ADALET ÜZERİNE

Sesli Dinle
A -
A +
Biz Türkler, Müslüman olduğumuz 9. Asırdan 19. Asrın ortalarına kadar 10 asır boyunca İslâm Hukuku ve Örfî Hukukla adalet hayatımızı tanzim ve inşa ettik. Sadece Türkler değil, birlikte hayat sürdüğümüz Arap, Kürt, Çerkez, Arnavut… gibi çok sayıda Müslüman kavim de bizimle birlikte aynı hukuka tâbi idiler. Hukuk zaviyesinden teb’a, vatandaşlar, Müslim ve gayrimüslim diye ikiye ayrılıyordu. Müslüman olmayan ekalliyet, kendi hukukuna sahip ve kendi mahkemesine gitme imkânına sahipti. Ama; azınlıklar, Devletin resmî hukuk mercilerine müracaat hakkına da sahipti.
 
İslâm Hukukunun diğer adı şer’î hukuktur.
 
Şer’i Hukuk, edille-i şer’iye denen Kitap, Sünnet, İcmâ-i Ümmet, Kıyas-ı Fukaha unsurlarına ayrılır. Örfî Hukuk, o cemiyette öteden beri itibar edilen hukuktur. İslâm orduları bir memleketi fethettiğinde ilk yapılan işlerden biri adaleti tesistir. Alınan topraklardaki insanların dini, dili, ırzı, hürriyeti, ticareti vs. teminata bağlanır. Kazanılan bu yeni topraklar ahalisinin fetih öncesi riâyet ettiği hukuk tedkik edilerek bunlardan İslâm Hukukuna aykırı olmayan düzen, örfî hukuk, gelenek sayılarak buna uyulmaya devam edilmesine ilişilmez.
 
19. Asrın ortalarına; 3 Kasım 1839 Tarihinde Gülhâne Hatt-ı Hümâyunu ile ilân edilen Tanzimat’a kadarki bin yıl boyunca hukuk hayatımız böyledir. Tanzimat’tan sonra Avrupa hukukundan istifade başlar. Her sahada olduğu gibi hukukta da Avrupa baskın olmaya fırsat bulur. Ticaretten cezaya kadar birkaç dalda kısmî hukuk iktibaslarına gidilir. Bu husus, Meşrutiyetle de sürerek Cumhuriyete kadar gelir. Cumhuriyetin ilânından sonra 1924-28 arasında çok köklü hukuk değişikliğine gidilir. Türk Hukuk hayatı, Tanzimat ile melezleşirken Erken Cumhuriyet’te, topyekûn yabancı hukukun hakimiyetine girdi.
 
1876’ya kadar geçen Devlet hayatımızda Anayasa yoktur.
 
Anayasa 1789 Fransız İhtilali evvelinde Avrupa’da da yoktur.
 
1924 Anayasasında "Devletin Dini İslâm’dır" diye yazar. Bu madde 1928’de yerini laikliğe bırakır. İslâmiyet’in yerine laiklik ikame edilmeye başlanır. Kur’an, Ezan, Namaz, Câmi hayatındaki reform arayışlarına kapı aralanır. Bunları anlamadan Ayasofya idrak edilemez.
 
Erken Cumhuriyet döneminde kanunlar, muhtelif Avrupa memleketlerinden tercüme yanlışlarıyla birlikte kopyala-yapıştır usulüyle iktibas edilir. Bu arada başkalaşmayı korumak için Harf İnkılabı da yapılır. Birçok hukuk mevzuatı iktibas edilmiş olsa da belli başlılarıyla kaynak ülkeler şunlardır. Aile ve Borçlar Hukukunu ihtiva eden Medenî Kanun İsviçre’den, Ceza Kanunu İtalya’dan, İdare Hukuku Fransa’dan, Ticaret Kanunu Almanya’dan… bunların dışında İcra ve İflas Hukuku, İş Hukuku, Ticaret Hukuku, Malî Hukuk, Denizcilik Hukuku, Vatandaşlık Hukuku gibi daha birçok benimseme vardır ama esâsı, Medenî, Ceza, İdare ve Ticaret Hukukları teşkil eder. "Medenî Kanun" ismini yadırgamamak imkânsızdır. Bu ibareyle önceki nesiller, ecdadımız aşağılanmakta. Farklı bir isim verilebilirdi. Ne var ki mâzi topyekûn reddedildiği için özellikle bu isim seçilmiştir. Devletin, Tanzimat, Meşrutiyet ve Erken Cumhuriyet’te Avrupa’ya tahsile gönderdiği gençlerden bazıları orada değişime uğrayarak dönüşlerinde millete rağmen uygulamalara giriştiler. 
 
Bahsettiğimiz esas kanunlar, en az 50 yıl boyunca neredeyse kelimesine dokunulmadan aynen tatbik edildi. Vatandaş, kanunla inancı arasında sıkıştı. Son 40 yılda ise adı geçen kanunların hemen tamamında zaman zaman değişiklikler yapıldı. Mesela nikâhı belediye başkanı veya temsilcisi yapacak dayatması kaldırıldı. Şimdi isteyen aile, Müftülüğe de gidebiliyor.
Erken Cumhuriyetin kopyala yapıştır öfkesiyle iktibas ettiği kanunlar, geçen 40 yılda yapılan değişikliklerle 1982 Anayasası gibi yamalı bohçaya dönmüştür. Bir başka ifadeyle Tanzimat’la başlayan melez hukuk sistemi, tekrar geldi.
 
Öyle ise Cumhuriyetin ikinci asrına ve diğer taraftan Türkiye Yüzyılına girdiğimize göre her alanda olduğu gibi hukukta da soğukkanlılık ve ilmî ölçülerle hareket edip, ideolojileri uzak tutarak Cumhuriyet, Meşrutiyet ve Tanzimat öncesi bin yıllık çok zengin birikimden istifade etmeliyiz. Eğer bir Devlet 7 asır yaşadıysa, imparatorluk olduysa, en az iki düzine ırkı asırlarca hoşluk içinde yönettiyse burada mutlaka sağlam bir hukuk sistemi vardır. Artık Cumhuriyetle Saltanatı, Padişahla Cumhurbaşkanını, Laiklikle Şeriatı kavga ettirme yersizlikleri terk edilmeli ve bu huylar arkada kalmalıdır. İktibas hukuk, hata, yanlış eksikleriyle birlikte yüz senedir uygulanmakta. Çok zararlar çekildiği kesindir. Bunda ısrar etmek yerine onlardan millî bünyemize uyan maddeler muhafaza edilerek diğerleri üzerinde yeniden çalışma yapmalıdır. Bunun zamanı gelmiştir. Sadece anayasa değil topyekûn hukuk da yamalı bohça ayıbından kurtarılmalı.
 
Hukuk, millî olmazsa adalet tesîs edilemez.
 
Adalet, vatandaşın vicdanında karşılığını bulan hükümdür.
 
Adalet, yerli ve millî hukuk ve iyi yetişmiş hukukçularla inşâ edilebilir.
 
Hukuk mütefekkirlerine mutlak ihtiyaç vardır.
 
Bir iktidarın en öncelikli işi, hava savunma, yol ve bina yapma gibi hizmetlerden önce adalet eğitim ve ailedir. Diğerleri kıymetli fakat bunlar uzun vadede var olma-yok olma meselesidir.
 
Dün-bugün-yarın denklemini hassas ölçüler ve cesaretle kurabilmeliyiz.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.