Aile kurumu, bugün birçok ülkede sapkın bir saldırı altındadır:
Bazı devletler, taviz vererek sapkın saldırganların istekleri doğrultusunda kanun yollarını açmaktalar. Gayrimeşruluğa meşruluk tanımak gibi insan tabiat ve beşer ahlâkına aykırı bir çıkmaza giriyorlar. Bunun bir insan hakkı talebini yerine getirmek değil, Lût kavmi icraatının yeni şekillenmesi olduğunu ileride cemiyet olarak bataklığa döndüklerinde çok acı şekilde anlayacaklardır…
Bazı devletlerse aileyi mahiyetinden, yörüngesinden, masumiyetinden, kıymetinden koparmak isteyen sapkın şekillenmelere karşı mevzuatlarını takviye etmekte, kanunlar çıkarmakta, tedbirler almaktalar. Türkiye de bu yoldadır.
Kadına veya erkeğe şiddetin en nefret ettiren hâli, eş olma hakkı üzerinde oynanmaktır. Cenâb-ı Hak, insanı bir erkek ve bir dişi olarak yaratmıştır. Aile, iki ayrı cinsin hayatlarının birleşmesiyle kurulmaktadır. Bunun zıddı, tarihin derinliklerinden beri ağır günahların en tiksinti verenlerindendir. Zinadır. Böylesi teşebbüsler, yeni Sodom şehirleri sefilliklerine düşmek olur. Bunu yapmak Lût kavminin yolunda gitmek, ilâhî emre meydan okumaktır. Semâvî kitaplar, böylesi aşağılık fiilleri yasaklamıştır.
Memleketimizde aileyi koruma kaygısını yaşar duruma gelmiş olmamız bile dehşetli bir hâldir. Türkler, seçkin, necip bir millettir. İslâm ahlâkını yaşayarak Cihan Devletleri kurmuşlardır. Asla akıldan çıkmasın ki bizi, yarınlara tek başına teknik ve teknolojik kalkınma değil, ahlâki ulviliğimiz taşıyacaktır. Arsız tehdit o çaptaki "aile, bir kadın ve bir erkeğin evlenmesiyle" kurulur diye anayasaya madde ilave etmek zaruret hâline gelmiştir. Bununla kalmamalı. Ceza kanunu da yeniden ele alınarak anayasadaki değişiklik meyanında zinanın suç olduğu da tekrar kabul edilmelidir. Ölçü, AB-Avrupa Birliğini değil yüce Allah’ı memnun etmek olmalıdır.
Böylesine hayati bir mevzunun siyaseti, partisi, muhalefeti olmaz. Bu saldırıya karşı aileyi korumak millî bir vazifedir, meşru müdafaadır. Mukaddes bir şarttır. Mevzubahis saldırı, bölücü terörden daha az tehlikeli değildir…
Hâdiseyi, iktidar-muhalefet çekişmesi veya bir döneme mahsus gibi düşünmek, zamanı okuyamamaktır, çok yanlıştır. Varlığımızın özü azîz aileyi koruyucu anayasa değişikliğine karşı çıkan veya destek vermeyen her milletvekili ve her parti, gireceği her seçimde bunun hesabını veremeyecek ve sandığa gömülecektir.
Yazımızın başlığını bir kere daha tekrarlamak isteriz:
-Aile çürürse, millet biter, devlet çöker.
Herkese çok iş düşmekte fakat bu mücadelede Aile Bakanlığına daha çok iş düşmektedir. Atom bombası atılan ülkeler, Japonya örneğinde olduğu gibi daha sonra küllerinden yeniden doğrulup insanlık yarışında yeniden ön saflarda yer alabilmektedir. Lût kavmi sapkınlığında olanlarsa çürüyüp tarihin çöplüğünde kaybolmaya mahkûmdurlar.
Aileyi muhafazaya, korumaya dönük ceza kanunu, anayasa ve mevzuat değişikliği Türk milletinin asalet, cibilliyet, mâneviyat ve istikbâline hizmettir. Bunu yapanlar, yarın şükranla yâd edilecek, karşı çıkanlarınsa yüzleri kara olacak, kendi aile ve nesillerine bile hesap veremeyeceklerdir.
Bu söz unutulmamalı:
Aile çürürse, millet biter, devlet çöker!..