BAŞLAR DİK, ALINLAR AK!..

Sesli Dinle
A -
A +

Devlet-i Ebed Müddet’in altın halkası Osmanlı Cihan Devletiyle 19, 20 ve 21. Asırdaki "süper güç" namlı devletler arasındaki en temel fark adalettir. Osmanlı Devleti, "Nizâm-ı âlem"i, yeryüzü yönetimini, adalet ve hakkaniyeti esas alarak kurdu. Adalet, yalnızca Türkler, yalnızca Müslümanlar için değildi…

 

Süper güçlerse "Yeni Dünya Düzenini" gasp, sömürü, talan, riyâ ve menfaatçilik üzerine kurdular. Bu durum, Kara emperyalizmde de Kızıl emperyalizmde de Sarı emperyalizmde de değişmedi. Bundan dolayıdır ki dünya harpleri ve harpler çıktı, yüz milyonlar hayatından oldu, yüz milyonlar mazlum ve mağdur edildi.

 

Mazlumluk ve mağdurluk hâli, bugün de olanca kesafetiyle devam etmektedir. BM’nin 5’li mütegallibeleri, evvelâ bu gerçeği kabullenip geçmişleriyle hesaplaşmaları, mezalimlerini ikrar etmeleri gerekir. Bunu yaparlar mı? Ümitsiz vak’a! Yapılmayınca da kavga, kargaşa, haksızlık ve huzursuzluk bitmez…

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Eylül 2023 günü New York’ta BM Kürsüsünde söyledikleri, aslında şu dediklerimizden farklı hakikatler değildir. Bundan dolayıdır ki konuşması ülkelerin mümessilleri tarafından alkışlandı. Kendini imtiyazlı sayan, ben merkezli olarak dünyaya şekil vermeye kalkışan devletlerin delegeleri alkışa iştirak etmemiş olabilir ama alkışlayan çoğunluğu ve alkış canlılığı konuşmanın kalplerde yerini ve karşılığını bulduğunu gösterdi. Sn. Erdoğan, BM kürsüsünde ezik ve mahcup bir üçüncü dünyalı olarak değil, şahsiyetli bir Devletin hâkim bir temsilcisi edasıyla bugün dünya gündeminde ne varsa hemen hepsine satır başlarıyla temas etti. DEAŞ vs. bahanesiyle ısmarlama terör örgütleri kullananların gözünün içine baka baka "ifşa oldunuz, riyakârlığınızdan bıkıp usandık!" diyerek ayıplarını yüzlerine vurdu.

 

85 milyon Türk vatandaşının, 2 milyar Müslümanın, milyarlarca Mazlum ve Mağdur Coğrafyaların sesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı, Şarkî Türkistan’a, Arakan’a, Filistin’e, Suriye ve Irak’a, Azerbaycan, Karabağ, Ermenistan ve Ukrayna’ya, Rusya-Ukrayna çatışmasına, TDT’nın değerine, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınma gereğine, Azerbaycan’la “Tek millet iki devlet” olma gerçeğine, barış ve huzur zaruretine, aç ülkelerin buğdaya olan ihtiyacına, silahlanmaya, enflasyona, mültecilere, ırkçılığa ve en mühim mes’elemizi teşkil eden İslâm düşmanlığıyla Kur’ân-ı kerîme karşı devam eden hakaretlere, Aile’nin mutlak korunma gereğine ve daha birçok konuya temas etti.

 

Bunlar, dünya basın-yayın kuruluşlarında olumlu yankılar buldu.

 

Bu konuşma, şunu ispatlamaktadır:

 

-5’ten büyük olan dünya, bir asır sonra bugün yeniden Türk’ün varlığıyla O’nun inanç değeri İslâm şeriatından süzülmüş adaletine muhtaçtır. Olayları takip edenler de görmekte hatta süper sayılan devletlerin liderleri dahil bazı devlet adamları da kabul etmektedir ki BM-Birleşmiş Milletler Teşkilatı, yolun sonuna gelmiştir.

 

Türkiye, devrede olmasaydı Ukrayna-Rusya çatışması, önce bölge ve sonra da 3. bir dünya harbine dönüşebilirdi. Bunlar olmasa bile fakir ülkelerin yüz milyonları açlıktan perişan olacak, kitleler hâlinde ölümler yaşanacaktı. Bu felâketleri, kendileri bizatihi ihtilaf ve çatışmaların sebebi olan doymak bilmez 5’li burjuva değil, cihan çapında büyük devlet tecrübesine sahip Türk Devlet Yönetiminin müktesebat, dirayet ve cesareti önlemiştir.

 

Ömrünü tamamlamış olan sadece BM değildir. Soğuk savaş dönemi eseri olan NATO, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve belki Dünya Bankası da yıkılıp yeniden inşa edilme ihtiyacındadır. Dolar ve avro üzerinde yükselen para sisteminin dağıtılıp yeni ve adil bir iktisadi düzen kurulması şarttır.

 

Sn. Erdoğan, BM Kürsüsünde milletimizi, ümmetimizi ve mazlum halkları vakar ve liyakatle temsil etti. Bunu yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır. O Cumhurbaşkanının siyasi kimliği mühim değildir. Mühim olan kürsü hâkimiyeti, fikrî muhtevası, liderlik cesareti ve inandırıcılığıyla kazanılan itibardır.

 

Bu itibar, herkesindir, hepimizindir.

 

Türkiye’nin bu öncülüğü, yalnızca milletimizi değil, ümmeti ve mazlum coğrafyaları da cesaretlendirmiş ve kendine güven duygusunu büyütmüştür.

 

Şimdiden sonra:

 

Türkiye, eski Türkiye değildir.

 

Türk Dünyası, esarette değildir.

 

İslâm Âlemi, eski hâlinde değildir.

 

Mazlum ve mağdur coğrafyalar sahipsiz değildir.

 

Doymak bilmez sömürgeciler de artık "sahip" ve "efendi" değildir.

 

3 asırdır çekmediği çile kalmamış milletlerin bugün başı dik, alnı açıktır…

 

Yüce Allah, bize bir defa daha yüksek bir şeref ve büyük bir imkân bahşediyor. Kıymeti bilinirse devamı gelir. Aksi olursa kaybeden yalnızca biz olmayız…

 

Şu sözümüz hayati kıymettedir:

 

Önümüzdeki 50 yıl boyunca ardı ardına dünya çapında liderler çıkarmak en öncelikli vazifemizdir. Bu zincirde bir tek kopma olması, bizim için de bize ümit bağlamış milyarlar için de talihsizlik olur. Bunun vazgeçilemez şartıysa emaneti ehline vermektir.

 

Emaneti ehline vermek, mutlak adalet kaidesidir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.