Son ve ebedî din olan İslâmiyet, Mekke’de nâzil oldu. Yüce Allah’tan gelen vahiyler, en son ve en üstün nebi Sevgili Peygamberimiz -aleyhisselâm- vasıtasıyla insanlığa tebliğ edildi. Hicret vak’asıyla Medine vatan tutulup Devletleşme safhasına geçildi. İslâm medeniyetinin temelleri burada atıldı. Bir ırka, bir bölgeye mahsus olmayıp cihanşümul olan, topyekûn yeryüzünü kucaklayan İslâmiyet, Türkistan’a varınca gönülleri nakışlamanın yanı sıra minare minare, kubbe kubbe ufukları nakışladı. Asr-ı Saadet’ten, Kutlu Çağ’dan sonra Emevi, Abbasi, Memluklar ve Endülüs Emevileri, İslâm coğrafyasının çapını genişlettiler. Arada Eyyubiler gibi daha başka devletler de vardır.
Bu yayılmalar, sanki bir ön hazırlıktı.
Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu ise geçiş safhasıdır.
Büyük Selçuklu Hükümdarı Muhammed Alparslan, ordularıyla Anadolu güzergâhını milletine açtı. Doğudan gelip Konya merkezli olarak bu topraklara yerleşen Türkiye Selçukluları, haçlı vahşetine karşı hem imanımızı ve hem de vatanımızı korudular…
26 Ağustos 1071’te Büyük Selçuklu ordusu, Bizans ordusunu Malazgirt’te karşılayarak bozguna uğrattı. Anadolu’nun kapıları böylece açıldı. Türkiye Selçukluları, arka arkaya gelen haçlı seline karşı set olmasaydı bugün şu iklim farklı bir hayat yaşıyor olabilirdi.
1353’te sallarla Çanakkale Boğazı’ndan Rumeli’ye geçmemizden, bir başka ifadeyle Müslüman Türk, Bursa-Edirne-İstanbul, merkezli olarak bölgeye yerleştikten sonra savunmanın yerini akınlar aldı…
Asr-ı Saadet’ten itibaren İslâm Orduları için gâye bellidir:
Emr-i maruf ve nehy-i anil münker yapmak, î’lâyı kelimetullah için yaşamak. Allah’ın emir ve yasaklarını, Allah’ın kullarına bildirmek ve Allah’ın yüce ismini korumak. Osmanlı Türk Orduları bu mübarek gaye ile Konstantiniyye merkezli Şarkî Roma’yı çökertti. Macaristan’a kadar uzayan nice devleti tarihten sildi.
Hedef tek:
Emr-i maruf, nehy-i anil münker ve î’layı kelimetullah!
Bedr’in başkomutanı şanlı Peygamber’de de niyet ve hedef budur.
Yapılanlar da zaten onun yolunda gitmektir. Sultan Alparslan ve Anadolu Selçuklu Sultanlarında da hedef budur, Selahaddin Eyyubi ve Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad’da da budur.
İslam coğrafyasında ilk günden var olan, sonra bereketlenen, Selçuklu ve Osmanlıda yükselen bu cihâd aşkı, İstanbul’un o güzel muştu ile o güzel kumandan ve onun güzel askerleriyle fethedilmesinden sonra Türk’ün kalbinde, aklında ve ufkunda Kızılelma’ya dönüştü. Müslüman Türk, artık bu gaye ile yaşıyordu. Emr-i maruf, nehy-i anil münker ve yüce Allah’ın ismini hürmetli yüceliklerde tutmak! Bu gaye, taarruzlarımızda olduğu gibi müdafaalarımızda da aynı vazgeçilmez duygulardaydı. O niyet, Sırpsındığı’nda, Niğbolu’da, Bizans önlerinde var olduğu gibi Viyana’da, Mora’da, İnebahtı’da, Cezayir’de, Kırım’da, Trablusgarp’ta, Kût’ül Amâre’de, Millî Mücahade’de de diğer adıyla Millî Mücadelede, İstiklâl Harbinde, Dumlupınar’da da vardı.
26 Ağustos’la 30 Ağustos arası 4 gün.
Bu 4 güne 26 Ağustos 1071-30 Ağustos 1922 arası 9 asır sığmış.
Son Osmanlı Padişahı ve Son İslâm Halifesi Vâhideddin Han, Mustafa Kemal Paşa’yı çağırıp Samsun’a çıkma emrini verip yetkilendirdiğinde mevzubahis olan Müslüman Türk’ün asırlardır deruhte ettiği bu gaye ve ruhtan aldığı ilham ve hızla vatandan işgalci düşmanı süpürüp atmaktı…
Yahya Kemal Beyatlı, Müslüman Türk’ü “Ordu-milletlerin en çok dövüşen en sarpı!” diye tasvir ederken haklıdır. Nitekim Osmanlı bir ordu-devlettir. Bu ordu-millet ve her devriyle ordu-devlet, ilk Müslüman Türk Hakanı Abdülkerim Satuk Buğra Han’dan bugüne Fatih Sultan Mehmed Han’ın ifadesiyle “kuru-kavga ve cihangirlik için değil î’lâyı kelimetullah aşkı için” emr-i maruf ve nehy-i anil münker uğruna kılıç çekti, kalkan tuttu, gülle savurdu. Bugünkü hava savunma faaliyetlerimizin de bütünüyle anlam ve hedefi bundan başka bir şey olamaz.
Kızılelma; en nihâyetinde Allah’ın rızâsıdır.
Sevgili Peygamberimizin muhabbetidir.
Türk milleti, “Allah’ın Ordusu”dur.
Bu yüksek ruhu taşımasaydık geçmiş zaferleri kazanamaz, 15 Temmuz darbe ve işgal teşebbüsünü ezip geçemezdik…
Bedir Harbinden bugüne dek gelmiş-geçmiş bütün şehîd ve gazilerimizi rahmetle yâd ediyoruz.
Allah’ın Ordusu olma şerefini, göğsünde liyakatle taşıyan Müslüman Türk milleti, şimdilerde 15 Temmuz tahrip ve bozma teşebbüsünün bir başka şekliyle karşı karşıyadır. Bu milleti Pompei’nin son günlerine sürüklemek, bu toprakları Sodom ve Gomore bataklığına döndürme tezgâhı sinsilikle işliyor.
İnanıyoruz ki kayıplarımız olsa da bu ihanet de mağlup edilecektir.
Allah’ın Ordusu, şeytanın çapulcularına fırsat vermeyecektir.
Allahüteala razı olsun Efendim