yorktown Muharebesi) ve İngilizlerin son kalesine (New York'a) adım atar.
Çok partili sistem
George, ortalık sükunete erince üniformasını çıkarır, askerlerini sivil iradenin emrine sokar. Diklenmeye çalışan subaylar olmaz mı? Olur ama alayının rütbelerini söker, kapı önüne koyar.
Bilirsiniz istiklal savaşı kahramanları genelde yeni bir rejim kurar ve yönetimi ele alırlar. Devlet gemisi kaptan beklerken
George bigane kalacak değildir ya? İngilizler def edildiğine göre kolonileri derlemeli toplamalı oturup bir anayasa hazırlamalıdırlar. Washington, zikr olunan toplantıya Virginia delegesi olarak katılırsa da karizmasını kullanıp komisyona ağırlığını koyar. Oyunu kuralına göre oynar ve Başkanlık koltuğuna oturmakta zorlanmaz (30 Nisan 1789).
G.W. iki dönem vazife yapar. Kabineye güneylilerden de, kuzeylilerden de eşit miktarda bakan çağırır, dengeleri ayarda tutar.
Hasılı "ilk çok partili demokrasi"yi ABD uygular, Fransız ihtilaline de maya çalar. Kağıt üzerinde insan hakları, adil yargılama, kuvvetler ayrılığı gibi prensipler yer alsa da ırkçılık yarası 60'lı yıllara kadar kanar.
Herkes eşit ama WASP'lar (beyaz anglo sakson protestanlar) daha eşittir, devleti onlardan sorarlar.
GW üçüncü dönem (ısrarlara rağmen) aday olmaz. Ölünceye kadar konutta oturup, gençlerin önünü tıkamaz. Bu temayül yazılmamış bir kanun haline gelir, ABD'de Roosevelt hariç (savaş yıllarıdır) kimse üç dönem başkanlık yapmaz.
Kumandanlığı zamanında maaş almadı
Washington., Kıta Ordusu'nun başkomutanlığını ücretsiz yapmıştır, Başkan olunca da paraya pula bakmaz. Ancak şöyle bir tehlike belirir, bundan böyle Başkanlık sadece zenginlerin talip olabileceği bir makam haline gelebilir. Olur ya almadığı dolarların acısı fukaradan çıkar. ABD Kongresi ona yılda 25.000 dolar (o zaman iyi para) maaş bağlar ve lütfedip almasını arzular.
Washington üstelemez, ancak devletin zirvesinde saray soylu bir hayat sürmekten kaçar. "Amerika'nın yönetilmek için krallara değil halktan insanlara ihtiyacı var" der ve gereğini yapar. Haşmetli yakıştırmaları es geçer, sadece 'Mr. President' (Sayın başkan) olmaya bakar. Yerine göre sertleşir, kongrenin alkollü içeceklere vergi koyması üzerine (1791) isyan kopunca derhal milisleri toplar, direnişçilerin karşısına çıkar. Halbuki kendisi de bira ve viski üreticisidir, menfaati nümayişçilerle birlikte olmayı gerektirir ama bunu asla yapmaz. G.W. seher vakti (4'de filan) kalkar, akşam 9 oldu mu yatar. Üzerine gün doğan insanlardan hiiiç hoşlanmaz. Sadece iki öğün yer, kitaplarına zaman ayırmaya bakar.
Çapkın olduğu da söylenir, lakin ABD garip bir ülkedir, bu özellik inadına prim yapar.
Manasız bakışlar
O yıllarda kovboylar kirlidirler, at kokarlar. Ağız ve diş sağlığından habersiz yaşarlar. George da cephe cephe dolandığından olacak dişlerine bakamaz. Çürükler yüzünden uykusuz geceler geçirir ve genç yaşında protez takmaya başlar. Devrin protezleri yaylıdır, dikkat edilmezse ağızdan fırlar, bu yüzden dudaklarını büzmek zorunda kalır, ki gülüyor mu kızıyor mu belli olmaz.
1 doların üzerinde ki resimden hatırlayın, manasız manasız bakışlar...
Hekimler ona su aygırı dişlerinden yontup dizdikleri bir protez hazırlar. Ancak bunu da kullanamaz, yediği önünde yemediği ardındadır ama bir hıyarı kırıp da kırtlayamaz.
Kahramanın korkusu
O günlerde diri diri gömülen hastaların hikayeleri çokça anlatılmaktadır. Güya tabutların iç yüzünde tırnak izleri bulunmuştur filan. Bu yüzden mevtaların bileklerine ip sarar, ucunu bir çıngırağa bağlarlar. Sonu "saved by the bell" ya da "dead ringer"la biten bir sürü masal... George zaten kapalı alanlarda duramayan (Klostrofobik) bir adamdır, mezar mezarlık dendi mi içini sıkıntılar basar. Söylentileri ciddiye alır ve öldükten sonra üç gün mezarımı bekleyin diye yalvarır yakınlarına. Anlatıldığına göre ağır bir zatürre geçirmiştir, tabipler vücudu arınsın diye kanını akıtırlar, ha şimdi rahatlayacak, ha birazdan derken adam kan kaybından kayar! 67 yaşındadır, takvimlerde 1799 yazar.
GİT DAYIYA ANLAT!
ABD denizlerde yeni yeni bayrak gezdirmeye başlamıştır, Akdeniz'e de destursuz girer ve bedelini öderler. Sadece 1793 Ekim Kasım aylarında 11 Amerikan gemisi Osmanlıların eline geçer. Mecburen hizaya girer Dersaadet'ten izin isterler. Sultan 3. Selim muhatap bile olmaz, "gitsinler Cezayir dayısına arz etsinler" der, "kabul ederse tamam, etmezse gözükmesinler!" Cezayir Dayısı Hasan Paşa makuldür, "neden olmasın" buyurur, "haracınızı ödedikten sonra!"
ABD 642 bin altın verir ve her yıl 12 bin Osmanlı altını ödemeyi kabul eder. Cezayirli Hasan Paşa önüne konan İngilizce anlaşma metnini buruşturup atar, "gidin yeniden yazın" der, "biri Türkçe olsun, diğeri Arapça!"
ABD tarihinde ilk ve tek İngilizce olmayan anlaşmaya, bizzat Başkan George Washington imza koyar. Yani kendileri vergi mükellefimiz olurlar bir bakıma.
Nereden nereye...
Gel de kahrolma!
WASHINGTON'I PARLATAN SALDIRILAR
Amerikalılar çatır çatır ayazda Delaware nehrini geçer ve New Jersey'deki askerleri esir alırlar. Washington, Yorktown muharebesinde ünlü İngiliz Generali Cornwallis'i yener ve işgale nokta koyar.