Tam da 11 Eylül üzerine enine-boyuna fikir yürütmeler beklenirken bu 11 Eylülde de Ankara'da bombalar patlamaya başladı. Savaş devam ediyor. Sayın Bülent Ecevit, bile üslubunu zorlayan kelimelerle konuşmak zorunda kalarak iki parti arasında kılıçların çekildiğini haber vermekte. Ankara savaşlarının nereye kadar varacağı belli değil. Ancak her halükârda 3 Kasım seçimleri zamanında yapılacak, dolayısıyla bu savaşın yıpranmalar haricinde hiç kimseye bir faydası olmayacaktır. Bazıları seçimlerin erteleneceği kanaatindeler. Bazıları da seçimi erteletme peşinde. Fevkalade yanlış bir yol. Türkiye'nin dışarıdan borç para alıp onu sık sık tekrarlanan erken seçimlere harcaması israftan başka bir şey değildir. Sonuçta da günahtır. Kaldı ki seçimlerin 6 ay sonraki bir tarihe atılmasının bir değeri de olmayacaktır? Bu itibarla meşru hakkını kullanan MHP'nin dava açmasını sebep göstererek hükümet yıkmaya dönük teşebbüs sürpriz olmuştur. Tasvibe şayan olması-olmaması ayrı mesele, bir partinin Anayasa Mahkemesinde dava açması neden aykırı geliyor? Dava açmak kazanmak manasına da gelmez. MHP, en başından beri AB'ye muhalifti. AB'ye muhalif bir partiyle yıllarca ortaklık yaptıktan sonra onun bir hakkını kullanması üzerine birdenbire hükümet krizine sebebiyet verecek projeler geliştirmek yurdu sisli bir atmosfere itmektir. MHP'nin çekilmesini istemek herhalde taktik bir psikolojik harekettir. Sayın Devlet Bahçeli, ANAP genel başkanının talebini hem yakışıksız buldu hem reddetti. Aynı gün MKYK da hükümette kalma veya çekilme konusunda Mesut Yılmaz'a tam yetki verdi. Herhalde çekilecektir. Galiba dövüşe dövüşe çekiliyor. O takdirde azınlık hükümetiyle bir buçuk ay doldurulur. Eğer bu yapılmayıp da çekildikten sonra önce hükümeti düşürme sonra da da seçimi erteletme manevralarına girişilirse buna "benden sonra tufan" politikası denir ki kesinlikle Türkiye'nin hayrına değildir. Seçimdir bu; kazanmak da var kaybetmek de. Fakat görülüyor ki en azından mevcut yerini muhafaza edememek sinirleri iyice yıpratmış. Sayın Mesut Yılmaz'ın yapmaya çalıştığı ne kadar tasvip edilemezse Şevket Bülent Yahnici'nin sözleri de o kadar tasvip edilemez. MHP genel başkan yardımcısı da Başbakan, adalet bakanları ve İmralı savcısını Abdullah Öcalan'a yataklık yapmakla itham etti. Keşke sayın Yahnici daha sonra beyanını yumuşatsaydı. Sözlerinin maksadını aştığını ifade etseydi. Dediklerine ileride pişman olacaktır. Onlar belli ki bir öfke ânının mahsulü. Bu ülkede başbakanların, bakanların, savcıların... ağır kusurları olabilir. Ama onlara hainlik izafe etmek ne kadar yerindedir? Türkiye'de başbakan dahi bölücü liderine yardım ve yataklık yapıyorsa geriye ne kalır? Memleket batmış, her şey bitmiş demektir. Üstelik Yahnici de burada aynen Yılmaz'ın mantık açmazına düşüyor. O beyanatlar, ada ile haberleşmeler vs neden seçim eşiğinde görüldü? Aklı selimin zedelendiği kanaatindeyiz. Hırsa kalkan ziyanla oturur. Soğukkanlı hareket edense hep kazanır. Türkiye'yi, istikbalimizi sevenler, sözlerine, mantıklarına, hırslarına dikkat ederek ülkeyi sağ-salim seçime götürsünler. Bir kabulü mümkün olmayan sözle ekonomi büyük darbeler yemekte. 2003'e çok kalmadı. Yeni seye hazırlık için ne var? Ondan haber verecek kimse mevcut mu? Bunu konuşalım.