Helâl kazanç, helâl para… gibi tabirler dillerdedir. Ne var ki bu tabirlerin kastettiği neticelerin hakikat olması çok da kolay değildir. Helâl dendiğinde, hemen yanı başında dürüstlük, vefa kul hakkı gibi birçok başka kavram hatırlanır. İşçinin işinin hakkını vermesi, işverenin de işçinin hakkını layıkıyla ödemesi karşılıklı borçlardır. İşçi işin, işveren emeğin, bedelini noksansız şekilde vermezse orada çalışma barışının sadece adı yaşar.
Dürüstlük, vefa, kul hakkı ve buna benzer mefhumlar, Müslüman toplumda yalnızca kişiler arası kıymetler değildir. Muhatap gayrimüslim de olsa bunlara riayet lâzım gelir. Bir başka bağlayıcı kavram diğerkâmlıktır. Bencilliğin panzehri olan hasletin adıdır. Cömertliğin, cimriliğin panzehri olması gibi. Veren el olabilmek cömertlik faziletinin uygulama bulmuş şeklidir.
Enflasyon, hayat pahalılığı, yalnızca bir dönemin ve bir veya birkaç hükûmetin ve bir ve birkaç neslin başına dert ağır yükler değildir. Bunlar, sadece yönetimden doğmazlar. Üreten, tedarik eden, pazarlayan, satan ve tüketenin her birinin olayda yeri vardır. Ticari ahlâk her birini tartar.
Bir devlet için adalet ne kadar olmazsa olmaz şartsa şu dediklerimiz de bir millet için olmazsa olmaz şartlardır. 6 buçuk asır yaşamış Cihan Devleti kurma maharetini bile gösterebilmişsek bu muvaffakiyetin kaynağı, adaletten kul hakkına kadar bütün bu değerlerdir. Devletin ikbali için sarf edilen “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!!!” sözü ne demekse halkı aldatan erbabının hesap vermesi de odur.
Sanayi inkılabıyla birlikte insanların arasına makine girdi. Makinenin alın teri yoktu. Makinenin vicdanı da yoktu. İnsanlar, burjuva, proleter, beyaz yakalı-mavi yakalı, kapitalist ve emekçi… diye birçok dallara ayrıldılar.
Sınıflar doğmuştu.
Fransız İhtilalinin etkileri büyüktür. Bu ihtilalin hürriyet, uhuvvet ve müsavat diye 3 sloganı vardı. Slogan sahiplerine şunu sormak hakkımızdır: Kimden hürriyet, kiminle uhuvvet, kiminle müsavattır? Evet, kiminle kardeşlik ve eşitlik tesis edilecekti? Bu cilalı sözler, hayat bulabildi mi?
Aksi oldu…
Birçok millet hürriyetinden, insanlar kardeşlikten, fertler eşitlikten mahrum kaldılar. Emperyalizm denen sömürge siyasetleri, dünyayı talan etti. Fransız İhtilali olmasa ve ağır sanayi doğmasa belki de karası, kızılı ve sarısıyla kapitalizm ve bunların zıddı faşizm bir dönemin tarih yönlendiricisi olmayacaktı. Modern zamanlar, kuru sloganlar ve kısır kanunların mağdurudur. İdeoloji, kapital ve müstemleke esaslı düşünen batılı insan, düşünce yapısıyla diğer insanları, güdüm yahut esaretine aldı. Bu kötü gidişatta felsefe, Baharat Yolu, makine, ideoloji ile şekillenen yeni dünyada Müslümanlar dâhil doğu insanı, katiline hayranlıklar sergiledi.
Şu cümleyi daha evvel de yazdık ve söyledik:
-Biz, 4 asırdır fikir ihraç edemiyoruz!
Bu bir çığlıktır…
Anlamayanları mazur görürüz. Gündem, derinleşmeyi engellemektedir. Hâlbuki dün-bugün yarın denkleminin kurulması elzemdir.
Her sahada ve her anlamda 24 ayar alın terine ihtiyacımız olduğu görülmeli. Kol veya fikir mesaisi harcandığında bunun hakkının verilmesi gerekir…
-24 ayar alın teri!
Bu kalemden neş’et eden yeni bir deyimdir.
Bu ön şarttan hareket edilerek düne ve yarına yolculuk yapılırsa ezberler bozulur. Diplomalı, etiketli ve cemiyetine ve onun değerlerine ters düşerek yabancılaşmış, mankurtlaşmış sözde aydınların illeti inkâr, ezber ve ideolojidir.
Alın teri dökmeden hiçbir başarı ve zafer kazanılamaz.
Bütün mesele, bir damla suyun 24 ayara dönüşmesinde…