2025 yılına öyle bir hızla başladık ki, fark etmeden şubat ayının ortasına gelmişiz bile. Birçok kişi 2025'i tüm zamanların en zor yılı olarak tanımlarken, yılın ikinci yarısı için bir umut tutmaya devam edenler de var. Ben de onlardan biriyim.
Bunun için öncelikle Trump'ın uzun zamandır uzak kaldığı başkanlık koltuğuna içinde bulunduğumuz yeni şartlara göre alışması gerekiyor. Dünya çabuk değişiyor ve Trump'ın ilk göreve geldiği 8 yıl öncesine göre farklı şartların içindeyiz. Geriye dönüp bir hatırlarsak Trump'ın göreve geldiğinde WEF yani Dünya Ekonomik Forumunun risk raporunda ilk 5'te şunlar yer alıyordu:
- Kitle imha silahları
- Ekstrem doğa olayları
- Doğal afetler
- İklim değişikliğine adaptasyon zorluğu
- Su krizleri
Elbette siber saldırılardan gıda krizine, göçlerden salgın hastalıklara kadar birçok riskten bahsedilmiş ama küresel kanaat liderleri tarafından ilk 5'te yer alanlar bunlarmış. Geride kalan 8 yılda listenin altında bulunan siber saldırılar ve pandemi riski gerçekleşmiş olduğu bir risk tablosundaki maddelere biri diğerinden daha önemsiz demek pek mümkün değil. Nükleer bir savaş çıkmadı, su krizleri dünyayı savaşa sürüklemedi ama yangınlar her yeri kül etti. İklim değişikliğine adaptasyonda ciddi adımlar atıldı.
Donald Trump'ın kendisinin başlı başına bir risk olduğunu kabul etmekle beraber, WEF'in 2025 risk raporunu dikkate alarak, içinden geçtiğimiz sürecin geride bıraktığımız 8 yıla göre farklı olacağını öngörmek mümkün. Bu yıl WEF risk sınıflandırmasında farklı bir yaklaşıma giderek zaman faktörünü işin içine dâhil etmiş gözüküyor. Öncelikle 2 yıllık zaman zarfındaki risk unsurlarına bir göz atalım:
- Dezenformasyon ya da yanlış bilgi
- Ekstrem doğa olayları
- Devletler arası sıcak çatışma
- Sosyal kutuplaşma
- Siber casusluk faaliyetleri
Bundan başka çevre ve hava kirliliği, eşitsizlik, zorunlu göç, küresel ekonomik çekişmeler, insan hakları ihlalleri de ilk 10'da yer almış. Bana göre eski listeleme metoduna göre daha uygun bir yaklaşım olmuş. Ayrıca bunların varlığından haberdar edilmesi de küresel kanaat önderlerine ciddi bir uyarı da olmuş. Gerçi zaman zaman başımıza gelecek kaçınılmaz gelişmeler için "demedi deme" mesajı veriliyor gibi de geliyor.
Her ne kadar 10 yıllık öngörülere pek inanmasam da, WEF'in "şimdi değil ama yakında bunlarla uğraşacaksınız" mesajı taşıyan çalışmasına bir bakalım. Buna göre 10 yıllık risk faktörleri şunlar:
- Ekstrem doğa olayları
- Biyoçeşitliliğin azalış ve ekosistemdeki çöküş
- Küresel anlamda çevre şartlarının kritik seviyede değişimi
- Doğal kaynaklarda azalma
- Dezenformasyon ve yanlış bilgi
Bunların yanına yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi, eşitsizlik, sosyal kutuplaşma, siber casusluk, çevre ve hava kirliliği gibi riskler listede bulunuyor. Açıkçası 2 yıl içinde maruz kalacağımız birçok riskin 10 yıllık süreçte süreklilik arz edeceğini anlıyoruz. Yine de doğal kaynaklarda azalma ile biyoçeşitlilikteki zaafın attığı tokatın şiddetini 2 değil 10 içinde anlayacağımız görülüyor.
"Acaba nereye yatırım yapsam" diye düşünen yatırımcılar ya da tasarruf sahiplerinin ilerde çok parası ya da varlığı olsa da, yaşamlarını sağlıklı şekilde sürdürebilmek adına zorluk çekecekleri apaçık görünüyor. Ciddi fakirlik içinde yaşayan 1 milyara yakın insanın ne hâlde olacağını düşünmek insanın içini ürpertiyor. Bu risklerin sadece yarısının gerçekleşmesi durumunda siyasal sistemlerin tamamen değişeceği, mecburen tek merkezden yönetilen bir kaynak dağılımı politikasına dönüleceği aşikâr.
Ulus devletten tek dünya devletine geçiş için hazırlık yapıldığını WEF toplantılarından net olarak takip etmek mümkün. Enerjiden gıdaya, sudan madenlere kadar kaynakların ulusal özelliklerini kaybedeceği ancak "küresel varlık" hâline gelmeden önce tüm zamanların en büyük savaşını tecrübe edeceğimizi de söylemek mümkün. Hiçbir devlet gönül rızasıyla elindeki kaynakları dünya halklarının emrine sunmayacaktır. Dolayısıyla herkesin korktuğu "en büyük savaş"ın ayak seslerini duyuyorum sürekli.
Gördüğüm kadarıyla hiçbir senaryo bizi bu durumdan kurtaramıyor. Durmadan silahlanan ve içine kapanan ülkeler, hükûmet ve devlet kavramının birbirine karışmış olması, sertleşen siyaset ve göçler sebebiyle iyice yükselen aşırı milliyetçilik sağduyulu insanların durdurabileceği seviyeyi çoktan geçti.
İnsanlar yatırım araçlarının, firma kârlarının, günlük dertlerin peşinde koşarken insanlık yaklaşmakta olan büyük tehlikeyle alakalı akademik tartışmalardan öteye geçemiyor. Bazıları da bu risklerden sebeplenip para kazanma telaşında, hatta kendilerine sığınaklı evler inşa edenler bile var. Muazzam gelirleri ve varlıklarına rağmen belki onlar da bu gidişatı durduramayacaklarını fark ettiler, kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Milyarlarca dolar servetin bir bardak su karşısında bile anlamının kalmayacağı bir süreçte bu çabalar inanın bana gülünç geliyor.
Prof. Dr. Emre Alkin'in önceki yazıları...
Yazılanlar güzelde ya yapılanlar ne olacak, herkes menfaat peşinde, ya insanlık ve merhamet medeniyet e teslim oldu.