Avrupa Birliğine girmek veya girmemek. Üçüncü bir yol yok. Ya girilecek veya girilmeyecek. Türkiye'nin AB'ye girme müracaatı 1959'da yapılmış olsa bile onun bir öncesindeki adım da gerçekte aynı esprinin tezahürüdür. Türkler, Kore'ye bir Avrupa ittifakı olan NATO'ya kabul edilmek için girdiler. Bir başka söyleyişle NATO'ya girişimizin bedeli Kore şehidlerimizdir. Bu tarihen sabit bir vakıa olduğuna göre Türkiye'de halkın AB'yi istemediği söylenebilir mi? Dönemlere bölersek kısmen yaşandı. Zira, AB yekpâre bir maziye sahip değil. Önce, Ortak Pazar diye ticari maksatlı bir kuruluş olarak ortaya çıktı. Sonra Avrupa Topluluğu ismiyle AT oldu. Derken birliğe doğru gidildi. Eğer şu gün müracaat edenlerin tamamı alınsa AB, dünyanın en kalabalık ikinci 'ülke'si olacak. Şimdi yukarıdaki NATO misalini tersine çevirelim.. Şayet, Türkiye 70'lerde birlikte davet edildiği zaman Yunanistan'la berber kuruluşa dahil olsaydı 12 Eylül 1980 Darbesi olur muydu? Türkiye'nin başına PKK diye bir dert sarılabilir miydi? 28 Şubat, sebep olanları ve cevap verenleriyle birlikte ortaya çıkabilir miydi? Bu sorulara 'evet' demek imkânsızdır. O halde 1978'deki kısır görüş, Türkiye'ye 20 yıl ve 5'i 12 Eylül sonrasında ve 30 bini de PKK mücadelesinde olmak üzere 35 bin şehide mal olmuştur. Sakatlar, haksızlıklar, genellemelerle ezilen insanlar, kavuşulamayan refah seviyesi ve daha sayılamayacak onlarca başka türlü faktörler de cabası. Mesela onlardan biri. O zaman bu kavgalar, hapisler yargılar meydana gelmeyeceği için AİHM'den dolayı yüklü tazminatlara mahkumiyet de söz konusu olmayacaktı. Şu gün dahi şehirlerimizde Çin'den Fransa'ya kadar dünyanın birçok memleketinden yabancılar yerleşmiş ticaret yapmaktalar. Bizim vatandaşlarımız da öyle. Sadece vaktinde Avrupa'ya çalışmaya gidenlerin kendileri veya çocukları değil. İş adamlarımız Avrupa'nın hemen her diyarında para kazanmaktalar. Tarihen zaten Avrupalıyız. Tâ Viyana'ya, Budapeşte'ye Belgrad'a kadar dini-kültürel miras ve hatıraları serpilmiş bir millet neden AB'den çekinsin? Geçenlerde bir dostumuz, Girit adasında tesadüfen tanışıp konuştuğu Türklerden söz etti. Bunun gibi Rodos'tan Sancak'a kadar Osmanlı Türkleri yaşıyor. Onlar, kader tarafından 1960'lardan sonra 3 milyonluk genç bir nüfusla desteklendi. Türkler bugün AB'yi istiyor mu? Evet; üstelik anketler de bunu göstermekte... Peki, halk AB'yi niçin istiyor? Önce insana yaraşır özgürlük için. Baskısız, dayatmasız bir dünyaya kavuşmak maksadıyla. Medeni şartlara, kanun gibi kanunlara ulaşmak gayesiyle. Sonra da şu kalkınmakta olan veya geri kalmış yaftalarından bir ân evvel kurtulmak ümidiyle.. AB'yi istemek bir kendine güvendir. Milletimiz.. kendine güveniyor. Ya AB'yi istemeyenler? Onları da anlayışla karşılamak lazım. İsteyenler kadar istemeyenlerin de söz hakkı var. Bir zamanlar karşı olanlar, bugün nasıl taraftarsa; bugünkü muhalifler de yarın ne kadar yersiz endişelere kapıldıklarını göreceklerdir. Şunu anlarız. AB'ye körü körüne, ne pahasına olursa olsun... gibi bir üslupla girilmez. İsmi üzerinde bu birlik. Her birlikte taraflar vardır. Tarafların olduğu yerde de karşılıklı anlaşma ve uzlaşmalar. Ne var ki bunlar yapılırken tren bir daha kaçarsa 2050 yılındaki yazarlar da hâlâ kalkınmakta olan Türkiye'nin meseleleri üzerine kalem oynatmak zorunda kalabilirler. Sevmekle, sahiplenmeyi birbirine karıştırıp yola taş koymamalı. Hayatta zamanlama çok önemli.